Türkiye’de sık sık gazetecilik-habercilik yapmanın çok zor olduğu söylenir. Bundan ötürü de iktidar tenkit edilir. İktidarın, normal gazetecilik faaliyetlerinin arkasında muhakkak komplolar aradığı iddia edilir. Olabilir, elbette eleştirinin ilk adresi doğal olarak her zaman iktidardır.

Ancak bu ülkede muhalif politikacılar hatta muhalif yazarlar acaba bu açıdan farklı mı? Gördüğüm kadarıyla değil. Herkes bir takım komplo teorilerine, tuhaf ve birbirinden yaratıcı senaryolara kendini kaptırmaya meyilli… Bir yerlere angaje olmuşlar ve normal bir gazetecilik faaliyetinin arkasında bile bir şeyler arıyorlar.

Önümüzdeki günlerde Türkiye’nin üçüncü büyük şehrinde CHP-İYİ Parti ittifakının belediye başkanlığı için ortak adayı belirlenecek ve çok büyük bir ihtimalle bu aday sandıktan galip çıkacak. Bu süreçte bir gazeteciyi İYİ Parti cephesinden bir isim arıyor, aday adayları arasında seçilmesi muhtemel olan Tunç Soyer’in ortak aday olmasına karşı tereddütlerini ifade ediyor. Sebeplerini açıklıyor. Gazeteci diğer İYİ Parti ileri gelenleriyle konuştuğunda da aynı cevabı alıyor. Hatta bir kısmı ismiyle cismiyle beyanat veriyor.

Uğur Dündar ve Deniz Zeyrek’e sitem

Bu, seçime giden ve sabah akşam adayları ve parti tercihlerini konuşan bir Türkiye’de bomba bir haber değil midir? Bunu haberleştirmek yüzde 100 gazetecilik faaliyeti değilse nedir?

Bir kaç gündür yaptığım tam da bu sevgili okurlar. Hadi siyasileri anlayabilirim ancak meslektaşlarımdan dahi son derece tuhaf imalar yapıldığını ve hatta komplolar üretildiğini görmek beni üzüyor. Özellikle Deniz Zeyrek ve Uğur Dündar’a bu noktada kırıldığımı ifade etmeliyim.

İkisiyle de hukukum vardır. Geçen sene yargı çevrelerinde Uğur Dündar’ın 17-25 Aralık darbesini desteklemekten ötürü tutuklanması konuşuluyordu ve ben buna şiddetle karşı çıkmıştım. O dönem Dündar beni aramıştı. Bel fıtığı ameliyatı olduğumda da çok nazik bir telefon aldım kendisinden.

Eğer Dündar gibi tecrübeli ve usta bir gazeteci, yazdığım iki yazıyı dikkatle okusaydı benim sadece gazetecilik yaptığımı görürdü ama sanırım okumayıp Tunç Soyer’in yönlendirdiği şekilde tweetler atmayı tercih etti.

Uğur Bey sürekli halkın gerçekleri öğrenme hakkından bahseder. Halkın, İYİ Parti ileri gelenlerinin, özellikle de İzmir’in önemli ismi, partinin genel başkan yardımcısı Müsavat Dervişoğlu’nun verdiği beyanatı bilmeye hakkı yok mu? Kamuoyunun, İYİ Parti’nin duyduğu bir rahatsızlığı öğrenmesi yanlış mı? Bu tavır, esasen gazeteciliğe karşı bir tavır değil midir? Ben bırakın rahatsız olmasını, bilakis Uğur Dündar’dan sık sık Halk Arenası’nda konuk ettiği Meral Akşener’e Nurettin Soyer meselesini sorarak gerçek gazetecilik yapmasını beklerdim…

Deniz ise benim yönlendirilerek yıpratma kampanyası başlattığımı da örtük şekilde içeren bir imada bulunmuş. Sadece İYİ Partililerin yaşadıkları işkencelerden ötürü duydukları hassasiyetleri yansıttım diye bana bunların söylenmesi adaletli mi Deniz?

