31 Mart 2019 seçimleri üzerine söylenecek çok şey, çıkarılacak çok sonuç var. Bu sandık özellikle muhalefet cephesinde yepyeni siyasi aktörlerin doğumuna ve kısa zaman öncesine kadar kendini muhalefet adına büyük umut olarak takdim edenlerin de siyasi ölümüne sahne oldu.

Elbette son kararı YSK verecek ama resmi seçim sonuçları ne olursa olsun Ekrem İmamoğlu, 2020’li yılların Türk siyasal hayatında önemli bir aktör olarak dün itibarıyla doğdu.

Hem CHP’lilerin, hem İYİ Partililerin, hem de HDP’lilerin oyunu neredeyse firesiz kendinde toplayabildi İmamoğlu. Üstüne de kısmen Saadet cephesinden oy alabilmiş gözüküyor. Bu dört benzemez hatta birbirine zıt eğilimi yekvücut haline getirebilmesi azımsanmayacak bir siyasal başarıdır.

Mesela Muharrem İnce hiçbir şekilde bunu başaramazdı. Aday olsaydı 4-5 puan farkla Binali Yıldırım kesin bir galibiyet elde ederdi diye düşünüyorum. Çünkü Ekrem İmamoğlu dört eğilimi kendinde toplayabilmesinde de görüldüğü gibi temelde Özalist bir portre. CHP’de siyaset yapan, Özal tarzı bir politikacı İmamoğlu.

Muharrem İnce ise 24 Haziran seçim sürecinde bu kimliğinin üstünü örtmek için aşırı gayret etmesine rağmen son tahlilde Kemalist bir siyasi kişilik. Tipik bir CHP’li İnce. Beraber yaptığımız meşhur 30 Mayıs 2018 Habertürk yayınında da bir yandan Özal gibi kucaklayıcı görünmek istiyordu ama arada dayanamayıp ulusalcı ve rövanşist tarafını ortaya çıkarıyordu. İnce’nin bu tavrı dindarları ve Kürtleri ürküttü.

2023’ÜN DOĞAL ADAYI ARTIK İMAMOĞLU

Ekrem İmamoğlu’nun bu seçimlerdeki büyük çıkışı aynı ölçüde Muharrem İnce’nin çöküşü anlamına geliyor. Bu dakikadan sonra 25 Haziran 2023 seçimlerinde Erdoğan’ın karşısına İnce’nin aday olması imkansız gibi. CHP’nin muhalefet cephesi adına doğal başkan adayı artık Ekrem İmamoğlu’dur.

Bu bağlamda size İmamoğlu-İnce farkını anlatacak somut bir örnek vereyim. İmamoğlu dün 25 bin oy farkıyla önde olduğunu açıkladığı konuşmasının bir yerinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü de saygıyla anarken bir anda salondaki CHP kitlesi duygusal bir patlama yaşayıp “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diye yüksek sesle tempo tutmaya başladı.

İmamoğlu ise sert bir refleksle anında bu sloganları kesip tüm toplumsal kesimleri kucaklayıcı mesajlar vermeye devam etti. “Kimseyi incitmeyelim” mesajını o konuşmada defalarca verdi. İmamoğlu bu ideolojik sloganın dindarları ve Kürtleri çok tedirgin eden militarist geçmişi hatırlattığını gayet iyi biliyor.

ÖZALİST BİR POLİTİKACI

İşte bu tam anlamıyla Özalcı ve pragmatik bir siyaset adamı davranışı. Yani bir yandan Atatürk’e saygı ve bağlılık ifade ediyor, diğer yandan ideolojik Kemalist sloganlardan uzak duruyor. İmamoğlu yerine o konuşmayı eğer Muharrem İnce yapsaydı bu sloganları aniden durdurmak bir yana kendisi de önderlik ederek 10 dakika kesintisiz sürdürürdü diye düşünüyorum. Duygusal olarak kendini kaptırırdı o ortama İnce.

