Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

14 Ocak 2021 Perşembe ve 15 Ocak 2021 Cuma Türkiye tarihine kötü iki gün olarak geçti.

Perşembe akşamüzeri ülkücü kökenli avukat Afşin Hatipoğlu, Cuma sabah saatlerinde yine ülkücü kökenli, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ, öğlen ise İYİ Parti’ye çok yakın gazeteci Orhan Uğuroğlu evlerinin önünde saldırıya uğradılar.

Bu saldırılar, barış iklimimizin altını dinamitleyen çok vahim bir tabloyu işaret ediyor.

Öte yandan mevcut ülkücüler ve eski ülkücüler arası bir iç hesaplaşma mı var sorusu ister istemez akıllara geliyor.

Yani dövülenler solcular ya da diğer muhalifler değil. Hepsi de kendini ülkücü-sağ camianın içinde tanımlamış ya da tanımlayan isimler. Dolayısıyla bir iç hesaplaşma kokusu var.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun bir mesaj yayınlayarak saldırıları çok sert bir dille kınadı. "Devletimiz, demokrasi ve fikir özgürlüğünün teminatıdır" dedi.

Bu mesajı aynı zamanda Cumurbaşkanının mesajı olarak okumak gerekir.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener olmak üzere birçok siyasetçi de art arda saldırılarla ilgili açıklamalar yaptılar.

Peki neler oluyor? Nedir bu gelişmelerin arka planı? Anlamak için tüm taraflarla konuştum.

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ ile detaylı bir telefon konuşması yaptım.

Orhan Uğuroğlu ben kendisini aradığımda hastanede gözetim altındaydı, oğlu Alper’e ulaştım ve bilgi aldım.

Ardından da Özdağ’ın birkaç gün önce sert bir siyasi polemik yaşadığı ve saldırıdan sonra işaret ettiği isim olan MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ı aradım. Semih Bey ile tüm iddiaları ve son günlerde yaşadığı polemikleri konuştuk.

SELÇUK ÖZDAĞ: "SİLAHLI BİR KİŞİ BAŞIMDA BEKLERKEN DİĞERLERİ ARKADAN SALDIRDI"

Özdağ hastanedeydi. “Kafamda 15 dikiş var Nagehan Hanım” diyerek açtı telefonu. “2 parmağım kırık, yarın kolumdan ameliyata gireceğim. Böyle bir şey olabilir mi? Bu ülke bu hale gelebilir mi? Yazık!” dedi.

Saldırı ile ilgili detay sorunca şunları söyledi: "Evimin önünde 5-6 kişi arkadan saldırdılar. Evimi nereden biliyorlar? Cuma namazına gideceğimi nereden biliyorlar? Belli ki takip etmişler.

Bir saldırgan şoförüm araçtan çıkmasın diye silahla arabanın kapısını tutmuş, 4-5 kişi üzerime çullandılar, yanlarındaki diğer bir kişi elinde silahla ben silah çıkarırsam vurmak için bekliyordu.”

Özdağ şöyle devam etti: “Ben ülkü ocaklarından geliyorum Nagehan Hanım, buraların işleyişini bilirim. Devlet Bahçeli’yi hedef alan sözlerimden sonra beni hedefe koydular. Semih Yalçın’ın sözlerini görmüşsünüzdür. Böyle bir saldırı talimatla olur. Bakın en çirkini ne biliyor musunuz, arkadan saldırdılar. Kalleşçe saldırdılar.”

“Bu Semih Yalçın’a yönelik çok ağır bir itham Selçuk Bey, somut bir kanıt var mı elinizde” dedim. “Ben ülkücü hareketin işleyişini bilirim” diye cevap verdi.

"SÜLEYMAN SOYLU SALDIRIDAN HEMEN SONRA 4-5 KEZ ARADI"

“Saldırıdan sonra devlet cephesinden arayan oldu mu?” diye sorunca İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun olayın hemen ardından 4-5 kez aradığını, detaylı bilgi aldığını, Vali ve ilgili tüm birimlere talimat verdiğini ve faillerin kısa sürede yakalanacağını söylediğini aktardı.

İçişleri Bakanının derhal olaya el koyması çok önemli. Bu, net bir şekilde "Devlet hiçbir çete ya da suç grubuna göz açtırmaz" mesajı.

