Rezaletin böylesi!
Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün müze yapılması şartıyla Ahmet Ertegün'e restore ettirdiği Üsküdar'daki 17 dönümlük Özbekler Tekkesi önce soyduruldu, ardından müze projesinden vazgeçildi ve tekke şimdi özel vakıflara kiralanmak üzere!
İstiklâl Harbi'nde işgale karşı direnişin en önemli mekânlarından olan Üsküdar'daki Özbekler Tekkesi'nde tam bir rezalet yaşanıyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü, Birleşik Amerika'nın önde gelen müzik yapımcılarından Ahmet Ertegün'ün dedelerine ait olan tekkeyi "müze yapacakları" vaadi ile Ertegün'e restore ettirdi, aile elinde bulunan tarihî eserleri de kurulacak müzede teşhir edilmek üzere Vakıflar'a bağışladı ama önce eserler çaldırıldı, ardından da müze projesinden vazgeçildi ve 17 dönümlük arazi ile tekkenin binaları şimdi özel vakıflara kiralanmak üzere!
BİR TÜRLÜ PAYLAŞILAMAYAN ÜSKÜDAR'DAKİ 'ÖZBEKLER TEKKESİ'
İstanbul'un göbeğinde, Üsküdar'da bulunan ve hem kültür, hem de Kurtuluş Savaşı tarihi açısından çok büyük önem taşıyan bir mekânda, son günlerde büyük bir rezalet yaşanıyor...
Sözkonusu mekân, Üsküdar'dan Sultantepe'ye çıkan yokuşun üzerinde yeralan ve asırlar öncesinden buyana gelen önemli bir kültür merkezi kimliği taşımasının yanısıra İstiklâl Harbi senelerinde işgale karşı direnişin merkezlerinden olan; İsmet İnönü, Mehmed Akif Ersoy ve Halide Edip Adıvar gibi millî mücadelenin sembol isimlerinin Anadolu'ya gizlice geçebilmek için üs olarak kullandıkları Özbekler Tekkesi...
PROTOKOL YAPILDI AMA...
Bu tarihî mekânda bakın, neler yaşanıyor...
Tekkenin şeyhlerinin soyundan gelen ve Amerika'nın önde gelen müzik yapım şirketlerinden Atlantic Recors'un sahibi Ahmet Ertegün, 2006'daki ölümünden önce, Boğaz sırtlarındaki 17 dönüm arazinin üzerindeki 21 odalık muhteşem mekânı "müze dışında herhangi bir amaçla kullanılmaması" şartıyla büyük paralar harcayarak restore ettirdi ve Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne devretti. Ertegün'ün avukatları ile Vakıflar arasında imzalanan bir protokolle de tekkenin müze yapılması işi resmiyet kazandı.
Vakıflar Genel Müdürlüğü, protokolün ardından, 2008'de, tekke şeyhlerinin soyundan gelenlerin elinde bulunan ve aileye ait olan ikiyüzden fazla tarihî eseri "müzeye koyacaklarını" söyleyerek ayrı bir protokolle bağış olarak aldılar. Eserler, tekkenin restore edilen bölümüne yerleştirildi, binaya bir müdür ile korumalar tayin edildi ve tekke 2011 Ekimi'nin ilk haftasında soyuldu! Hırsızlar elyazması Kur'anlar ile çok sayıda fermanı ve en önemli hattatların elinden çıkma levhaları çaldılar. Çalınan eserlerin bir kısmı daha sonra bulundu ama bazılarının izine ulaşılamadı.
ÇALINTI MAL MEZATTA ÇIKTI
Soruşturma devam ederken, bu hafta tuhaf bir gelişme oldu: Çalınan hatlardan biri olan ve 19. asrın en büyük hattatlarından Ali Haydar Efendi'nin imzasını taşıyan eserin, 6 Mayıs günü İstanbul'da yapılacak olan müzayedede 6 bin lira başlangıç fiyatı ile mezata çıkartıldığı bir ihbar üzerine öğrenildi ve esere elkondu. Her mezat öncesinde o mezatın kataloğunda yeralan eserleri incelemekle görevli makamların çalındığı polis tarafından heryere bildirilmiş olan bu hat levhasını neden farketmediği ise, anlaşılamadı!
Nihayet son aşamaya gelindi ve asıl rezalet işte şimdi yaşanıyor: İstanbul'un senelerce önemli bir kültür merkezi olan, İstiklâl Savaşı yıllarında Kuvâ-yı Milliye tarafından üs olarak kullanılan ve "müze yapılacağı" vaadi ile Ahmet Ertegün'e servet harcattırılarak restore ettirilen Özbekler Tekkesi'nin müzeye çevrilme projesi bir tarafa bırakıldı ve Boğaz sırtlarındaki muhteşem mekân, arazisi ile beraber kiraya verilmek üzere görücüye çıkarıldı! Kiracı adaylarından biri gidip öteki geldi, 17 dönümlük araziyi ve arazinin üzerindeki binaları gezip kira pazarlığı yaptılar ve mekânın yine Üsküdar'da bulunan bir başka vakfa kiralanmasına karar verilip kira sözleşmesi onay için Ankara'ya, Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne gönderildi...
