'Rejimi koruyup kollama' görevinin İkinci Mahmud'dan buyana 167 senelik öyküsü
Bizde bütün darbelerin hukukî kaynağı olarak gösterilen meşhur 35. maddenin geçmişi, İkinci Mahmud'un 1836'da zamanın genelkurmay başkanı olan "Serasker"i devlet protokolünde sadrazam ve şeyhülislâm ile aynı seviyeye çıkartmasına dayanır.
TSK'nın İç Hizmet Kanunu'ndaki meşhur 35. maddesinin değişmesi için Meclis'e kanun teklifi verildi. Cumhuriyet döneminde bugüne kadar yaşanan bütün askerî darbelerin hukukî kaynağı olarak gösterilen 35. maddenin geçmişi bundan 167 yıl önceye, İkinci Mahmud zamanında devlet protokolünde yapılan bir değişikliğe dayanır.
AK Parti, Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin İç Hizmet Kanunu'ndaki meşhur 35. maddenin değiştirilmesi için kanun teklifi verdi. Teklif, Meclis'te büyük ihtimalle önümüzdeki hafta ele alınacak.
Mâlûm maddenin metnini herhalde bilirsiniz. "Silâhlı Kuvvetler'in vazifesi, Türk yurdunu ve anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti'ni korumak ve kollamaktır" denir ve Türkiye'de bugüne kadar yapılan bütün askeri müdahalelere dayanak olarak maddede geçen bu "koruma ve kollama görevi" gösterilmiştir.
Tasarıda metin değiştiriliyor ve "Silâhlı Kuvvetler'in vazifesi; yurtdışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak, caydırıcılık sağlayacak şekilde askeri gücün muhafazasını ve güçlendirilmesini sağlamak, Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla yurtdışında verilen görevleri yapmak ve uluslararası barışın sağlanmasına yardımcı olmaktır" şekline getiriliyor.
VESAYET SİSTEMİNİN KAYNAĞI
Burada kanunlarda değişiklikler yapmakla darbe hevesinin önüne geçmenin mümkün olup olmadığı konusuna temas etmeden askerin siyasî hayatımızda ne zaman ve hangi şartlar altında yer edinmiş olduğunu yani uzun seneler boyunca vârolan ve "vesayet sistemi" denen uygulamanın nereden kaynaklandığını anlatayım...
Ordunun siyasî hayatımızda etkili şekilde rol oynayacak bir konuma gelmesi, İkinci Mahmud'un 1836'da yaptığı bir protokol değişikliğine dayanır. Askerler, özellikle de yeniçeriler, o zamana kadar istekleri yerine getirilmediğinde yahut memlekette hoşlarına gitmeyen birşeyler olduğunda kazanlarını devirip padişahı da, vezirleri de alaşağı etmiş, hattâ öldürmüşlerdi ama "koruma ve kollama" görevini üstlenmeleri İkinci Mahmud'un yaptığı protokol değişikliği ile başlamıştı.
İşte, bizde az bilinen bu protokol değişikliği hadisesinin ayrıntıları...
Üçüncü Selim'in "Nizam-ı Cedid" isimli yeni bir ordu kurma çabasını 1807'de tahtından edilmekle ve bir sene sonra da canında olmakla ödemesinden ders alan İkinci Mahmud 1826'da Yeniçeri Ocağı'nı ortadan kaldırmış ve hemen ardından "Asâkir-i Mansure-i Muhammediyye", yani "Hazret-i Muhammed'in Muzaffer Askerleri" adı verilen yeni bir ordu teşkil etmişti. Orduya bu ismin verilmesinin sebebi halkın, ulemânın ve medrese talebesinin desteğini sağlayabilmekti.
Mansure Ordusu'nun kanunu 7 Temmuz 1826'da yayınlandı. Gönüllülerden seçilecek olan askerler 12 yıl boyunca görev yapacaklardı ve ordunun mevcudu başlangıçta 12 bin kişi olacaktı.