Üstelik bu haberi de ben aramamışım bilakis ayağıma gelmiş ve ben Tunç Soyer’in haklarını ve gösterdiği başarıları da ifade etmişim. Hatta İYİ Parti’den kimi isimlerin Nurettin Soyer ile ilgili daha ağır olan ifadelerini ve bazı ithamlarını da nezaket gereği yazmamışım.

Makul bir açıklama gelse iş büyümezdi

Bir siyasi partinin önde giden isimlerinin söylediklerini aktardığım bu haber yazısı üzerine o belediye başkanı düzgün ve makul bir açıklamayla aslında bu problemi hemen çözebilirdi. Acı çeken insanlara biraz empati duysa, tablo değişirdi. Çünkü İYİ Partililer doğrudan Tunç Soyer’i suçlamıyordu. Babası Nurettin Soyer’in 12 Eylül darbesi döneminde ve Mamak cezaevinde kendilerine büyük işkenceler çektirdiğini ve zalim davrandığını söylüyorlardı. Tunç Bey’in bu olaydan ötürü bir sorumluluğun olmadığını söylüyor ve onu hedef almıyorlardı.

Fakat bu hassasiyeti ifade eden İYİ Partililer, Tunç Soyer cephesi tarafından Nurettin Soyer’i eleştiriyorlar diye FETÖ’cü olmakla suçlandılar. Ve o noktadan sonra iş çığırından çıktı…

CHP’nin içinde kaynayan kazan

Olayın bir de CHP boyutu var. Benim bu haberi yapmamla ilgili CHP’nin içinden ve özellikle Tunç Soyer’e yakın sosyal medya hesaplarından öyle şeyler söyleniyor ki gülmemek elde değil. Birilerine göre bana bunları geçmişten tanıdığım Tuncay Özkan yaptırıyormuş. Yine başka birilerine göre de Tunç Soyer’i kendi yerine Başkan olarak görmek istemeyen Aziz Kocaoğlu varmış bu işin arkasında. Ya da Abdül Batur devredeymiş, Selin Sayek Böke hatta Mustafa Balbay yaptırdı diyen bile var!

Anladığım kadarıyla İzmir’deki yerel iktidar ve rant kavgası öyle büyümüş ki göz gözü görmez halde. İzmir’de yaşayan Uğur Dündar ve İzmirli yazar Yılmaz Özdil gibiler de muhakkak bir tarafı tutuyor ve ona göre tavır alıyorlar. Dündar Tunç Soyer’i, Özdil ise Aziz Kocaoğlu’nu istiyor.

Bırakın yönlendirmeyi, beni görseler boğazlarlar

Ben ise İzmir’in yerel siyasetini hiç bilmediğim gibi oradaki aktörleri de tanımam. Açıkçası kimin İzmir Belediye Başkanı olduğu ilgilendiğim bir konu değil. Aziz Kocaoğlu veya Abdül Batur ile karşılaşmışlığım yok. Selin Sayek Böke ile de. Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay’ın beni arayıp yönlendirmek bir yana, beni gördükleri yerde boğazlamak isteyeceklerini tahmin ediyorum. Ayrıca Tunç Soyer cephesinin, kendilerine karşı çıkan herkese FETÖ’cü dediğini düşünürsek, acaba Özkan ve Balbay da mı Soyer’in İzmir adaylığına karşı oldukları için FETÖ’cü kategorisinde görülüyor?

Ben sadece İYİ Partililerin söylediklerine mikrofon tuttum ama anladığım kadarıyla İzmir’de herkesin derdi başka…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • ugur-k 10 ay önce Chp bu entrikalarla ugrassgina izmire hizmet getirse trafik sikisikligi icin yollar sehrin merkezinde kalan gecekondularin durumu
    CEVAPLA