Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Boğaziçi Üniversitesi kaynıyor. Kendi okulumda yaşananları gördükçe içim acıyor.

Büyük bir inatlaşma, bir restleşme nedeniyle bu ülkenin en iyi üniversitelerinden biri her gün yara alıyor.

Kim hatalı meselesine hiç girmeyeceğim zira bu krizde hatalı olmayan hiçbir taraf görmüyorum.

Her şeyden önce tüm siyasilerin bu işte sorumluluğu var.

Bu ülkenin en parlak gençlerini siyasetin sert kutuplaşmasına alet etmeye kimsenin hakkı yok!

Ben seküleriyle, dindarıyla, LGBT’siyle sağcısıyla, solcusuyla Boğaziçili tüm öğrencilerin yanındayım!

Ancaak… Güney Kampüsün ortasına açılan ve apaçık bir provokasyon olan Kabe’li resmin tamamen karşısındayım.

Boğaziçi ruhu özgürlükten yanadır, Boğaziçi ruhu demokrat değerlerin savunucusudur ama Boğaziçi ruhu bu değildir arkadaşlar! Boğaziçi ruhu dolu bir sinema salonunun ortasında "Bomba var" diye bağırmak asla değildir!

Kampüsün ortasına açılan Kabe’nin tam ortasında Şahmeran, etrafında da LGBT bayrağı olan resim ifade özgürlüğü değil, zaten sertleşmiş olan ortamın altına dinamit koyan bir kışkırtmadır. Bunun dolu bir sinema salonunda "Bomba var" diye bağırmaktan farkı yok. Bu bir provokasyondur.

Boğaziçili kardeşlerimden aldığım bilgi bunu LGBT gençlerin yapmadığı yönünde.

Maalesef bu resim Boğaziçi’ni marjinal, Boğaziçiliyi mankurt gibi göstermeye çalışanlara büyük koz verdi. Çok üzgünüm…

Boğaziçi bu ülkenin her yeri kadar Türkiye’dir. Boğaziçili bu toprakların insanıdır. Aksi yönde karalamaları asla kabul etmiyorum.

Sonrasında yaşananlarla ilgili de çok çok üzgünüm.

Kampüse giren yüzlerce polis, sert müdahale, ‘aşağı bak mı dendi, aşağıdan mı’ polemiği…

Allah aşkınıza fikir üretmesi gereken bir üniversite bunlarla mı anılacaktı?

Protestoların hedefindeki rektör Melih Bulu ilk günlerde diyaloğa çok açık bir profil çiziyordu. Göreve geldiğinde kendisiyle konuşmuş ve bu köşede hem anlattıklarını hem de izlenimlerimi sizinle paylaşmıştım.

POLİS MÜDAHALESİNE NE DİYOR?

Dün Prof. Dr. Bulu’yu yeniden aradım.

Hem o resmin açıldığı sergiyi hem pazartesi akşamki sert polis müdahalesini hem kendisine yönelik istifa çağrılarını hem de atadığı rektör danışmanının bu atamayı reddetmesi ile ilgili görüşlerini sordum.

Bulu pazartesi akşamı polis müdahalesi olurken kendisine "Neler oluyor" diye sorduğumda bana şu mesajı göndermişti: "Nagehan Hanım maalesef LGBT son olaylar sonrası aday kulüp üyelikleri sonlandırılınca rektörlüğü ablukaya almaya kalktı."

Pazartesi günkü görüntülerde müdahaleye maruz kalan yüzlerce öğrenci vardı.

Ben bir avuç LGBT kulüp üyesi öğrencinin böyle hedefe konmasını ve günah keçisi haline getirilmesini açıkçası doğru bulmuyorum.

İnsanların hayat tercihlerini onaylamak zorunda değiliz, ama tercihlere saygı duymak durumundayız.

Üstelik bu iddia Boğaziçililer tarafından da yalanlandı.

Bulu’ya önce bunu sordum.