KARALAMA KAMPANYASI BAŞLATTI
İkinci Mahmud, bu yeni yapılanma sırasında artık mevcud olmayan yeniçeri ocağını halkın gözünde daha da aşağılara çekebilmek için yoğun bir propaganda faaliyeti başlattı. Yazdırdığı kitaplarda yeniçerilerin nasıl din ve devlet düşmanı hâline geldiklerini anlattırıyor, taşradaki idarecilere gönderdiği fermanlarda da halkın yeniçerilerin hatırasından bile nefret etmelerinin sağlanmasını emrediyordu. Karalama faaliyeti sırasında ortaya her türlü iddia atılıyor ve "Sultana isyan eden bu eşkiya Kur'an'-ı Kerîm'i bile bıçaklarla parça parça etmişlerdi. Bunlar işte böyle dinsiz heriflerdi" şeklinde ifadeler kullanılıyordu.
İkinci Mahmud, vilâyetlere Yeniçeri Ocağı'nın ardından kurduğu yeni orduyu tanıtan fermanlar da gönderiyordu. Fermanlarda, yeniçeriliğin "Kur'an'ın emirleri doğrultusunda ortadan kaldırıldığı", Mansure Ordusu'ndaki askerlerin dini bütün şekilde yetiştirildikleri, kışlalarında dinî bilgilerin verileceği okulların bulunduğu, her gün en az bir defa Kur'an okunduğunu ve vakit namazlarının cemaatle kılınmasının da kanunun emri olduğu söyleniyordu.
Hükümdar, Mansure Ordusu'nu kurmasından hemen sonra, bugünün Genelkurmay Başkanlığı'nın karşılığı gibi olan yeni bir makam teşkil etti ve bu makama "Seraskerlik" ismi verildi.
İmparatorluğun ilk seraskeri, yeniçerilerin ortadan kaldırılmasında büyük faydası görülen Ağa Hüseyin Paşa idi. Önceleri sadece Mansure Ordusu'na kumanda eden Paşa zamanla bütün kara birliklerinin kumandanı oldu, Süleymaniye'de şimdi İstanbul Müftülüğü'nün bulunduğu ve daha önceleri yeniçeri ağalarına ait olan binaya yerleşti, ardından yine bugün İstanbul Üniversitesi'nin merkez binası olan Bayezid'deki mekâna nakletti ve Bayezid, Birinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar önce "seraskerlik", ardından da "Harbiye Nezareti" oldu.
PADİŞAHTAN SONRA GELEN MAKAM
Asıl değişiklik, Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasından on sene sonra, 1836'da yapıldı. İkinci Mahmud devlet protokolüne yepyeni bir şekil verdi ve ordunun başında bulunan seraskeri, imparatorluğun başbakanı olan sadrazam ve şeyhülislâm ile teşrifatta aynı seviyeye getirdi. Sadrazam ve şeyhülislâm devlette o zamana kadar etkin şekilde nasıl söz sahibi iseler, artık serasker de aynı derecede söz sahibi ve padişahtan sonra gelen üç kişiden biri idi...
Ordunun iktidar üzerinde bir buçuk asır boyunca devam eden etkinliği, İkinci Mahmud'un yaptığı işte bu protokol değişikliği ile başladı ve askerler, idarî ve siyasî yapının temel yapılarından biri halini aldılar, "rejimi koruma ve kollama görevi" de bunun ardından geldi.
Reformcu paşanın hızına padişah bile yetişememiş, 'Yavaş ol baba!' demişti
İkinci Mahmud, yeniçerileri ortadan kaldırmasından sonra kurduğu "Asâkir-i Mansure-i Muhammediye" ordusunun ciddî bir askerî güç haline gelmesi için Avrupa birliklerini örnek almış ve batı ülkelerinden uzmanlar getirtmişti.
