19 Ocak 2020 Berlin Zirvesi tarihe Libya’da barışı tesis eden toplantı olarak geçecek mi?

Bunu henüz bilmiyoruz. Ancak toplantı sonunda çıkan 55 maddelik bildirge, hayata geçse de geçmese de uluslararası iradeyi yansıttığı için önemli.

Tabii temel hedef Libya’da kalıcı barışın ve siyasi istikrarın sağlanması. Pazar günü Berlin’de Libya Temsilciler Meclisi’nin de onayladığı kapsayıcı bir hükümetin kurulması ve silah ambargosu kararlarının sıkı denetlenmesi yani delinmemesinin takip edilmesi kararlaştırıldı.

Bu aşamadan sonraki durak Cenevre süreci olacak. Orada da hem Sarraj cephesinden hem de Hafter cephesinden 5+5 kişilik askeri bir heyet oluşturulacak ve ateşkesin kalıcı çözüme evrilmesi için müzakere edilecek.

Tam olarak kimlerden nasıl bir heyet olacak bu ve neler üzerinde konuşulacak, netliğe kavuşmuş değil.

BARIŞA DAİR İYİ NİYET BEYANI

Berlin Bildirgesini uzun bir sürecin başlangıcı ve barışa dair bir iyi niyet beyanı olarak görmek gerekir.

Ben bu yazıda bir kaç husus üzerinde durmak istiyorum.

TÜRKİYE’NİN POZİSYONU VE ÇİZGİSİ

Libya siyasetini doğru bulanlar da yanlış bulanlar da Türkiye’nin bu krizin çözümü ile ilgili en önemli aktörlerden biri haline geldiği konusunda hemfikir.

Rusya ile birlikte aldığı inisiyatif ve biraz da Batı’nın geri çekilmesi Libya krizinin çözümünde en kilit konumlardan birine getirdi Ankara’yı.

BM’nin tanıdığı Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Başbakanı Fayez el Sarraj’a Türkiye’nin verdiği tavizsiz destek Sarraj ve Hafter’in –aynı ortamda bulunmasalar bile- Berlin’e gelmelerini ve uzlaşmaz tarafın Hafter olduğunun anlaşılmasını sağladı.

Tabii bu otomatik olarak Sarraj’ı güçlü taraf haline getirdi dememiz imkansız. Bugün Libya’nın yüzde 90’ını son derece agresif ve uzlaşmaz tavırları ile gayri meşru bir şekilde ayakta duran Hafter cephesi kontrol ediyor.

Ancak Türkiye barış yönünde inisiyatif almış ve uluslararası toplumu da buna yönlendiren önemli bir ülke konumunda. Büyük bir kaosun içinde olan bölgede ısrarla istikrar ve barışı vurgulaması ve bu yönde çaba göstermesi bence hangi siyasi görüşten olursak olalım hepimizi gururlandırması gereken bir tavır.

MACRON VE ZİRVE FOTOĞRAFI

Berlin’de toplantı sonrası çekilen kare esnasında Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron’un Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik tavrını son derece saygısız ve rahatsız edici buldum. Macron duygularını sık sık siyasete karıştıran amatör bir siyasetçi izlenimi veriyor. Bakın buraya ilgili videoyu koyuyorum…

Adeta sevmediği sınıf arkadaşını itmeye çalışan bir okul çocuğu havası yok mu Fransız siyasetçide?


*

Yorumsuz

Cuma günü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Adalar’da faytonları kaldırma kararını yazmış, bu kararı desteklemiş ve sonrası için alınan “Tarım Bakanlığı’nın göstereceği yerlere salacağız” kararını doğru bulmakla beraber atların akıbetini takip etmemiz gerektiğini söylemiştim.

Bu konuda sizlerden çok sayıda e-mail geldi. Ancak içlerinden bir tanesi var ki… Yorumsuz yayınlıyorum…

“Nagehan Hanım,
17-1.2020 tarihli makalenizde haklı olarak Adalar’daki faytonlar kaldırılınca atlar ne olacak diye soruyorsunuz. Birçok romantik düşünceli, şehirli aydınlarımız kendi hayallerindeki romantizme dalarak bu atların geniş meralarda serbestçe koşturarak hürriyetlerinin tadını çıkaracaklarını hayal ediyorlar.