"HEDEF ALINAN LGBT KİMLİĞİ DEĞİL"

"Nagehan Hanım öncelikle şunu söyleyeyim: Burada LGBT kimliği hedef alınıyor gibi bir yaklaşım yok, Boğaziçi kurumsal olarak her kimliğe saygılıdır. Benim LGBT bireylere yönelik asla bir tepkim söz konusu değil. Ben de LGBT bireylerin haklarını ve özgürlüklerini savunan bir insanım. Ancak bu üniversitede kulüpleşmek için önce aday kulüp statüsü alınıyor siz de biliyorsunuzdur, 2 senelik bir izleme süresi oluyor. LGBT aday kulüptü, henüz kulüpleşmemişti."

2 seneyi doldurup ne zaman kulüpleşecekti, diye sordum.

"Açıkçası süre aşımı vardı, bizden önceki yönetim işi uzatmış, 6 ay kadar önce dolmuş süre. Bu infiale yol açan serginin materyalleri LGBT kulüp odasından çıkınca, bir de üzerine PKK ile ilgili bir materyel de yine aynı odada bulununca kulüp adaylığı iptal edildi. Öğrenciler bunun üzerine rektörlük binasını ablukaya aldılar."

PKK ile ilgili materyele takıldım. Ne bulunmuş kulüp odasında? Kanıt var mı?

Tutanağa ulaştım. Gözaltı ve ardından gelen 2 tutuklamaya konu olan tutanakta KONGRAGEL üst başlıklı Kürdistan Halk Kongresi Demokratik Kuruluş Belgeleri isimli bir kitabın söz konusu kulüp odasında bulunduğu kayda geçmiş.

Arkadaşlar doğru mu bu? Böyle bir doküman çıktı mı kulüp odasından?

"BİR EKİP KURUP GELİN KONUŞALIM, DEDİM, KABUL ETMEDİLER"

Melih Bulu göreve başladığı ilk gün kendisini protesto eden öğrencilerin yanına gitmiş, onları ikna etmeye çalışmıştı.

Pazartesi akşamı ise Mezunlar Derneği Başkanı Önder Şahin’in anlatımına göre "Bana dokunmak devlete dokunmak olur" deyip öğrencilerin yanına gitmeyi reddetmiş.

Bu diyalog kanallarının kapandığını kabul ettiği ve vazgeçtiği anlamına mı geliyor? Yoksa strateji mi değiştiriyor?

Sordum.

"İlk gün ne diyorsam aynısını demeye devam ediyorum Nagehan Hanım. Bakın dün daha önce olmayan bir şey oldu, rektörlük binasının tüm kapılarını tuttular. Benim dışarı çıkmamı engellemeye çalıştılar."

"Neden çocuklarla görüşmeyi denemediniz?"

"Denedim, onlara aranızdan bir ekip seçin, gelin konuşalım, dedim, kabul etmediler, benim onların yanına gitmemi istediler. Ancak çok kalabalıktı, bunu emniyet ve benim koruma polisim güvenlik açısından riskli buldu, sizi koruyamayız dediler. Sonuçta abluka bitmedi. Defalarca çağrı yapmamıza rağmen bitmedi. Ben eve gidemediğim için polisin müdahalesi şart oldu."

Polisin öğrencilere dışarıda yürürlerken çok sert bir şekilde "Aşağı bak" dediği ileri sürüldü, sonra Emniyet Genel Müdürlüğü kalabalığı engellemek için "'Aşağı bak’ değil ‘aşağıdan’ diyordu söz konusu memur" açıklaması yaptı.

Bulu bu tartışmaya yorum yapmadı, olayı görmediğini ve herkes gibi uzaktan izlediğini söyledi.

"İSTİFAYI ASLA DÜŞÜNMÜYORUM"

Melih Bulu’ya tartışmalı resmin açıldığı sergiyi sordum.

"Bakın gösteri elbette yapılabilir, sergi düzenlenebilir ancak izinsiz olmaz. Bu sergi için hiçbir izin alınmamış. Üstelik bir gece önceden güvenlik görevlileri o resmi görüp uyarmışlar, öğrenciler ısrar etmiş."

