Papa, Katolikler'e Galatasaray Lisesi'nde okumayı yasaklamıştı
GALATASARAY Lisesi yahut eski ismi ile Mekteb-i Sultani, memleketin en köklü eğitim kurumlarındandır ve çok önemli görevlere gelen öğrenciler yetiştirmiştir.
Mekteb-i Sultani 1868 yılında, ilköğretim ile yüksek öğretim arasındaki boşluğu dolduracak tarzda bir ortaöğretim kurumu olarak kuruldu. Amaç, devletin o dönemde fazlaca ihtiyaç duyduğu lisan bilen, Avrupa’yı tanıyan ve o ülkelerin insanlarıyla rekabet edebilecek düzeyde kaliteli elemanlara sahip olmaktı. Okulun o zamanlar için ilk defa rastlanan bir özelliği de, Müslüman ve gayrimüslim öğrencilerin birarada ve yatılı okuyacak olmalarıydı.
Böyle bir birlikteliğin gerçekleşmesi o dönemde birçok çevre tarafından imkânsız görülüyordu ama Tanzimat döneminin devlet adamları, Osmanlılık prensibi ile Müslüman, Hristiyan ve Musevi bütün vatandaşların eşitliği ilkesini kabul etmişlerdi ve bu uygulama ile yeni uygulamaya başlanan “vatandaşlık” kavramı da denenmiş olacaktı. Devlet idarecileri girişimin başarılı olacağından ve verilecek eğitimle Mekteb-i Sultani’nin Avrupa’nın en büyük ve önemli okulları seviyesinde olacağından emindiler. Fırsat eşitliğinin sağlanması amacıyla, maddi gücü yeterli olmayan ailelerin çocuklarının masraflarını da devlet üstlenmekteydi. Dönemin padişahı Sultan Abdülâziz, okulun kurulmasına büyük önem veriyordu. Aynı şekilde Sadrazam Ali Paşa, Dışişleri Bakanı Fuad Paşa ve Eğitim Bakanı Saffet Paşa da büyük bir gayretle mektebin açılış faaliyetlerini yürütüyorlardı. Fransa’dan öğretmenler getirtildi ve eğitim sistemi olarak da Fransız modeli benimsendi. Masrafların tamamını ve öğretmenlerin aylıklarını Osmanlı Devleti karşılıyordu.
1868 Nisan’ında Mekteb-i Sultani’nin kuruluş kararı resmiyet kazanmış ve eğitime geçiş hazırlıkları aynı yılın Eylül ayına kadar devam etmişti.
Kuruluş hazırlıkları sürerken öğrenci kaydına da devam edilmekteydi. Okulun eğitime başlayacağını haber alan halk, Mekteb-i Sultani’ye büyük rağbet gösterdi. 10 Haziran 1868 tarihi itibarıyla mektebe kayıt yaptıran öğrenci sayısı 414 idi ama daha sonra öğrenci sayısında 127 kişilik bir düşüş oldu. Azalma, bazı çevrelerin Mekteb-i Sultani’ye muhalefetinden kaynaklanıyordu ve Katolik dünyasının lideri Dokuzuncu Pius ile İstanbul’daki Rum Patriği, ailelerin çocuklarını Mekteb-i Sultani’ye göndermelerini yasaklamışlardı. Papa, çeşitli dinlere mensup öğrenciler arasında Katolik çocuklarının ahlâklarının bozulacağı kanaatindeydi ve Museviler de Hristiyan bir müdürün görev yaptığı okula çocuklarını gönderme konusunda çekingen kalmışlardı.
Papanın yasaklaması, İstanbul’daki Fransız Büyükelçiliği’ni zor durumda bıraktı. Mekteb-i Sultani’nin kuruluşuna önem veren Fransa’nın daha işin başında mektebin geleceğinin tehlikeye atılmasına razı olması imkânsız idi ve Papalık nezdinde yapılan girişimler neticesinde Katolik talebeler için konan yasak nihayet kaldırıldı.