YAŞLI PAŞA, GENÇ HÜKÜMDAR
O zamanın Almanya'sından yani Prusya'dan davet edilen Helmuth von Moltke ve İngiltere'den gelen Adolphus Slade ile diğer uzmanlar sayesinde yeni ordunun gücünün arttırılmasına çalışıldığı sırada, hükümdara en fazla desteği veren kişi oldukça ileri yaşta bulunan Serasker Hüsrev Paşa idi. Hüsrev Paşa, Avrupa'daki askerî yayınları Türkçe'ye tercüme ettirip bastırırken reformların en hızlı savunuculuğunu da yapıyor ve modernleşme işinde fazla ileriye gittiği zamanlarda İkinci Mahmud "Yavaş ol baba, biraz ağır git!" diye uyarıda bulunmak zorunda kalıyordu.
İkinci Mahmud ile Hüsrev Paşa'nın yaptıkları yenilikler arasında askerî tıbbiye ve eczacılık okullarının kurulmasının yanısıra 1831'de timar sisteminin kaldırılarak arazilerin hazineye devredilmesi, 1834'te Mehterhâne'nin kaldırılması ve yerini Avrupa'dan örnek alınan modern bir bandonun yani Muzıka-yı Hümâyûn'un alması, aynı sene "Redif Teşkilâtı" denen ihtiyat ordusunun oluşturulması ve en nihayet Harbiye Mektebi'nin açılması gibi o zaman için çok önemli olan reformlar vardı.
Hükümdarın ve Hüsrev Paşa'nın askerî alandaki bu reformlarından bazıları, Türkiye'de bulunan Avrupalı uzmanların bile tepkisini çekmiş, hattâ gereksiz bulunmuştu.
Meselâ, Mansure Ordusu'ndaki askerlere giydirilen pantalonlar çok dar olduğu için askerin hareket kabiliyetini kısıtlıyordu ama asıl zorluk, süvari birliklerinde asırlardır kullanılan geleneksel eğerlerin yerine Avrupa eğerlerinin kullanılması mecburiyetinin getirilmesiydi.
ATIN EĞERİ BİLE DEĞİŞTİ
Osmanlı ordusunda askerî danışman olarak bulunan ve bizde "Müşavir Paşa" olarak bilinen sonraki senelerin İngiliz amirali Sir Adolphus Slade, hatıralarında bu eğer değişikliğinden bahsederken "Türkler'in kullanışı son derece rahat olan kendi eğerlerinin yerine bizim rahatsızlık veren eğerlerimizi almaları gereksizdi ve süvarinin hareket kabiliyeti kısıtlanıyordu. Ama hükümdar değişikliğin şart olduğuna o kadar inanmıştı ki, kumandanlarından birine eski tarz eğer kullanmakta ısrar ettiği için askerin gözü önünde sopa çektirmişti" diye yazacaktı.
- Basın yine "Molla gidiyor!" havasına girdi ama İran'da rejim mejim değişmez!1 hafta önce
- Özgür Özel, İstanbul'da 1908'e kadar vârolan ama sonraları unutulan "Ayyaşlar Bayramı"nı canlandırıp Bekrî Mustafa'nın ruhunu şâd eyledi!2 hafta önce
- Londra'da yarın, denizcilik tarihimizin en büyük bozgunu olan İnebahtı ile ilgili belgeler mezata çıkıyor!1 ay önce
- Papa'nın gelişi, lâik ve muhafazakâr kesimdeki cahillerin saçmalama seviyelerini hayli yükseltti!4 hafta önce
- Şehid olan askerler için yas ilân edilmesi geleneğimizde yoktur!1 ay önce
- Suriyeliler'i Harp Okulları'na almayalım da İsrail yahut Yunanistan mı yetiştirsin?2 ay önce
- Cumhuriyet'in ilânının 102. yıldönümünde bir akademik cehalet ve ilmî sefalet örneği1 ay önce
- Suriye, neredeyse bir asırdan bu yana kutladığı Osmanlı düşmanlığı bayramını iptal etti!2 ay önce
- Niyazi Bey3 ay önce
- Ruhban Okulu korkusu2 ay önce