Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Galatasaray, hem lisesiyle hem üniversitesiyle hem de spor kulübüyle Türkiye’nin önemli bir değeri.

Geleneği olan, geçmişine bağlı, birçok meşhur ismi yetiştirmiş bir kaynak…

Kaynakları kurutmak kolay, canlı tutmak zordur.

Geçenlerde baktım Galatasaray camiasından bizim koyu Galatasaraylı Rasim’e telefonlar yağmaya başladı. Doğal olarak dertliler. Hepsi yana yakıla aynı konudan bahsediyor.

Galatasaray Üniversitesi’nin iğdiş edilme ihtimalinden korkuyorlar.

Rasim’in vesilesiyle ben de Galatasaray camiasının önde gelen ve ismi kamuoyunda da bilinen birkaç ismiyle konuşma fırsatı buldum. Endişe ve kaygı içindeler.

Bana göre de kesinlikle haklı Galatasaray camiası.

YÖK bir karar almış. Galatasaray Üniversitesi’nde görev yapan Fransız akademisyenlerin Türkçe bilmesini şart koşuyor.

Bu akademisyenlerin Türkiye’de oturma ve çalışma izinlerinin yenilenebilmesi için dil yeterlilik sınavından geçmelerini zorunlu kılıyor.

Bu karar, Fransız hocaların 10’da 9’unun Türkiye’de kalamaması demek…

Üniversitenin Fransız akademisyen kaynağının yok edilmesi demek…

Kısacası Galatasaray Üniversitesi'ni öldürmek demek!

Karar Fransa’daki Türkçe öğretmenleri ve imamlar için getirilen Fransızca bilme şartına karşı mütekabiliyet olarak alındı.

Ancak yanlışa yanlışla karşılık vermek Türkiye’nin milli menfaatlerine uygun mu?

Fransa’nın yaptığı rezalete aynı şekilde karşılık vermekle kendimize zarar vermiş oluruz.

FRANSA'DA AŞIRI SAĞIN YÜKSELİŞİ

Sevgili okurlar, Fransa şu sıralar aşırı sağ fırtınalarla savruluyor. Ülkede çok sert, çok korkutucu bir İslam karşıtı dalga esiyor. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron faşist lider Marine Le Pen’e karşı birleşen oylarla iktidara gelmesine inat edercesine Le Pen’le ırkçılık ve ayrımcılık yarışında.

Günlerdir Macron’un ‘Ayrılıkçı İslam ile Mücadele yasası’ adı altında hazırladığı yasa tasarısı nedeniyle ülkede büyük protestolar düzenleniyor. Bu tasarı Fransa’daki bütün Müslümanlara potansiyel suçlu gözü ile bakan, kamu otoritesine keyfi yetkiler veren, Müslüman öğrencilerin eğitim aldığı özel okullar ve Kuran kurslarını kriminalize eden maddeler içeriyor.

Geçtiğimiz hafta sonu Paris başta olmak üzere birçok yerde Müslümanlar sokaklara döküldüler ve bu tasarıyı protesto ettiler. İnsan hakları örgütleri ve sivil özgürlük platformlarının hemen hepsi de Müslümanların haklarının çiğnendiğini söylüyor.

Fransa son günlerde adeta bir ‘göçmen karşıtlığının yarıştırılma arenasına’ döndü.

Charlie Hebdo karikatürlerini sınıfta gösterdiği için feci şekilde katledilen öğretmen Samuel Patty’nin ardından Macron süreci yönetmek yerine kendini giderek daha fazla sağa savurdu.

Samuel Patty’nin kafasının kesilerek öldürülmesi Fransa için çok büyük bir travma. Buna bizzat şahidim. Fransız arkadaşlarım ve tanıdığım tüm Fransızlar Patty’nin ölüdürülmesini Fransa’nın temel değerlerine bir saldırı olarak algıladılar.

Ancak buna Macron’un cevabı giderek Le Penleşmek olmamalıydı…

Konuştuğum ileri gelen Galatasaraylılar da Fransa’nın Müslümanlara tutumundan rahatsız. Hatta bu konuda Fransız iş dünyasının bazı önemli isimlerine kaygılarını iletmişler.

Galatasaray Üniversiteliler genelde milliyetçi hassasiyeti kuvvetli insanlar olurlar.

Hatta ben Galatasaray kültürünün özgürlükçü tarafını biz Boğaziçililere göre daha zayıf bulurum. Elbette istisnalar da vardır.

BAŞÖRTÜSÜNÜ TAMAMEN YASAKLAMA VAADİ

Irkçılık yarıştırmaya başlarsanız bunun sonu çok tehlikeli yerlere varır. Ben Fransa’da evrensel değerler adına kaygı verici bir gidiş görüyorum. Macron, Le Pen’in önünü kesmek için aşırı sağa kayarken aslında Le Pen’i güçlendiriyor.

Mesela bu tartışmalı yasaya ‘fazla yumuşak’ olduğu için itiraz ediyor Le Pen. Başörtüsünün sokaklarda dahi tamamen yasaklanması için propaganda yapıyor.