Özdağ’ın ardından Orhan Uğuroğlu’nun oğlu ile görüştüm. Uğuroğlu müşahede altındaydı.

O da evinin önünde silahlı 3 kişinin saldırısına uğramış. Bir kişi de bu esnada arabada bekliyormuş. Çok şükür Selçuk Özdağ kadar büyük bir fiziksel hasar yok. Ancak olay çok vahim. Saldırganların 3’ü yakalanmış, biri aranıyor.

SEMİH YALÇIN: ŞİDDETTEN ÇOK ÇEKMİŞ BİR İNSAN OLARAK BU SALDIRILARIN SONUNA KADAR KARŞISINDAYIM

MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ı aradım ve "Semih Bey birkaç gün önce Sayın Devlet Bahçeli’yi hedef alan eleştirileri nedeniyle Selçuk Özdağ ile çok sert bir polemik yaşamıştınız. Kendisi bugün bir saldırıya uğradı ve bu saldırının arkasındaki isim olarak sizi işaret etti. Cevabınız nedir?" diye sordum.

"Nagehan Hanım Selçuk Özdağ’ı ben Keçiören’den tanırım, cemaziyelevvvelini bilirim. Kendisini hiç sevmem. Bunu da gizlemem, açık açık söylerim. Sosyal medyada da ifade ettiğim gibi hayatı boyunca çıkarları için yan yana yürüdüğü herkesi satmış Talleyrand isimli Fransız politikacıya benzetiyorum kendisini. Son olarak gereksiz yere Sayın Bahçeli’ye saldırdı. Bu saldırısı çok ağırıma gitti Nagehan Hanım. Ben de o nedenle kendisine cevap verdim. Benim üslubum çok ağırdır doğru ama durduk yere kimseye sataşmam. Üstelik sözlü polemik ile bu saldırının ne ilgisi var? Saldırı yapacak insan önceden böyle önden sözlerle yüklenir mi? Saldırı yaptıracak insan bilakis sinsi davranır, ses etmez. Ben mertçe tavrımı ortaya koydum. Bu saldırılarla benim hiçbir ilgim ve bilgim yok ve olması mümkün değil."

"Peki kim bu saldırganlar Semih Bey? Hem Selçuk Özdağ, hem de Özdağ’ın Sayın Bahçeli’ye yönelik eleştirilerini kaleme alan gazeteci Orhan Uğuroğlu’nun aynı gün saldırıya uğramasına ne diyorsunuz? Bu bir tesadüf olamaz herhalde…"

"Öncelikle şunu söyleyeyim, evet Selçuk Özdağ’ı çok eskiden tanırım ama Orhan Uğuroğlu’nu tanımıyorum, hayatımda telefonla dahi konuşmadım. Kendisini saygın bir gazeteci olarak görmüyorum. Onu da dürüstçe söylemek isterim Nagehan Hanım. Fakat bu saldırı hadisesini de şimdi sizden duydum. (Ben Semih Bey’i Cuma akşamüzeri saatlerinde aradım-na)

Bu hareketin delisi çoktur Nagehan Hanım. Talimat falan dinlemezler... Bakın biz 80 öncesinin içinden geldik. Saldırı, şiddet bunları bizzat yaşamış ve çok acılar çekmiş insanlarız. Şiddet kesinlikle yanlış ve gayrimeşru bir yöntem. Bırakın böyle bir saldırının arkasında olmayı tamamen bu saldırının karşısındayım Nagehan Hanım. Ben çok sert mücadele ederim ama sosyal medya üzerinden mesajlarla ya da gerekiyorsa mahkemede hakkımı ararım ve hesap sorarım. Biz kalemle ve dil ile mücadele ederiz. Şiddetle bizim işimiz olamaz. Ama 6 milyon oy almış bir lidere haksızca saldırana da en ağır sözlerle cevabını veririm."

“Ülkücü hareketin şiddetle ilişkisinde bir problem var” tezine ne dersiniz Sayın Semih Yalçın?

"Bu da haksız bir önyargı. Ülkücü gençler artık sokaklarda değiller. O durum 80 öncesinde kaldı. Ülkü ocakları kültür ve irfan ocakları oldu. Entelektüel merkezler oldu artık.”

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00