Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz dün bu dünyadan uğurlandı.

Yılmaz’ın Başbakan olduğu dönemde gazeteci-siyasetçi olarak yollarımız kesişmedi.

O yıllarda ben henüz Boğaziçi Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi öğrencisiydim.

2001’de gazeteciliğe başladığımda ise Mesut Bey Başbakan Yardımcısıydı. Fakat artık siyasi hayatta son demlerini yaşıyordu.

Aslında o son 1 yıl hep özgürlükçü ve demokrat söylemleri benimsemişti Yılmaz. “AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçer. Artık statükoyu yıkalım” dediği dönem.

Ama artık politik olarak çok yıpranmıştı ve maalesef yüzde 5 oyla 2002’de siyasete veda etmek durumunda kaldı.

Ancak kendisiyle sonradan tanıştık. Hatta yollarımız farklı noktalarda kesişti. Bugün o kesişmeleri anlatacağım sizlere.

Her şeyden önce İstanbul Erkek Liseli’ydi Mesut Bey. Necmettin Erbakan ve Ahmet Davutoğlu ile birlikte bizim okulun çıkardığı üç Başbakan’dan biriydi. Oradan bir hukukumuz oluştu.

Bu toprakların bir özelliği olan heyecan ve coşkudan ziyade Almanlara özgü sükunet ve temkinle hareket eden bir siyasetçiydi.

Ama karakteri itibariyle yerli görünmese de tam bir milliyetçiydi.

Bunu belki garipseyeceksiniz ama ben kendisini ilk olarak bir gazeteci değil, bir gelin olarak tanıdım.

Şu anki eşim Rasim Ozan ile evliliğimizde değildi bu tanışma.

20 Mayıs 2006’da ilk eşim Emre ile evlenirken nikah şahidimiz Mesut Yılmaz’dı.

Mesut Bey’in annesi ile Emre’nin babaannesi kardeşti, dolayısıyla merhum Başbakan ile bir dönem akraba olduk diyebilirim.

Bu arada internette ve hatta Wikipedia’da benim dizi oyuncusu ve senarist Emre Ayan isimli hiç tanımadığım bir kişiyle evlenip boşandığım yönünde bir kayıt var. Tamamen yanlış bilgi. Bunun da bu vesileyle düzeltilmesini rica ederim.

Neyse biz yeniden Mesut Bey’e dönelim... Nikahtan evvel hem davetiye vermek hem de tanışmak için Yılmaz Ailesi’nin Beykoz Konakları’ndaki evlerine gitmiştim.

Mesut Yılmaz o dönem Almanya’da bir üniversitede hocalık yaptığından evde değildi ama Berna Hanım ile ilk kez orada tanıştık.

Müthiş güleryüzlü, candan ve sıcakkanlı bulmuştum Berna Yılmaz’ı.

Çok güzel sohbet etmiştik. Akşam gazetesinde röportajlar yapıp dış politika haberleri hazırlayan bir muhabirdim o zaman.

Daha sonra belki bir belki iki kez daha Berna Hanım’ın o cıvıltılı haline şahit oldum maalesef.

Son yıllardaki karşılaşmalarımız hep hüzün doluydu.

Oğlu Yavuz Yılmaz’ın cenazesinde gördüm Berna Hanım’ı. Mesut Bey’in de kaderini değiştiren elim olay... O günü hatırlayınca hala gözlerim dolar. Öyle hüzünlü bir cenazeydi ki...

Mesut Bey’i görememiştim o gün ama Turgut Yılmaz ile konuşmuştuk, Yavuz’un amcası olarak Turgut Bey de perişandı.

Geçen yıl da Rauf Tamer’in eşi İlkay Hanım’ın cenazesinde yine kederli gözlerle kısa bir sohbet yaptık Berna Hanım’la.

Mesut Yilmaz oyuncak atı ile (Faruk Bildirici’nin Hanedan’ın son Prensi kitabından)
Mesut Yilmaz oyuncak atı ile (Faruk Bildirici’nin Hanedan’ın son Prensi kitabından)

Mesut Bey ile ise bir kez 2006’dan yıllar sonra Etiler’deki o meşhur restoranda karşılaştık.

Yanlış hatırlamıyorsam Abdürrahim Albayrak ve Sinan Uyanık ile beraberdiler.

