Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Bildiğiniz gibi Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ile geçen cumartesi günü Habertürk’te yayınlanan “Doğalgaz ve petrol ithal etmeyen bir Türkiye” başlıklı yazımdan hareketle uzun bir telefon konuşması yaptık.

Bu sohbetin satırbaşlarını pazar günü yine bu köşede “Berat Albayrak: Bu daha başlangıç” başlıklı yazımda anlattım.

Melih Gökçek, Albayrak’ın bana yaptığı açıklamaların haber linkini sosyal medya adresinden mention yaparak öyle bir tweet attı ki ortalık karıştı.

Tweet’inde Berat Albayrak’ın “Bu daha başlangıç” açıklamasıyla birilerini “kudurtacağını” ileri süren eski Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı, “Hele o bir kel kafa var çıldıracak şimdi” diye yazınca birçok internet sitesi ve özellikle muhalif yayın organları “Melih Gökçek, Süleyman Soylu’yu kast etti” diye haberler yaptılar.

Ben de Melih Bey’i arayıp bu mesajın ne demek olduğunu, kimi ima ettiğini sordum.

Gerçekten yazılıp çizildiği gibi İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu mu kast ediyordu?

“Nagehan Hanım, bunlar anlama özürlü galiba, öyle şey olur mu? Hazine ve Maliye Bakanımız Berat Albayrak’ın size yaptığı açıklamalar üzerine benim kimden bahsettiğim ve kimleri kastettiğim öndeki arkadaki mesajlarımdan belli.”

Sonra da şunları söyledi Gökçek...

“Bu laflar ve bu uydurma haberler nereden fitne çıkaracaklarını şaşırmışların işi. İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu ile çok iyi ve çok eskiye dayanan bir hukukumuz var. Ayrıca son derece başarıyla görevini yürütüyor kendisi. Süleyman Bey’i kast etmem mümkün mü? Karadeniz’de ve Doğu Akdeniz’de Berat Bey’in öncülüğünde kazanılan başarılardan tüm AK Parti camiasının ve hatta Türkiye’deki sağduyulu herkesin mutlu olduğu gibi çok mutlu olacak bir insandır Süleyman Bey. Cumhurbaşkanımızın önderliğinde herkes bir bütün partimizde. Farklı görüşler olur, bunlar müzakere ve istişare edilir. Fakat ne yaparlarsa yapsınlar AK Parti içinde fitne çıkaramazlar. Burası CHP değil.”

Melih Bey’e “Kel kafa” diye bir hitap, böyle bir üslup kullanmasının yanlış olacağını düşünüp düşünmediğini de sorunca şöyle cevap verdi...

“Şimdi kel kafa deyince bütün aynı özelliğe sahip insanları kast etmiş mi olursunuz Nagehan Hanım? Mesela ben sarışın kadın desem, sarışın tüm kadınlar üzerine mi alınacak? Olacak iş değil.”

“Kimi kast ettiniz açıkça söyleyin o zaman Melih Bey” diye araya girince de şöyle dedi...

“Hiç topu taca atmam Nagehan Hanım. CHP Sözcüsü Faik Öztrak’a yönelik olarak o sözleri söyledim. Her güzel işe karşı çıkıyor. Her olumlu gelişmenin altında bir şey arıyor. Türkiye’nin faydasına olan işlerden bile rahatsız oluyor. Sadece ve sadece Berat Bey’i itibarsızlaştırma amaçlı sürekli saldırıyor. Benim kastım Öztrak’tır”

AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Christian Berger’in Ankara’daki görev süresi Eylül başında bitiyor.

Berger 15 Temmuz darbe teşebbüsünün hemen akabinde gelmiş, çok zor bir süreçte burada bulunmuş bir isim.

Son 4 yıl AB-Türkiye ilişkileri açısından hiç de parlak olmayan bir dönem olmasına rağmen son derece pozitif bir yaklaşımla her çevre ile temas etti, birçok dost edindi.

AB-Türkiye ilişkileri bağlamında ortamı daha çok germek için vaziyet müsait olmasına rağmen hep yapıcı davranmaya gayret etti Berger.

Demokratik İlerleme Enstitüsü dün Berger’e online bir veda resepsiyonu düzenledi.

Türkiye ve yurt dışından birçok yüksek profilli ismin katıldığı resepsiyonda hem geçmiş 4 yılın genel değerlendirmesi yapıldı hem de Berger’in izlenimleri ve projeksiyonları konuşuldu.

Ben AB Büyükelçisi Berger’e Karadeniz’de bulduğumuz doğalgaz rezervi ile ilgili

değerlendirmesini sordum. Şu suali yönelttim kendisine:

Türkiye doğalgaz ve petrol ithalatını minimize ederek cari açığı kapayabilirse sizce bu Türkiye’yi siyasi olarak nasıl değiştirir?

Kendi kendine yeteceği düşüncesi ile daha çok içe mi kapanır yoksa ekonomik olarak rahatlamış, cari açık problemini çözmüş bir ülke olarak özgüveni yükselerek dışa mı açılır?

Bilindiği gibi Berat Albayrak bu gelişme ile daha fazla ihracat yönelimli bir ekonomi ve daha dışa açık bir ülke olacağımızı söylüyor. Oysa Avrupa medyasında Türkiye’nin iktisat literatüründe “doğal kaynak laneti” denen olguya saplanabileceği yazılıp, çiziliyor.