Türkiye'de son zamanlarda moda hâline gelen bir tuhaflık, herhalde dikkatinizi çekmiştir: "Sivil toplum örgütü" olduklarını iddia eden, devletten bina tahsisi sağlayan ve bütün faaliyetleri elde ettikleri mükellef mekânlara yan gelip yatmaktan ibaret kalan bazı özel vakıflar ile dernekler, İstanbul'da son senelerde tarihî binalara göz dikip tahsis sağlayabilmek için birbirlerini yemekle meşguller...
YENİKAPI'YA DA GÖZ DİKİLMİŞTİ
Didişmenin son örneklerinden biri, Yenikapı Mevlevîhanesi'nde yaşanmıştı... Bazı vakıflar, mükemmel şekilde restore edilen Mevlevîhane'yi kendilerine tahsis ettirebilmek için her yolu denemişler ama Itrî ve Dede Efendi gibi çok sayıda büyük sanatkârın yetiştiği İstanbul'un bu çok önemli kültür merkezi için doğru bir karar verilmiş ve Yenikapı Mevlevîhanesi derneklere yahut özel vakıflara değil, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın talimatı ile bir üniversiteye tahsis edilmişti.
İŞ, BÜLENT ARINÇ'A DÜŞÜYOR
İş, şimdi Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün bağlı olduğu Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a düşüyor... Bülent Bey, Özbekler Tekkesi'nin pazarlanması işine ve önceden imzalanmış bütün protokollere aykırı olan kira sözleşmesi girişimlerini durdurduğu takdirde bu çok önemli tarihî mekânı kurtarmakla kalmayacak, vakıf mallarının Türkiye'de zannedildiği gibi artık "Yağma Hasan'ın böreği" hâline gelmediğini ve ecdad yâdigârı eserlere hâlâ itina ve hürmet gösterildiğini ispat etmiş olacaktır!
Mehmed Âkif, İsmet Paşa ve Halide Edip, Anadolu'ya bu tekkeden geçtiler
Özbekler Tekkesi'nin, Millî Mücadele tarihimizde önemli bir yeri vardı. Kuvâ-yı Milliye'ye katılmak isteyen çok sayıda milliyetçi, Anadolu'ya gizli direniş teşkilâtı tarafından ve Özbekler Tekkesi üzerinden gönderilmişlerdi.
Dergâhların 1925'te kapatılması sırasında tekkenin son şeyhi olan Atâ Efendi, işgal yıllarında direniş maksadıyla kurulan Karakol Teşkilâtı'nın önde gelen mensuplarındandı. Şeyhliğini yaptığı tekkeyi Kuvâ-yı Milliye'ye katılabilmek için Anadolu'ya geçmek isteyenlerin ilk durağı haline getirmiş, gündüzleri şehirde dolaşarak halkı sabra davet edip zaferin eninde sonunda kazanılacağı konusunda iknaya çalışmış, geceleri de tekkesinden Anadolu'ya geçişleri sağlamıştı.
İNGİLİZLER TEKKEYİ BASTI
Özbekler Tekkesi'nden Anadolu'ya sadece Millî Mücadeleciler değil silâh ve mühimmat da gönderiliyor, İstanbul'da işgal kuvvetleri ile girişilen çatışmalarda yaralananlar da burada tedavi ediliyordu.
İngiliz birlikleri tekkeyi bir gün bastılar ve Şeyh Atâ Efendi'yi tutukladılar. Atâ Efendi'nin Anadolu ile yakın temasta olduğu hissedilmiş ve uzun zaman takip edilmişti ama İngilizler, delil bulamadıkları için Şeyh'i birkaç gün sonra serbest bıraktılar.
İsmet Paşa, Mehmed Âkif Ersoy, Celâleddin Ârif Bey, Ali Fuad Cebesoy'un babası İsmail Fazıl Paşa, Halide Edip Adıvar ile eşi Adnan Adıvar ve daha birçok kişi, Anadolu'ya o günlerde Özbekler Tekkesi üzerinden geçmişlerdi.
AHMED YESEVİ SİSTEMİ
Özbekler Tekkesi, 18. yüzyılda Orta Asya taraflarından hacca gitmek için yola çıkan ve Mekke'ye İstanbul üzerinden uzanmak isteyenlerin misafir edilmeleri maksadıyla inşa edilmiş bir Nakşibendî dergâhı idi. 1755'te Maraş Valisi Abdullah Paşa tarafından kuruldu. 19. asırda Sultan Abdülmecid ve Abdülhamid tarafından restore ettirildi, büyütüldü ve tam teşekküllü bir dergâh hâline getirildi. Orta Asya'dan İstanbul'a gelen hacı adaylarının konaklama mekânı olmasının yanısıra, İstanbul'da pek bilinmeyen ve Orta Asya'ya mahsus "Ahmed Yesevî" sistemini de temsil ediyordu.