Önce bir İstanbul Erkek muhabbeti yaptığımızı hatırlıyorum. Benim yazılarımı okuduğunu ve programlarımı izlediğini söylemişti. Rasim’e ise sitem etmişti. Şöyle demişti:

“28 Şubat süreci konusunda yazılarında ve televizyonda bana çok haksız yükleniyor. 28 Şubat mevzusu her açıldığında lafı bana getiriyor. Ayrıca ben bu ülkede ANAP bünyesinde liberal filozof Friedrich Hayek üzerine ilk detaylı açık oturumu bizzat tertip etmiş ve yine ANAP’ın resmî yayınevinden bu panel bildirilerini yayınlatmış insanım. O kitabı size de göndereyim. Türkiye’de bugün savunduğunuz liberal demokrasi ve özgür piyasa ekonomisi için bizlerin verdiği emekleri de yok saymamalısınız.”

Bu karşılaşmadan seneler sonra bir kez daha konuştuk. 15 Temmuz'un hemen ertesinde Mesut Bey’i ben aradım.

Bir Avusturya kanalında o mükemmel Almancasıyla 15 Temmuz askeri darbesi ve FETÖ gerçeğine karşı Batı dünyasının ve Alman medyasının gösterdiği iki yüzlülük üzerine muhteşem bir konuşma yapmıştı. (O konuşmayı yazının sonuna koyuyorum-na).

Almanca en prestijli gazetelerde yazıları yayınlamıştı bu konuda. AK Parti muhalifi olmasına rağmen yaptığı bu analizler daha da ilgi çekiyordu.

O sebeple tebrik etmek istemiştim Mesut Bey’i ama o dönem artık Batı Dünyası ile Türkiye arası ilişkilerin düzelebileceğine pek inanmıyordu. Ok yaydan çıkmıştı.

Dün pandemi şartlarında dahi çok geniş ve üst düzey bir katılımla uğurlanan cenazeyi izlerken aklımdan teker teker bunlar geçti. Mesut Yılmaz’ı her zaman centilmen ve akılcı bir siyasetçi olarak hatırlayacağım.

Ailesi’ne ve Mesut Bey’in sevenlerine başsağlığı diliyorum. Allah rahmet eylesin.

Kovid ikinci dalga çok sert bir şekilde dünyayı vururken ve Almanya’nın ardından Fransa da kapanırken doğal olarak hepimizin moralleri bozuk. ABD’deki günlük vaka sayısı 90.000’i geçti.

Bizde ardı ardına birçok kişi pozitif olduğunu açıklıyor.

Bu iş nereye gidiyor? Tablo marta göre daha da mı vahimleşiyor? Korkutan vaka sayıları sonucu ölümler tavan mı yapacak?

New York Times’da önceki gün yayınlanan bir makale bu karanlık tabloya rağmen umutlanmama sebep oldu.

New York hastane sisteminin rakamlarını incelemişler. Martta Kovidden hastaneye kaldırılanların yüzde 30’u yaşamını yitirirken bu oran Haziranda yüzde 3’e kadar düşmüş.

İngiltere’de de benzer bir oran varmış. Martta yoğun bakıma kaldırılan 10 hastanın 4’ü kaybediliyormuş, haziranda yoğun bakıma kaldırılanların yüzde 80’inde iyileşme gözlenmiş.

Peki ölüm oranındaki bu düşüş neye bağlanabilir? Virüsün etkisinin zayıfladığı sonucu çıkar mı?

Araştırmayı yapanlara göre virüsün etkisinin kırıldığına dair herhangi bir bulgu yok ancak yaşlı nüfus uyarılar nedeniyle artık daha dikkatli, daha nadir enfekte oluyor, dolayısıyla aktif hasta sayısının yaş ortalaması marta göre daha düşük bu da ölüm oranlarını aşağı çekiyor.

Kovidin marta göre oransal olarak daha az ölüme sebep olmasının diğer bir nedeni olarak da tedavi yöntemleri ile ilgili daha fazla bilgiye ulaşılmış ve tedaviye daha erken başlanır hale gelinmiş olunması gösterilmiş. (ABD ve İngiltere’deki rakamlar üzerinden bir değerlendirme yapılmış ama bunu genelleyebiliriz zira vaka sayıları katlanarak büyüyor ama yaşamını yitirenlerin sayısı o oranda yükselmiyor çok şükür.)

Vaka sayıları katlanıyor ama artık marttaki belirsizlik  yok. Neyle karşı karşıya olduğumuzu daha iyi biliyoruz. Önlem almayı da biliyoruz. Ben rekor vaka sayılarına rağmen kontrollü bir şekilde bu kabusu yeneceğimize inanıyorum.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00