12 Eylül’ün en gaddar, en ceberut isimlerinden biri İstanbul Sıkıyönetim Askeri Savcısı Albay Süleyman Takkeci’ydi. DİSK’liler için 50 idam istemişti Takkeci! Tam bir sağ darbeciydi.

12 Mart’ta da başsavcıydı. Hatta Hüsamettin Cindoruk, 2010’da bir söyleşide Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamının asıl sorumlusunun Ali Elverdi’den ziyade Süleyman Takkeci olduğunu bile iddia etmişti.

Geçen gün Biletix sayfasında gezinirken bir anda gözlerim fal taşı gibi açıldı. Bir etkinliğin yeri olarak “Süleyman Takkeci Salonu” gösteriliyordu. Neredeymiş diye baktım. Nişantaşı Üniversitesi’nde…

Sevgili okurlar, bir darbecinin isminin daha, hem de İstanbul’un önemli bir üniversitesinin konferans salonunda yaşatıldığını öğrenmiş olmaktan derin bir üzüntü duyuyorum. Bu, Nişantaşı Üniversitesi için büyük bir utançtır! O ismin derhal değişmesi gerekir…

***

Enerji üzerinden yükselen kadın gücü

Perşembe akşamı Cemal Reşit Rey Salonu’ndan içeri girerken geçtiğimiz sene düzenlenen töreni düşünüyordum. İlkti. Enerji sektöründe öne çıkan, iş dünyasında ciddi başarılara imza atan kadınlara ödül verilmesi fikri Sayın Emine Erdoğan’ın himayesinde ve Sayın Berat Albayrak’ın organizasyonunda gerçekleşiyordu.

Bu sene ikincisi düzenlendi “Enerji veren Kadınlar” ödül töreninin. Yine Emine Erdoğan ve Berat Albayrak’ın destek ve himayesinde ve bu kez içine yeni Enerji Bakanı Fatih Dönmez’i de alarak çok renkli, canlı ve umut verici bir organizasyon gerçekleşti.

Kadına inanan, kadını onore eden, hele enerji gibi kadın istihdamının çok düşük olduğu bir sektörde kadın gücüne dikkat çeken bu çabayı çok kıymetli buluyorum. Bunun diğer sektörlere de örnek olması gerekir…

***

Boğaz yeniden eski pis günlerine mi dönüyor?

Geçen pazar Boğaz’ın Anadolu Yakası’nda Çengelköy’den Kandilli’ye kadar yürüyüş yaptım. Bu rotada her hafta en az bir kez yürüyorum. Hava nasıl olursa olsun…

Haftasonu ise rüzgar, soğuk hatta yağmur bile olsa hiç fark etmiyor. Boğaz’da iğne atsan yere düşmüyor. Hele Çengelköy… Çınaraltı’na gitmeden Çengelköy Börekçisi’nden börek almak güzel bir klasik ancak pazarları börekçinin önündeki kuyruk yüzlerce kişiyi buluyor. Beklerken neredeyse yarım gün geçiyor. Halbuki aynı dükkanın diğer şubesi 200 metre aşağıda ve orada hiç sıra yok. Aynı böreği alabilir insanlar ama hayır! İlla o kuyruğa giriyorlar. İnsan denen varlığı anlamak güç hakikaten… Haftada zaten dinlenebildikleri tek günleri var onu da bekleyerek heba ediyorlar…

Neyse, esas konuma geleyim… Çengelköy-Kuleli arası, balık tutmak isteyenlerin en sevdiği noktalardan biridir. Denize en yakın yürüyebildiğiniz yer de burası. Pazar yine oltasını kapan gelmişti ancak bir fark vardı: Deniz uzun zamandır görmediğim kadar pisti! Denizanası ve plastik şişeler adeta bütün yüzeyi kaplamıştı.

PLASTİK VE DENİZANASI CENNETİ

Acaba sırf o noktada mı diye baktım, hayır. İnat edip Kandilli’ye kadar yürüdüm, durum farklı değildi. Lodos ara sıra pislik getirir, lodosun pisliğine aşinayım ancak dün gördüğüm miktar Marmara’nın yeniden alarm verdiğini gösteriyor gibi geldi bana…

Yol boyunca gördüğüm balıkçılara sordum. “Deniz hep böyle pis mi? Bu kadar denizanası oluyor mu her zaman?”

“Abla lodos ertesi pislik olur. Ancak son 10 gündür biz de şaşkınız.” “Sanki Marmara’da ne kadar çöp varsa geldi Boğaz’a birikti. Denizanasından suyu göremez olduk. Valla balık yerine oltaya sürekli çöp takılıyor” yorumlarıyla karşılaştım.

Bu duruma Çevre Bakanlığı ve tüm ilgililerin el atması gerek… Marmara son yıllarda temizleniyor, hatta yazın denize girmenin yaygınlaştığı günlerin hayalini kuruyoruz derken yeniden geriye gidiş olmasın…

 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!