Lütfen bir sene sonra bu atların gönderildikleri yerleri ziyaret edin. Kaç tanesini bulacaksınız?

Ben size söyleyeyim: Bu atların tamamı en kısa zamanda at-eşek mezbahasının yolunu tutacak. Daha sonra da bunlar bizim sofralarımıza salam, sosis, sucuk olarak gelecekler. Maalesef acı gerçek budur.”
Güner Özsoy


*

Bir dokunup bin ah işittiğim köpek çeteleri mevzusu

Çok ilginç sevgili okurlar. Uzun süredir bir konu üzerine üstelik hiç gündemde olmayan, kimsenin kamuoyu önünde konuşmadığı bir konu üzerine yazdığım iki yazı inanılmaz sayıda geri dönüş alıyor.

Köpek çeteleri ile ilgili gelen e-maillerin ardı arkası yok. Şehirlerdeki sahipsiz köpek sorunu kangren olmuş bir yaraymış meğer.

Hürriyet benim yazılarımdan ilham almış, pazar günü Silivri ve Çatalca’da ormanlık alana terk edilen yüzlerce köpeği manşet yapmış. Hakikaten durum korkunç. Açlığa terk edilen zavallı hayvanlar şehirlerde kontrolsüzce çoğalıyor ve saldırganlaşıyorlar.

Sizlerden gelen yüzlerce mailden anladığım bu sorunun tek bir yere özgü olmadığı. Geçen yazıda İzmir, Ataşehir, Yeniköy gibi isimler zikretmiştim ancak yer adlarının bir önemi yok zira problem ortak.

Burada da konu ile yakından ilgilendiğini tahmin ettiğim bir okurumun mektubunu sizinle paylaşmak istiyorum zira köpek çetelerinin artması ile ilgili çok enteresan tespitleri var.

Gürcan Işık diyor ki,

“1) Son zamanlarda hayvancılığı bırakan vatandaş köpeklerini köyde açlığa terk etmiyor. Aksine, hayvanseverler sahip çıkar düşüncesiyle ilçe merkezlerine bırakıyorlar. Bu çoban köpekleri dağda kurtlar ile dövüşmesi amacıyla özel eğitiliyor, hatta kurtlarla rahat dövüşebilmesi için kulakları veya kuyrukları kesiliyor. Bu iri köpekler ilçe merkezlerine indiklerinde Alfa karakter oldukları için diğer sokak köpeklerini etraflarında toplayarak çete kuruyor ve bölge belirliyorlar. Genellikle gece kendi bölgelerine girene saldırıyor, gündüz uysallaşıyorlar. … Aslında köpek çeteleri sorununun altında yatan en önemli etmen Türkiye’de küçük çaplı hayvancılığın hızla terk edilmesi.

2) Mangalcıların çiğ et yedirmesi köpekleri daha vahşi yapıyor. Sokaklara bırakılan ucuz kuru mamalarda da mezbahalardan alınan atık kan kullanılıyor. Kan tadını bir kez almış bir köpek insanlara saldırır.

3) Belediye barınakları yeterli değil. Belediyeler yakaladıkları sokak köpeklerini belirli bir süre misafir ettikten sonra yeni misafirlere yer açmak için bu köpekleri özellikle tırların mola verdiği alanlara bırakıyorlar. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kurtköy ve Orhanlı taraflarına, Bursa Büyükşehir Belediyesi ise Orhanlı yolu üzerindeki Erenler mahallesine köpek terk edip uzaklaşıyor…”

Bu mektupta okuyucunun ileri sürdüğü iddia, yani İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Kurtköy ve Orhanlı’ya, Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin ise Erenler mahallesine barınaklardan çıkarıp köpek bıraktığı doğru mu? Bu çok vahim bir iddia…

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!