Bu köşede sık sık biz kadınların içinde yaşamak zorunda olduğu erkek tahakkümü rejimine dair yazıyorum.

Bu, sadece Türkiye’deki kadınların içine tıkıldığı bir rejim değil. Evrensel olarak da ister kaba ister sofistike biçimde dünyanın her yerinde varlığını sürdüren bir statüko durumu.

Ekonomi ve eğitim seviyesi olarak en ileri gözüken toplumlarda bile erkek boyunduruğu rejimi kadınların üzerinde hegemonyasını bir şekilde sürdürüyor.

Hem fiziksel hem zihinsel bir cinsiyetçi tahakküm düzeni olan bu köleleştirme rejimi biz kadınların arasındaki ihtilafları da kullanarak egemenliğini pekiştirmeye devam ediyor.

HÜR GÖRÜNEN KÖLELER

O kadar erkek-merkezli bir dünyada yaşıyoruz ki en çok özgürleştiğini zanneden kadınlar bile aslında o eril parametrelere göre başarı ve güç peşinde koşuyor. Yani hür görünen köleler gibiyiz…

O nedenle biz kadınların derinlikli biçimde bilinç kazanmamız çok önemli. Bu bağlamda feminizmin entelektüel birikimi hepimize geniş ufuklar açıyor.

Bu birikimin Türkiye’de her sınıftan, her kimlikten, her kültürden kadına layıkıyla aktarılmasını hayati buluyorum. Sadece akademisyenlere ve entelektüellere hitap etmek yeterli değil.

ALEV ÖZKAZANÇ’IN SÖYLEDİKLERİ…

Halen Oxford Üniversitesi'nde çalışmalarını sürdüren değerli akademisyen Alev Özkazanç son podcastinde benim kadın meselesine dair Habertürk’teki yazılarıma değinmiş ve eleştirilerde bulunmuş. T24 ve Diken de bu uzun konuşmadan alıntılar yapmış.

Alev Hanım şahsen tanışmadığım ama eserlerini bildiğim sosyalist-feminist bir yazardır. Özellikle ‘Cinsellik, Şiddet ve Hukuk’ başlıklı yazılarını topladığı kitabını okumuş ve takdir etmiştim.

Özkazanç’ın sosyalist yaklaşımını yanlış bulan, kimi siyasal analizlerinden farklı bir yerde duran ve kendini liberal-demokrat olarak tanımlayan bir yazarım.

Fakat eğer mesele erkek tahakkümü rejimine karşı biz kadınların ortak haysiyet mücadelesiyse hangi siyasal görüşü benimsersek benimseyelim bir bütün olmamız gerektiğini hep söylüyorum.

Hele Türkiye’deki egemen siyaset olgusu tamamen erkek dünyasının iç iktidar kavgaları şeklinde tezahür ederken...

SAĞLIKLI BİR DİYALOG ZEMİNİ OLURSA İLERLEYEBİLİRİZ

Belki 50 kere biz kadınları erkeklerin iktidar kavgalarının payandası olmamamız gerektiğini yazdım bu köşede.

Ancak birbirimizi kadın hakları mücadelesinin nasıl daha iyi ilerletilebileceği yönünde şüphesiz tenkit etmeliyiz. Sağlıklı bir diyalog zemini zorunlu bizler için.

O yüzden Alev Özkazanç’ın benim yazdıklarıma dair eleştirilerini çok önemsiyorum. Alev Hanım, Emine Bulut ve Ceren Özdemir cinayetlerinden sonra bu köşede büyük bir isyanla kaleme aldığım yazıdaki cümleleri aşırı cezalandırmacı, sağcı ve otoriter bulmuş. Özellikle şu paragrafa atıf yapıyor:

“Şiddet uygulayanları en ağır cezalara mahkûm etmedikçe, bu vandalları, bu vahşileri korkutup içlerindeki kriminal canavarı hapisle, sosyal baskıyla, işsizlik sopasıyla ezmedikçe duracakları yok.”

Elbette ben bu cümleyi çok büyük bir öfke ve isyan duygusuyla yazdım. Büyük yazar Kafka’nın tabiriyle “Abarttım çünkü anlaşılmak istiyordum”.

BU VANDALİZME KARŞI…

Bu konularda o kadar çaresiz durumdayız ki… Alev Hoca’nın da benzer duygular içinde olduğuna inanıyorum. İnsan şok geçiriyor ve karşımızdaki vandalizme de şok geçirtmek istiyor.