Nitekim Haziran 2018’de yaptığı muazzam coşkulu İstanbul ve İzmir mitingleri en çok Başkan Erdoğan’a yaradı ve yüzde 52.5 oyu ilk turda bulmasını sağladı.

Çünkü o mitinglerde İnce’nin liderliğinde öyle bir Kemalist ve ulusalcı duygu atmosferi oluştu ki sandığa gitmeyi düşünmeyen kimi küskün muhafazakarlar ve dindar Kürtler de sandığa gidip Erdoğan’a oy vermeyi tercih ettiler.

Zaten o yüzden hem Kemal Kılıçdaroğlu hem de Ekrem İmamoğlu bu sefer büyük miting yapmadı. Soyer’in de İzmir’de büyük miting yapmasının önüne geçildi. Son derece doğru bir stratejiydi.

KILIÇDAROĞLU’NUN ZAFERİ

31 Mart 2019’dan galip çıkanlardan biri de şüphesiz Kılıçdaroğlu. İstanbul’da İmamoğlu’nun başarısının yanında Ankara, Antalya ve Adana’yı almış bir siyasi lider olarak 2023 yılına kadar CHP genel başkanlığı kimliğini garanti altına aldı.

Öte yandan kimilerinin söylediği gibi AK Parti ve MHP cephesinden İmamoğlu’nun oy koparabildiği de doğru analiz değil. Ekrem Bey ne AK Parti ne MHP tabanından oy alamamış gözüküyor. O konuda ekstra bir başarısı yok.

Binali Yıldırım Cumhur İttifakı’nın oylarını genel olarak konsolide etmiş ama Binali Bey de başka bir siyasi parti tabanından oy alamamış gözüküyor. O sebeple sonuç kafa kafaya.

Saadet Partisi’nin İstanbul oyu olan 1.4’lük oranın ufak bir kısmı bile Binali Yıldırım’a kaysa bu seçimin tartışmasız galibi Binali Bey olurdu. Ya da eğer belediye başkanlığı seçimleri de Cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi iki tur olsaydı ikinci turda bence salt çoğunluğu Sayın Yıldırım kazanırdı.

BİNALİ YILDIRIM TEK DOĞRU İSİMDİ

Ama şunu da eklemeliyim ki İstanbul için AK Parti’den tartışmasız en doğru aday Binali Bey’di. Eğer başka bir isim İmamoğlu’nun karşısında aday olsa şu tabloda görünüyor ki kesinlikle kaybederdi.

Binali Yıldırım’ın dünkü sağduyu dolu açıklamaları da çok isabetliydi. Hem İmamoğlu hem Yıldırım 1 Nisan’daki konuşmalarında çok olgun davrandılar. YSK’nın kararı ne olursa olsun ikisi de kazandı bence.

SARIGÜL FİYASKOSU

Medyanın ve köşe yazarlarının bir adayı şişirerek bir yere getirmesinin imkansız olduğu 31 Mart deneyimiyle bir kez daha anlaşıldı. Köşe yazılarında estirilen sahte rüzgarlar ne olursa olsun, Türkiye toplumu seçim konusunda öyle tecrübeli ki bu tür medya numaraları asla başarılı olamıyor. Dün de yazdığım gibi Mustafa Sarıgül olayı tam olarak böyle bir hadisedir.

Ben sayamadım. “Şişli Sarıgül’ü istiyor” diye propaganda yapan kaç köşe yazısı yayınlandı. Hükümete yakın medyada bile Sarıgül lobisi oluşturuldu ve hatta Ekrem İmamoğlu’nun konuk edildiği TV programında bile Sarıgül propagandası yaptırıldı ama netice büyük hüsran oldu.

Bundan sonrası için “Mustafa Sarıgül’ün siyasi hayatı artık bitmiştir” yorumu çok yaygın şekilde yapılıyor. Eğer 63 yaşındaki Sarıgül en azından yerel siyasete devam etme ve yeniden başarılı olma arzusundaysa da bu yaşadığı süreçten hatta 2014’ten beri üst üste yaptığı büyük yanlışlardan ciddi dersler çıkarmalı. Yoksa sonuç yine hüsran olur.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!