Tekkede zikirden ve Nakşîler'e mahsus "hatm-i hâcegân"dan sonra Ahmed Yesevî'nin doğu Türkçesi ile yazdığı şiirler ilâhi şeklinde terennüm edilir, kandil gecelerinde Çağatayca ve Uygurca ilâhiler okunurdu. Yine kandillerde, özellikle de Kadir gecelerinde içerisine et, bol havuç ve ince kıyılmış portakal kabuğunun konduğu "Özbek pilâvı" pişirilir, dervişler ile ziyaretçilere ikram edilirdi.
Tekkenin kuruluşundan sonraki altıncı şeyhi olan Mehmed Sadık Efendi, zamanının önemli ebrucularından idi ve çok sayıda talebe yetiştirmişti. Sadık Efendi'nin büyük oğlu ve tekkenin daha sonraki şeyhi İbrahim Edhem Efendi ise, "hezârfen" yani "bin fen sahibi" diye tanınmış; ebruculuktan marangozluğa, oymacılıktan matbaacılığa, hattatlıktan dokumacılığa ve makineler icadına kadar birçok alanda üstad kabul edilmişti.
HAVUÇLU ÖZBEK PİLAVI
Üsküdar'daki tekkede 1855 ile 1904 seneleri arasında, yani tam 49 sene boyunca şeyhlik yapan İbrahim Edhem Efendi, tekkesini bir ilim ve sanat merkezi haline getirdi. O devrin önde gelen ilim adamları ve sanatçılar, tekkenin müdavimi oldular. Dergâh'ın tekkelerin 1925'te kapatılmasından önceki son şeyhi Atâ Efendi idi ve mekân onun şeyhliği sırasında, özellikle de Birinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan işgal günlerinde İstanbul'un önemli siyasî merkezlerinden biri halini aldı.
Atâ Efendi'nin 1936'da vefatından sonra, tekkenin başına kardeşi Necmeddin Özbekkangay geçti. "Özbekler Şeyhi" diye bilinen Necmeddin Efendi'nin şeyhliği sembolikti, zira tekkeler artık kapatılmıştı ve Necmeddin Efendi de, tekkenin ikametgâh olarak kullandığı selâmlık kısmını bir kültür, özellikle de musiki merkezi haline getirdi. Avludaki tevhidhanede belli zamanlarda toplanılır, Özbek pilâvının ardından sohbetler edilir ve musiki yapılırdı.
BAHÇEDE AİLE MEZARLIĞI VAR
Özbekler Tekkesi sadece sanatçılar ve bilim adamları yetiştirmedi, şeyh ailesinden de tanınmış birçok isim çıktı...
Meselâ, Lozan görüşmelerine Ankara'nın hukuk müşaviri olarak katılan, daha sonra Türkiye'nin Washington Büyükelçiliği'ni yapan, cenazesi 1946'da Missouri gemisi ile İstanbul'a getirilen ve ismi tekkenin bulunduğu sokağa verilen Münir Ertegün, Özbekler'in meşhur şeyhi İbrahim Edhem'in torunu idi ve tekkeye defnedildi. Onun oğlu ve Amerika'nın önde gelen müzik yapımcılarından olan Ahmet Ertegün'ü de New York'ta 2006'da vefat edince dedelerinin yanına, Özbekler Tekkesi'ne defnettiler.
Vakıflar'ın "görücüye" çıkarttığı Özbekler Tekkesi'nin son şeyhi Atâ Efendi'nin bir diğer torunu, şimdi magazin gündemimizin önemli isimlerinden biri: Reklamcılığının yanısıra olaylı evlilikleri ile de tanınan Ali Taran...
- Basın yine "Molla gidiyor!" havasına girdi ama İran'da rejim mejim değişmez!1 hafta önce
- Özgür Özel, İstanbul'da 1908'e kadar vârolan ama sonraları unutulan "Ayyaşlar Bayramı"nı canlandırıp Bekrî Mustafa'nın ruhunu şâd eyledi!2 hafta önce
- Londra'da yarın, denizcilik tarihimizin en büyük bozgunu olan İnebahtı ile ilgili belgeler mezata çıkıyor!4 hafta önce
- Papa'nın gelişi, lâik ve muhafazakâr kesimdeki cahillerin saçmalama seviyelerini hayli yükseltti!4 hafta önce
- Şehid olan askerler için yas ilân edilmesi geleneğimizde yoktur!1 ay önce
- Suriyeliler'i Harp Okulları'na almayalım da İsrail yahut Yunanistan mı yetiştirsin?2 ay önce
- Cumhuriyet'in ilânının 102. yıldönümünde bir akademik cehalet ve ilmî sefalet örneği1 ay önce
- Suriye, neredeyse bir asırdan bu yana kutladığı Osmanlı düşmanlığı bayramını iptal etti!2 ay önce
- Niyazi Bey3 ay önce
- Ruhban Okulu korkusu2 ay önce