Berger “AB her zaman müreffeh bir Türkiye’den yana. Şayet bulunan gaz

Türkiye’yi zenginleştirir, ekonomik anlamda rahatlatırsa bundan AB olarak elbette memnun oluruz. Biz güçlü partnerlerle çalışmayı isteriz” cevabını verdi.

Ben doğalgazını kendi çıkaran ve enerji konusunda dışa bağımlı olmayan bir Türkiye’nin yükselmiş özgüveniyle zenginleşmek için dışa açılacağına inanıyorum.

“Doğal kaynak laneti” tezi ya da Arapların meşhur deyimiyle “Neft laneti” olgusunun Türkiye için geçerli olacağını düşünmüyorum.

Türkiye ekonomisi halihazırda çok çeşitli alanlarda üretim yapan bir ekonomi. Sıfır doğal kaynakla nice krizleri atlatmış bir ülkeyiz. Böyle bir yapının üzerine petrol ve doğalgaz bulduğumuzda bu muhakkak önemli bir fayda sağlar.

Biz ne Rusya’yız ne Venezuela ne Suudi Arabistan. Buralarda doğal kaynak dışında doğru düzgün bir ekonomi yok. Girişimci ekosistemleri yaşayan ölü.

Bu ekonomilerden doğal kaynakları çekin sıfırı tüketirler. Bizde ise inanılmaz dinamik ve canlı bir özel sektör ve girişimci geleneği var.

İşte bu dinamik Türk ekonomisinin temel meselesi hala her sene doğalgaz ve petrol için ödediği on milyarlarca dolar.

Bu maliyet ortadan kalktığında çok rahatlayacağımıza ve dışa daha fazla açılacağımıza kuşkum yok.

Selçuk’u (Tepeli) onun Aktüel’de editör, benim de Akşam’da çömez bir muhabir olduğum zamanlardan beri tanırım. 15 yıldan fazla olmuş…

İyi bir dosttur. Her şeyden önemlisi, iyi bir insandır.

Geçen bu zaman içinde Ciner Medya Grubu bünyesinde Newsweek, Habertürk Gazetesi, Habertürk TV yayın yönetmenliği gibi çok önemli görevleri başarıyla yürüttü.

Medyada kimseye benzemedi.  Her hafta sonu köyüne, anne-babasının yanına gidip part-time çiftçilik yaptı. “Canım çok sıkılırsa gider köyümde otururum” dedi.

Selçuk, Fatih Portakal’ın yerine Fox Ana Haber’e gidiyor. Zor bir görev. Ama ben çok başarılı olacağından eminim.

Hayatın cilvesine bakın…

Portakal, medyayı bırakıp  Seferihisar’a, köye gidiyor, Portakal yerine ise “Medyadan sıkılırsam köyüme dönerim” diyen Selçuk geliyor…

Yolu açık olsun…

Pandemi ile beraber dijital platformlar iyice yaygınlaştı.

Netflix bunlardan en popüleri. BluTV de özellikle belgesellerde başarılı. Diğerlerine pek bakamasam da Netflix ve BluTV’yi takip etmeye çalışıyorum. 

Öte yandan aylık abonmanlı platformlardan farklı olarak istediğiniz filmi satın alıp arşivinize ebediyen koyabildiğiniz Apple TV gibi dijital platformlar da var.

Apple TV’de, diğer platformlarda sık görülen bir sorun olan,  beğendiğiniz filmin bir anda ortadan kalkması gibi şeyler yok. Mesela Oliver Stone’un “Putin interviews” çok kısa süre kaldı ve gitti BluTV’den. Böyle örnekler çok.

Ancak Apple TV için bir cihaz almak gerekiyor. Smart TV ile pat diye girilmiyor.

Peki aldığınız bu cihaz bozulursa ne olacak?

Başıma geleni anlatayım…

Yakınlarda aldığım cihaz kendi kendine bozuldu. Tamir için Akasya’daki Apple Türkiye yetkili servisine yolladım.

Şu cevabı verdiler: “Bunlar tamir olmaz. Yeniden cihaz satın alın.”

E peki bu zaten satın alınmış cihaz iade alınarak bir indirim de olmuyor mu?

Yok, olmuyormuş.

“Hiç o cihazı almadınız kabul edin. Üzerine su için ve yenisini alın. Yoksa satın aldığınız hiçbir şeyi izleyemezsiniz” dediler.

Ben de ‘pes!’ diyorum.

Apple Türkiye temsilciliği Silikon Vadisi standartlarını bir yana bırakıp Türkiye’de Ortadoğu standartlarına dönmüş anladığım kadarıyla. 

Yani bu işlerin bir mekanizması olur, bir telafisi olur. Müşteri memnuniyeti gözetilir. En azından vatandaştan gelen talebe kibar cevap verilir. 

Apple Türkiye Temsilcisi Sayın Resan Yüner’e bu köşeden sesleniyorum. Bir kadın olarak hemcinsimin o konumda olması bana mutluluk veriyor ama şu anlattığım manzarada da maalesef durum iç açıcı değil. Belki de bu yüzden Türkiye’de Apple TV diğer ülkelere nazaran yeterince yaygınlaşamıyor.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00