Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

YARIN, Sultan Abdülhamid'in vefatının 96. yıldönümü...

Hayata 10 Şubat 1918'de Beylerbeyi Sarayı'nda dünyadan seneler boyu irtibatı kesilmiş vaziyette siyasî bir mahkûm gibi veda eden Sultan Abdülhamid, son dönem Türk Tarihi'nin en tartışmalı isimlerindendir. Genlerimize kadar işlemiş olan "ifrat-tefrit" âdetimiz sayesinde bir kesime göre masum bir "Ulu Hakan", diğerlerine göre ise müstebit "Kızıl Sultan"dır ve bu kamplaşma yüzünden Abdülhamid hakkında şimdiye kadar tarafsız, dört başı mâmur bir çalışma pek yapılamamıştır...

SARAYDA DOĞDU

Bugün Sultan Abdülhamid'den ziyade kızlarından birinden, 1887'de Yıldız Sarayı'nda doğan, hayatının 28 senesini kavurucu ve azap dolu bir sürgünde geçiren ve 1960'ta İstanbul'da vefat eden Ayşe Sultan'dan söz etmek istedim...

Ayşe Sultan ve üç çocuğu 1924 Mart'ında Osmanlı hanedanlarının bütün mensupları ile beraber Türkiye'den sınırdışı edilmiş, aile Fransa'ya yerleşmiş ve hükümdarın kızı hayatını maddî sıkıntılar içerisinde devam ettirebilmişti.

Bu sayfada Ayşe Sultan'ın hasta olan ama parasızlık yüzünden hastahaneye yatırılamayan küçük oğlu Abdülhamid'i tedavi ettirebilmek için nasıl çırpındığını gösteren bazı mektupları yeralıyor...

ÇIRPINAN BİR ANNE

Bu mektupları yazan kişinin bir zamanların koskoca bir hükümdarının, Sultan Abdülhamid'in kızı olduğunu bir anlığına unutun ve gözünüzün önüne hasta olan oğlunu tedavi ettirebilmek için çabalayan bir annenin ıztırabını getirmeye çalışın...

'Gözyaşlarım akıyor, elimden duadan başka birşey gelmiyor!'

SULTAN Abdülhamid'in kızı Ayşe Sultan, amcası Sultan Vahideddin'in kızı Sabiha Sultan'a 17 Temmuz 1951'de Paris'ten gönderdiği mektupta hasta olan küçük oğlu Abdülhamid'in tedavisi için 100 İngiliz lirası yardım ricasında bulunuyor:

* "İki gözüm sevgili hemşirem,

Eğer bir mecburiyet altında olmasa idim yazmaz ve rica ile rahatsız etmezdim. Zekiye Sultan hemşireye yaptığın iyiliklere minnettar iken kendim için de sana yalvarmaya ve iz'ac etmeye mecbur oldum. İçler acısı oğlum Hamid bir aydır büyük krizler geçirerek hayatı ile mücadele etmektedir. Ne yapacağımı bilmeyerek şaşkın, meyus, bitkin, gözyaşlarımla kaldım. Doktorlar hemen derhal hastahaneye girip tedavi edilmesi lüzum-ı kat'isini söylüyorlar. Aksi halde maazallah hayatı tehlikededir. Oğullarım ancak benim ekmeğimi temin ediyorlar. Geçen sene büyük hastalık ve ameliyat geçirdim. Oğlum elindekini bana sarfetti. Ayrıca muavenet edecek bir halde değildir. Ne yapacağımı bilmiyorum. Bana yüz lira göndermen mümkün müdür kardeşim? Eğer bana bu iyiliği edersen oğlumun hayatını kurtaracaksın. Senin nasıl şefkatli bir anne olduğunu biliyorum. Benim bu felâketimde yardım etmeni rica ederim. Mektubumu yazarken gözyaşlarım akıyor. Allah sana evlâdlarını bağışlasın. Cevabını serîan (hızlı şekilde) bekleyerek yardımını tekrar rica eder muhabbetle gözlerinden öperim sevgili kardeşim.

Ayşe.

Hemşireciğim, hâlimi iyi anlamanız için bunu da ilâve ediyorum. Hastahane günde iki bin dört yüzden aşağı yoktur. Radyo (rontgen) ve ilaç paraları doktor ücretleri de ayrıca verilecektir, artık vaziyetimi anlarsın kardeşim".

Mısır prensleri ile evli olan üç kızı ile beraber o sırada İsviçre'de bulunan Sabiha Sultan, kuzeninin talebini küçük kızı Neclâ Sultan vasıtası ile yerine getiriyor ve Ayşe Sultan, 20 Ağustos 1951 günü Sabiha Sultan'a yine mektupla teşekkür ediyor:

* "Sevgili hemşireciğim,

Sevgili Neclâ'nın göndermiş olduğu meblâğ elime geçti. Ne kadar memnun olduğumu, sana ve sevgili evlâdına nasıl dua ettiğimi ancak Allah bilir kardeşçiğim. Böyle sıkıntılı günümde bana yetiştiniz. Rabbim sizlere hiçbir sıkıntı vermesin, evlâtlarının saadetini daim etsin. Elimden gelen dua ve teşekkürdür kardeşim. Şimdi oğlum Maison Repo'dadır ("maison de repos", dinlenme evi). Bu ayın sonuna kadar orada kalacak. Doktorların avdetinden sonra operasyonu yapılacak. Hergün gidip iki saat yanında kalıyorum. Kalben çok üzüntü içindeyim. Allahın bana kuvvet ve cesaret vermesine dua ediniz kardeşciğim.