Ben Nagehan Alçı olarak bu kadar kırılgan bir sürecin ortasında patlayan bu resim dalgasında bir provokasyon kokusu var mı diye sormadan edemiyorum.

Ancak Melih Bulu kendisine bunu söyleyince "Nagehan Hanım organizasyonu yapan 2 öğrenci tutuklandı, ikisi de sonuna kadar resmi ve sergiyi savunuyorlar. Sonuçta kimin yaptığı belli" dedi.

Peki bunca tartışma, muhalefetten gelen ‘terk et’ çağrıları…

Ne olacak bu işin sonu? Ben Boğaziçi’ne zarar verir bir noktaya gelen bu olaylar karşısında açıkçası Bulu için istifa daha doğru mu olur diye düşünmeye başladım ama o zaman bu, diğer üniversitelerde önü alınmayacak bir kapı da açabilir. Çok zor ve hassas bir karar.

Melih Bey’e istifayı düşünüp düşünmediğini ve bundan sonra ne yapmayı planladığını sordum.

"Asla istifayı düşünmüyorum. Başta bu krizin 6 ay içinde biteceğini öngörmüştüm, öyle de olacak" dedi.

"Peki ama bitme emaresi var gibi görünmüyor. Üstelik 6 ay çok uzun bir süre, böyle karmakarışık bir 6 ay geçer mi?" sorusunu yöneltince…

"Elbette böyle sert geçecek bir 6 ay değil. Tansiyon düşecek ancak 6 ay içinde kriz tamamen biter" yanıtını verdi.

Geldiğinden beri 100 kadar akademisyenle konuşmuş. Yeni rektörün iddiasına göre 20 kadar hoca mahalle baskısı uygulayarak işi bloke ediyor.

"PARTİSİ TEPKİ GÖSTERDİĞİ İÇİN TAVIR DEĞİŞTİRDİ"

Peki danışman olarak atadığı Oğuzhan Aygören’in sonrasında bu pozisyonu reddeden açıklamasına ne diyor Prof. Bulu?

"Oğuzhan Hoca ile eski tanışıklığımız var Nagehan Hanım. Aramızda hep birlikte ne yapabiliriz diye konuşurduk. Ben kendisini rektör danışmanlığına atadığımda başta her şey iyiydi ancak sonra mensubu olduğu DEVA Partisi’nden çok tepki geldi, o nedenle geri adım atmak zorunda kaldı."

Melih Bulu’yu son konuştuğumuza göre daha gergin ve bıkkın buldum ancak hala kararlı.

Olayların bitip, kendisinin kabul edileceğine olan inancı tam. Zaman zaman YÖK ile de istişare ediyormuş.

Kendisinden önceki rektör Prof. Dr. Mehmed Özkan da Bulu kadar olmasa da başlarda tepki ile karşılanmıştı, o bu süreçte yardımcı oluyor mu, diye sorduğumda "Arkadan destek veriyor" demekle yetindi Bulu.

Bütün Türkiye’nin gözü önünde en kıymetli üniversitelerin başında gelen Boğaziçi her gün hırpalanıyor.

Bir çözüm bulunması şart. Bence hem öğrenci ve akademisyenler hem de rektörlük birer adım geri atarak bir diyalog zemini oluşturmalı.

TENCERE TAVA SESLERİ VE İKİNCİ GEZİ TEHLİKESİ

Saat 21’i gösteriyor ve bu yazıyı yazarken dışarıdan tencere tava sesleri gelmeye başladı. İkinci bir Gezi’nin ayak sesleri mi bunlar?

Umarım değildir. Bu tüm Türkiye’ye çok zarar verir…

Bu tür sokak hareketleri Türkiye tarihinde hatta dünya tarihinde her zaman devletin otoriterleşmesine yol açmıştır.

Protestocuların istediği sonucu hiçbir zaman doğurmamıştır.

Yeniden böyle bir sarmala girmeyelim…

Devletin sert müdahalesi ülkede birlik ve kardeşlik havasını ciddi zedeliyor, milletleşmeye değil kabileleşmeye hizmet ediyor.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00