Ermeni, Bulgar ve Sırp teb’anın okula rağbet göstermeleri üzerine, geri planda kalmaktan çekinen Rum Patriği de önceden koyduğu yasağı kaldırmak zorunda kaldı.
Mekteb-i Sultani, bütün bu gelişmelerin ardından 1868 Eylül’ünde 147’si Müslüman, 48’i Gregoryen Ermeni, 36’sı Rum, 34’ü Musevi, 34’ü Bulgar, 23’ü Latin Katolik, 19’u Ermeni Katolik olmak üzere 341 öğrenci ile eğitime başlayacaktı.
Lamunya helvası BAL veya şeker bi r miktar suyla ezilip bir yanda bekletilir. Sade yağ tencerede eritilir, içine pirinç unu atılır ve az şekilde kavrulur, ateşten indirilir ve bir tarafa bırakılır. Soğumasından sonra önceden hazırlanmış olan sulandırılmış bal veya şeker üzerine ilâve edilir, yeniden ateşe konur ve sertleşmesi beklenir. Kaşıkla parçalar halinde kesilir, kızgın sade yağda yeniden kızartılır. İstendiği takdirde yağda kızartmak yerine fırına da verilebilir. Üzerine gülsuyu serpilerek yenir (“Melceü’t-Tabbâhin”den).
İSTANBULLU bir Yeniçeri ailesindendi. Talik yazıyı Durmuşzade Ahmed Efendi’den meşketti ve celî hatta en üst düzeye ulaştı. Galata kadılığı görevinden sonra, Mekke’ye tayin edildi. Daha sonra Anadolu ve Rumeli kazaskeri olan Veliyyüddin Efendi, 1759’da şeyhülislamlığa getirildi. Ne var ki, hastalığı dolayısıyla beyaz şeyhülislamlık kürkünü padişah huzurunda giyemedi ve mecburiyetten kaynaklanan bu hareketi hakaret kabul edildiği için Bursa’ya sürüldü.
1766’da tekrar şeyhülislam oldu ve 1768’deki ölümüne kadar bu görevde kaldı. Ve henüz hayattayken hazırlattığı Şeyh Murad Dergâhı mezarlığındaki kabre defnedildi.
Bu sayfada bir karalamasını gördüğünüz Veliyüddin Efendi’nin en güzel eserlerinden biri, Hekimzade Ali Paşa Camii’ne bitişik sebil üzerindeki kitabesidir. Medine’de, Hz. Muhammed’in türbesine bitişik kütüphanenin hatlarını da o yazmıştı ancak kütüphanenin yıktırılmasıyla beraber bu yazılar da kayboldu.
- Basın yine "Molla gidiyor!" havasına girdi ama İran'da rejim mejim değişmez!1 hafta önce
- Özgür Özel, İstanbul'da 1908'e kadar vârolan ama sonraları unutulan "Ayyaşlar Bayramı"nı canlandırıp Bekrî Mustafa'nın ruhunu şâd eyledi!2 hafta önce
- Londra'da yarın, denizcilik tarihimizin en büyük bozgunu olan İnebahtı ile ilgili belgeler mezata çıkıyor!4 hafta önce
- Papa'nın gelişi, lâik ve muhafazakâr kesimdeki cahillerin saçmalama seviyelerini hayli yükseltti!4 hafta önce
- Şehid olan askerler için yas ilân edilmesi geleneğimizde yoktur!1 ay önce
- Suriyeliler'i Harp Okulları'na almayalım da İsrail yahut Yunanistan mı yetiştirsin?2 ay önce
- Cumhuriyet'in ilânının 102. yıldönümünde bir akademik cehalet ve ilmî sefalet örneği1 ay önce
- Suriye, neredeyse bir asırdan bu yana kutladığı Osmanlı düşmanlığı bayramını iptal etti!2 ay önce
- Niyazi Bey3 ay önce
- Ruhban Okulu korkusu2 ay önce