Bütün kalbimle yanaklarından, gözlerinden öper, cümlenizi Rabbime emanet ederim.

Ayşe".

Ayşe Sultan, oğlunun doktor ve hastahane parasını gönderen Neclâ Sultan'a da aynı gün bir teşekkür mektubu yazıyor:

* "Sevgili kızım!

Nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum. Yaptığın bu iyiliğin mükâfatını Rabbim sana ihsan etsin inşaallah. Mini mini yavrunu kemâl-i âfiyetle büyütür ve ailece daima mes'ud bir hayat geçirirsin evlâdım. Elimden gelen duadır kızım. Muhterem zevcine de selâm ve hürmetler eder, güzel gözlerinden muhabbetle öperim kızım.

Ayşe

Leffen (ilişikte) validene gönderdiğim mektubu kendisine vermeni rica eder, hemşirelerinin de gözlerinden öperim. Neslişah ile yengem muhabbetle selâmlarını takdim ederler".

Abdülhamid'in aleyhindeki en ağır yazı, sağ kesimin çok önemli bir ismine aittir

SULTAN Abdülhamid'in aleyhinde kaleme alınan yazılar arasında görebildiğim en serti hükümdarın muhaliflerinden bir Jöntürk'e yahut önde gelen bir İttihadçı'ya değil, Türk sağının güçlü kalemlerinden birine aittir: "Fatih Harbiye", "Dokuzuncu Hariciye Koğuşu", "Yalnızız" ve "Matmazel Noraliya'nın Koltuğu" gibi çok sayıda romanın sahibi gazeteci ve düşünce adamı Peyami Safa'ya...

DERGİDEN YAZMA TEKLİFLERİ

Yazının hüzünlü bir öyküsü vardır:

Ayşe Sultan, Adnan Menderes Hükümeti'nin 1952'de çıkardığı ve hanedanın kadın mensuplarının Türkiye'ye girebilmelerine imkân sağlayan kanunun hemen ardından 28 sene boyunca kaldığı ve büyük sıkıntılar yaşadığı sürgünden memlekete dönmüş, Beşiktaş'ın Serencebey Yokuşu'nda bir evde yaşayan annesi Müşfika Kadınefendi'nin yanına yerleşmişti.

Devlet, Abdülhamid'in dördüncü hanımı olan Müşfika Kadınefendi'ye başbakanlık örtülü ödeneğinden ayda 150 lira aylık bağlamıştı ve anne-kızın başka gelirleri yoktu.

O senelerin en fazla satan haftalık dergisi olan "Hayat", 1956'da Ayşe Sultan'a hatıralarını yazmasını teklif etti. Hatıraların dergide yayınlanması hâlinde hem tarihin bilinmeyen bazı sahifeleri aydınlanacak, hem de Sultan Abdülhamid'in kızının maddî sıkıntıları hafifleyebilecekti.

Ayşe Sultan teklifi kabul etti, yazmaya başladı, hattâ tashihleri o devrin önde gelen iki tarihçisi yaptılar. Hatıralar dergide her hafta yayınlanıyor ve büyük ses getiriyordu.

Ama, Milliyet'te ardarda çıkan iki makale hatıraların sonunu getirdi!

'AYŞEN HANIM, AYŞE HANIM!'

Makaleler, Abdülhamid zamanında Sivas'a sürgün edilmiş ve orada can vermiş olan şair İsmail Safa'nın oğluna aitti: Peyami Safa'ya! Son derece ağır ve hattâ hakaret edercesine kaleme alınmışlardı ve Peyami Safa ilk yazısında Ayşe Sultan'a kasten "Ayşe Hanım" diye hitap ediyor, "Muhterem pederiniz bir kaatildir Ayşe Hanım! Hem de bir değil, birkaç defa kaatil! Midhat Paşa'yı Taif'te boğdurmuştur, babam İsmail Safa'yı Sivas'ta öldürmüştür. İki yaşımda yetim kaldığım tarihten beri başıma gelen felâketlerin de müsebbibi (sorumlusu) haşmetlû ve faziletlû pederinizdir" diyordu.

Makale "Susunuz, Ayşe Hanım, susunuz. Meşhur mesele göre bazen susmak babanızın memleket ve hürriyet düşmanlarına, hafiyelere ve jurnalcilere dağıttığı altınlardan çok daha kıymetlidir Ayşe Hanım" diye bitiyor ve Peyami Safa birkaç gün sonra yazdığı bir diğer yazıda çok daha ağır ifadeler sarfediyordu.

Tepkilerin artmasından endişe duyan Hayat Mecmuası hatıraların yayınına daha fazla devam edemedi, metin özetlenmiş bir hâle getirildi ve son buldu. Dergide yayınlanan kısım birkaç sene sonra "Babam Abdülhamid" adı ile kitaplaştırıldı ve o yılların satış rekorunu kırdı ama Ayşe Sultan'ın kaleme aldığı hatıraların tamamı şimdiye kadar yayınlanmadı.

YAKIN ARKADAŞLARI DA KINADI

Sultan Abdülhamid'in aleyhinde kaleme alınmış olan görebildiğim en ağır yazılar bu iki makaledir ve o senelerin bir diğer önemli gazetecisi, Ref'i Cevad Ulunay, yarım asırlık arkadaşı Peyami Safa'nın 1961 Haziran'ında vefatının ardından "Sultan İkinci Abdülhamid'in kızı, Peyami'nin kalemi ile bir ekmek parasından mahrum edildi" diye yazacaktır.

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
Diğer Yazılar