Böyle bir tablo önümüzdeyken “Suçlu ile değil, suç olgusu ile savaşmalıyız” ya da “Sinekler değil bataklığı kurutmak önemli” gibi laflar haklı bile olsa anlamını yitiriyor. Sadece olası bir kadına şiddet vakasının daha önüne geçmek için her işlevsel yöntemi meşru buluyorsunuz.

Kadınlar artık bu korkunç gidişatın hangi yöntemle olursa olsun sonlandırılmasını istiyor. Erkeklerin anladığı dili de hepimiz biliyoruz. Fazla naif olup erkek tahakkümü rejiminin istediği noktada durmanın da bir alemi var mı Alev Hocam?

O PROGRAMDA KARŞI ÇIKTIĞIM ÖNERİ

Bundan seneler önce o dönem Şefkat-Der Başkanı olan Ayfer Erel ile bir televizyon programına katılmıştım. Erel, “Tüm kadınlar muhakkak silahlanmalı. Kesinlikle her kadında erkek şiddetini engelleyecek silahlar olmalı” dediğinde çok sert bir dille karşı çıktığımı hatırlıyorum.

“Erkek şiddetine aynı şiddet yaklaşımıyla karşı koyarsak bizim de bu maganda kafadan farkımız kalmaz” demiştim.

Oysa şimdi naif ve işlevsiz buluyorum bu yaklaşımımı. Bu naiflik erkek boyunduruğu düzenine hizmet ediyor. Ayfer’i bugün daha iyi anlıyorum…

AYNI TEKLİF YILLAR SONRA ZÜLFÜ LİVANELİ’DEN GELDİ

İlk olarak Ayfer'in dile getirdiği “Kadınlar silahlanmalı” görüşünü geçenlerde Zülfü Livaneli de söyledi ve epey de tartışıldı, biliyorsunuz.

Ayfer Erel İslamcı kimliğe sahip bir kadın hakları savunucusu. Livaneli ise sol-Kemalist bir isim ama bu vandalizmi durdurma noktasında aynı yerde duruyorlar. Hangi yöntemle olursa olsun kadına yönelik şiddet bitmeli.

Elbette bir anda kadınlara silah dağıtılacağı yok. Ayrıca şiddetin her türlüsünden nefret ettiğim için silahı ben elime almayı bile reddederim ama bu duygu çok haklı bir duygu.

Alev Özkazanç’ın beni tenkit ettiği podcastini de buraya aynen koyuyorum. Söylediklerine büyük oranda katılıyorum. Verdiği örnekler de dikkatle dinlenmeli.

KATILMADIĞIM NOKTA

Yalnızca sosyalist kimliğinden gelen ve her şeyin altında ‘Neo-liberalizmin saldırıları’nı gören o ideolojik obsesyona katılmıyorum.

Soğuk savaş sağcılarının her yerde ‘komünizm tehdidi’ görüp paranoyak hale gelmeleri gibi mevcut solcuların da çözümsüz kaldıkları yerde ‘neo-liberal saldırı’ jargonuna sığınmaları bana mantıksız geliyor.

Büyük romancı Mario Vargas Llosa’nın meşhur lafını buraya alıntılamak isterim.

“Dünyanın her yerini gezdim ve çok farklı tipte liberal düşünce ekolleriyle karşılaştım. Fakat kendini neo-liberal olarak tanımlayan tek bir kişiye rastlamadım.”

Llosa’nın da dediği gibi ‘neo-liberalizm’ denen şey hayalet gibi kimsenin sahip çıkmadığı ama herkesin küfrettiği tuhaf bir umacı. Neyse… Konumuzu dağıtmayayım.

Ben her türlü eleştiriye açığım. Alev Hanım’a da eleştirileri için teşekkür ediyorum. Yeter ki biz kadınlar aynı amaç uğrunda bir bütün olalım.

Mesela New Orleans Tulane Üniversitesi’nden feminist akademisyen Esra Özcan "Mainstreaming the Headscarf: Islamist Politics and Women in the Turkish Media" isimli kitabında benimle ilgili sert bir tanımlama yapmış ama ben Özcan’ın bu kitabını da kadın mücadelesini anlatması bakımından çok değerli buluyorum.

Kadınların haysiyet mücadelesine katkı sağlayacak herkes birbirine hasım değil, hısım olarak yaklaşmalı. Hangi görüşten, hangi sınıftan, hangi kimlikten olursa olsun…

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • pembepanter 12 gün önce Deneyimlerime dayanarak konuşuyorum; kadının düşmanı kadın! Erkekler kadar dayanışma içinde olsalar erkekleri kısa sürede pasifize ederler. Bu net!
    CEVAPLA