Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Ayasofya’nın yeniden camiye çevrilmesi ile birlikte Batı’da Türkiye aleyhine oluşan olumsuz hava çok can sıkıcı. Türkiye egemen bir devlet olarak elbette kendi bünyesindeki varlıkları ile ilgili tek karar verici merci.

Yaklaşık 500 yıl boyunca cami olarak hizmet vermiş, İstanbul’un fethinin simgesi Ayasofya’nın yeniden ibadete açılıp açılmayacağına elbette yalnızca Türkiye Cumhuriyeti Devleti karar vermeli.

Öte yandan uzun zamandır buzdolabında olan bir konuyu da bu vesile ile yeniden gündeme getirebiliriz diye düşünüyorum.

Yukarıda örnek olarak verdiğim Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması AK partinin ilk dönemlerinin önemli konu başlıklarından biriydi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın o dönem hem mevzuat hem eğitim sistemi bakımından çok boyutlu bir süreç işlediğini hatırlatan demeçleri arşivlerde duruyor.

Sonrasında bu konu Yunanistan’ın Batı Trakya’daki Türklere yönelik ayrımcı ve dışlayıcı yaklaşımları ve AB’nin çifte standartları nedeniyle askıya alındı.

Halbuki Ayasofya Camii yeniden ibadete açılırken, Ruhban Okulu da yeniden kapılarını açsa bu toprakların herkesi kucakladığına ve tüm inançların özgürce yaşandığına dair çok güzel bir mesaj verilmiş, Batı’daki Türkiye aleyhtarı çevrelerin de elinden büyük bir koz alınmış olmaz mı?

Danıştay 10. Dairesi günlerdir merakla beklenen kararını açıkladı. Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararı oybirliği ile iptal edildi.

Sonucun oybirliği ile gelmesi önemli. Ayasofya ile ilgili tartışmalarda ilk kez CHP farklı bir tavır sergilemiş, cami olarak yeniden ibadete açılması önerisini desteklemişti.

Siyasette bu konuda çatlak ses çıkmadı, hiçbir konuda yakalanamayan konsensus Ayasofya Camii konusunda yakalandı.

Ben 14 Haziran’da bu konu ile ilgili düşüncelerimi bu köşede yazmıştım.

Seküler bir çevrede büyüdüğüm, Atatürkçü bir ailede yetiştiğim, Batılı bir eğitim aldığım için Ayasofya’nın ibadete açılması ile ilgili hassasiyet ve beklentiyi başta kavrayamadığımı anlatmıştım.

İstanbul Erkek Lisesi’nde öğrenci iken Alman öğretmenlerimiz bizi okulun 200 metre aşağısında bulunan Ayasofya’ya her ay götürürlerdi. Oradaki Almanca konuşan turistleri bulur, okulda öğrendiğimiz Almancanın pratiğini yapardık.

Daha sonra da yıllarca İstanbul’a gelen yabancı dostlarımı, son yıllarda ise kendi çocuklarımı defalarca Ayasofya’ya götürdüm, gezdirdim.

Bunları anlatıyorum çünkü seküler kesim Danıştay’ın verdiği kararı ve bu karara yönelik coşku ve sevinci anlayamıyor olabilir. Anlayamadığı için üzüntü, öfke ya da korku duyuyor da olabilir.

Bu hisler çok normal. Zira yıllarca hep karşılıklı korkular üzerinden farklı mahalleler birbirleri ile ilgili şüphe ve güvensizlik duydular.

Halbuki korkacak bir şey olmadığı gibi, bu korkuların yersiz olduğunu anlamak için de bu karar güzel bir fırsat.

Şunu unutmayalım: Ayasofya Camii’nin yeniden ibadete açılması turistlerin gezmesine engel değil… Tıpkı Sultanahmet gibi, tıpkı Notre Dame Kilisesi gibi, tıpkı Stephan’s Dom gibi hem ibadet yapılacak hem de ziyaretçilere açık olacak.

Bakın, yıllardır kapalı olan Heybeliada Ruhban Okulu yeniden açılsa seküler Rumlar sevinmeyecek mi? Tabii ki sevinecek. Dünyadaki bütün Rumlar bu kararı coşkuyla kutlayacak.

İşte Ayasofya meselesine de böyle bakmak gerekir diye düşünüyorum.

Ben 14 Haziran'daki yazımda şöyle demiştim:

"Farklı partilere gönül vermiş mütedeyyin dostlarımla konuştuğumda hepsinin çocukluk ve gençlik hayalinin Ayasofya’da ibadet etmek olduğunu gördüm.

AK Partilisi, MHPlisi, İyi Partilisi, Deva ve Gelecek Partilisi… hepsi aynı hassasiyete sahip. …

Gerçekten bu Ayasofya meselesi dindar Müslümanlar için bir büyük özlem ve bir büyük tutku haline gelmiş.

Biz seküler insanların da dindarların bu duygularını anlamamız gerektiğine inanıyorum.

Öte yandan dindarların da ülkemizde yaşayan gayrimüslimlerin, Alevilerin ve seküler kesimin hakları ve özgürlükleri konusunda duyarlı olması gerekir.

Aleviler zaten Cumhuriyet tarihi boyunca kendini ikinci sınıf hissetti.

Aleviler ve gayrimüslimlerin temel hakları konusunda da çok eksikler ve problemler var.

Bu noktada da dindarların hassas olmaları gerekir.

Gayrimüslim yurttaşlarımızın da önemli boyutta haklar ve özgürlükler sorunları var. Mevcut hükümet bunları da behemehal çözmeli. …"

Kısacası Ayasofya Camii’nin yeniden ibadete açılması korkulanın aksine Türkiye toplumu için bir fırsata çevrilebilir.

Bu konu üzerinden korku pompalamayan bir siyasi iklim var. Muhalefetin Ayasofya kararına destek vermesi mevcut kutuplaşma iklimini bozmak için bir başlangıç olma potansiyeli taşıyor. Yeter ki CHP bu çizgiyi bozmasın.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ulusa sesleniş konuşması yukarıda bahsettiğim umudu körükler nitelikte.

Çok kapsayıcı, çok yapıcı bir konuşma yaptı Erdoğan.

"… Tüm camilerimiz gibi Ayasofya’nın kapıları yerli, yabancı, müslim ve gayrimüslimlere açık olacak…" diyerek,

"Ayasofya herkesi kucaklamaya çok daha samimi ve çok daha özgür bir şekilde devam edecek" diyerek, "Farklı dinin mensuplarına hoşgörüyle bakmak dinimizin özünde olan bir şeydir… Ülkemizin her köşesindeki camilerimiz yanında her inanca ait binlerce yıllık tarihi mabet vardır. Cemaati her yerde olan kiliseler ve havralar faaliyet göstermektedir…" hatırlatması yaparak her inancın özgürce yaşanmasına verdiği önemi vurguladı ama aynı zamanda Ayasofya kararının sadece Türkiye Devleti’nin kararı olduğunu, bunun egemenlik hakları kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak dünyaya çok net de bir mesaj verdi.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00