Şeker Bayramı ve curcuna
Eskilerin artık çoktan unutulmuş olan “Rûzun hemîşe ıyd ola, ıydin saîd ola” diye güzel bir deyimleri vardır.
O kelimelerin bugünün dilinde tam karşılıkları bulunmadığı için, yaklaşık olarak nakletmeye çalışayım: “Her günün bayram olsun, bayramın da kutlu olsun” gibisinden bir sözdür...
Bu vesile ile hepinize hayırlı bayramlar!
Okuyucular ve seyirciler günlerdir soruyorlar: “Kurban Bayramı’na bu ismin neden verildiği adından belli, o gün kurban kesildiği için böyle denmiş... Peki, aslı ‘Ramazan Bayramı’ olan ‘Şeker Bayramı’ sözü nereden geliyor? Ramazan Bayramı’nda şeker falan dağıtma âdetimiz de olmadığı halde...”
Anlatayım:
“Şeker Bayramı” sözünün aslı “Şükür Bayramı”dır ve eskilerin Ramazan’ın tamamlanmasından sonra “Çok şükür, bir mubarek Ramazan’ı daha hayırlısı ile idrâk ettik” diye düşünmelerinden gelir.
“Şükür” ve “şeker” sözleri eski Türkçe’de aynı şekilde, “şın-kef-rı” harfleri ile yazılırlar ve hangi kelimenin kastedildiği cümlenin “siyâk”ından, yani sözün gelişinden anlaşılır. Ama, kelime tek başına yazıldığı zaman “şeker” diye de, “şükür” diye de okunabilir.
İşte, “Şükür Bayramı”nın “Şeker Bayramı” hâlini almasının sebebi, zamanla meydana gelen bu okuma karmaşasıdır. “Şükür” kelimesi uzun seneler, belki de asırlar sonra “şeker” diye okunagelmiş ve bayramın ismi de bu hâli almıştır...
Televizyonda önceki gece yaptığımız Tarihin Arka Odası, Ramazan’ın son gününe tesadüf etti.Programda bir ay boyunca Ramazan ve eski Ramazan âdetlerini ele almış, Türkiye’nin önde gelen hâfızlarının da iştiraki ile artık unutulmuş olan İstanbul ağırlıklı dinî musikimizden örnekler icra etmiş, programın sonunu da ezan saatine denk getirip konuklarımızın okudukları ezanla bitirmiştik.
Önceki gece de aynını yapmak istedik. Sabah ezanını programımıza katılan Türkiye’nin önde gelen iki hâfızı, Aziz Bahriyeli ile aynı zamanda meşhur bir bestekâr olan Âmir Ateş okuyacaklardı.
Ama ne mümkün?
Yapamadık, zira ortada ezan saati üzerinde tam bir karmaşa vardı! Diyanet, Ramazan’ın başlaması ile sahur vaktinin bittiğini göstermek maksadı ile geri aldığı ezanı ileriye, yani asıl zamanına çekmemişti! Arkadaşlar ezan saatini internetteki vakti gösteren sitelerden öğrenmeye çalıştılar ama ortaya bu defa çok daha başka bir karmaşa çıktı: Internette site açan dinî cemaatler ezan vakitlerini kendilerine göre yazmışlardı ve aralarındaki fark 20 dakikaya kadar uzanıyordu!
Dün, ezan vakti meselesinin bir türlü neden yoluna giremediğini öğrenebilmek için bazı ilâhiyatçı arkadaşlarımı aradım ve anlattıklarını dinleyince hesaplama konusunda Türkiye’de bilinenden de büyük bir anlaşmazlık yaşandığını farkettim.
Bazı hocalar, en başta da Prof. Dr. Abdülâziz Bayındır astronomlarla yaptığı hesaplamalara dayanarak Diyanet’in imsak vaktini senelerden buyana yanlış hesapladığını anlatmaya çalışırken meğerse az bile söylüyormuş...
Yaşadığımız siyasî çekişmeleri, ideolojik kutuplaşmaları, gerginlikleri, vesaireyi bir tarafa bırakın... Türkiye, güneşin doğuş ânının belirlenmesi konusunda bile artık tam bir curcunaya düşmüş vaziyettedir!
- Basın yine "Molla gidiyor!" havasına girdi ama İran'da rejim mejim değişmez!1 hafta önce
- Özgür Özel, İstanbul'da 1908'e kadar vârolan ama sonraları unutulan "Ayyaşlar Bayramı"nı canlandırıp Bekrî Mustafa'nın ruhunu şâd eyledi!2 hafta önce
- Londra'da yarın, denizcilik tarihimizin en büyük bozgunu olan İnebahtı ile ilgili belgeler mezata çıkıyor!1 ay önce
- Papa'nın gelişi, lâik ve muhafazakâr kesimdeki cahillerin saçmalama seviyelerini hayli yükseltti!1 ay önce
- Şehid olan askerler için yas ilân edilmesi geleneğimizde yoktur!1 ay önce
- Suriyeliler'i Harp Okulları'na almayalım da İsrail yahut Yunanistan mı yetiştirsin?2 ay önce
- Cumhuriyet'in ilânının 102. yıldönümünde bir akademik cehalet ve ilmî sefalet örneği2 ay önce
- Suriye, neredeyse bir asırdan bu yana kutladığı Osmanlı düşmanlığı bayramını iptal etti!2 ay önce
- Niyazi Bey3 ay önce
- Ruhban Okulu korkusu2 ay önce