Tasarıda yer alan, evde eğitim ve özel okullara getirilmek istenen kısıtlamalara da karşı çıkıyor. Bu kısıtlamaların yalnızca Müslümanları değil dindar Hıristiyanları da etkileyeceğini söylüyor ve Müslümanları doğrudan hedef alan daha sert bir paketin gelmesi gerektiğini savunuyor.

Türkiye’de YÖK’ün mütekabiliyet olarak Galatasaray’daki Fransız akademisyenlere Türkçe bilme şartı getirmesine uzanan yolun arka planı özetle böyle.

İMAMLARA GETİRİLEN ŞARTIN TEK HEDEFİ TÜRKİYE’NİN ÖNÜNÜ KESMEK

Tabii yurt dışından gelen imam ve öğretmenlere Fransızca bilme şartı getirilmesinin özel olarak Türkiye’yi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alan bir boyutu da var.

Fransa’da yurt dışından gelen imam Türkiye’den gelen imam demek. Cezayirliler, Faslılar ve Tunuslu Müslümanların sayısı daha fazla ama bu ülkelerin imamlarının çoğunluğu sömürge geçmişi nedeniyle hem Fransızca biliyorlar, hem de Fransa vatandaşları. Yurt dışından gelmiyorlar. Yurt dışından imam ve camilere kaynak gönderen Türkiye. Bir de camileri finanse eden Katar var.

Macron hükümeti dışarıdan gelen finansmanı kesmek istiyor. Hem camilere para gelmesinin hem de Türkiye’den imam gönderilmesinin önüne geçmeye çalışıyor. Öğretmen ve imamlara Fransızca bilme şartı getirmesinin ana sebebi bu.

İşte böyle baştan sona yanlış bir ortamda alınan onlarca demokrasiye, çoğulculuğa, liberal değerlere ters kararlardan birine Türkiye olarak mütekabiliyet çerçevesinde karşılık verirsek biz de Fransızların düştüğü totaliter yanlışına düşmüş oluruz.

Sevgili okurlar Fransa’da liberal değerlere, çoğulculuğa, ifade ve inanç özgürlüğüne inanan insanlar bu gelişmelere karşı sokaklarda.

Macron Le Pen’le yarışarak tarihe adını büyük bir utanç olarak yazdırma yolunda kararlılıkla ilerliyor. Fransa bu gidişle hızla çölleşecek…

Biz Osmanlı gibi çok uluslu, çok dinli, çok kültürlü bir geçmişten gelen özgüvenli bir milletiz. Fransa’nın yaptığı yanlışı tekrarlamak onlar gibi bizi de çölleştirir.

MACRON’UN YANLIŞ İHTİRASLARININ CEZASINI NEDEN FRANSIZ DOSTLARIMIZ ÇEKSİN?

İstanbul’da yaşayan Fransız öğretmenler, akademisyenler tanıyorum. Hepsi Türkiye’yi çok seven, burada yaşamaktan mutluluk ve gurur duyan insanlar…

Neden Macron gibi amatör ve hırsları aklının çok önünde bir politikacının yanlışlarının cezasını bu insanlara çektirelim?

Galatasaray Üniversitesi gibi önemli bir değeri neden yok edelim?

Biz büyük ve güçlü bir ülkeyiz. Yanlışa karşı doğruda ısrar edersek kazanan biz, kaybeden Macron olur.

YÖK’ü ve Başkanı Sayın Yekta Saraç’ı yol yakınken bu kararı yeniden gözden geçirmeye davet ediyorum…

Bu ülkenin önemli bir değerini heba etmenin vebalini almayacak kadar duyarlı ve vicdanlı bir insandır Yekta Bey…

Yalnızca nazik değil aynı zamanda duyarlı ve hassas bir insandı Kadir Topbaş. Tam bir İstanbulluydu.

Birkaç aylıkken geldiği İstanbul’dan hiç ayrılmamış, onunla adeta özdeşleşmişti.

Şehrini yalnızca seven bir belediye başkanı değildi, şehircilik konusunda gerçekten kıymetli bir uzmandı. Çok çalıştı, çok katkı yaptı.

Ben kendisini en son 2019 kasımında gördüm. Göbeklitepe’nin tanıtım toplantısı için Roma’ya giderken uçakta Kadir Bey ve eşi Özleyiş Hanım’a rastlamış, ayaküstü konuşmuştum. Bana torunlarının fotoğraflarını göstermiş ailesine zaman ayıramamanın acısını şimdi çıkardığını anlatmıştı.

İstifa konusunu sorunca her zamanki nezaketi ile üstü kapalı konuşup konuyu değiştirmişti. Ama gözler yalan söylemez.

Böyle olmamalıydı vedası… Hiç hak etmedi bu bitişi Kadir Bey. Zannediyorum bunun burukluğunu hissederek ayrıldı aramızdan...

Ne çok kıymetli ismi üst üste kaybediyoruz son zamanlarda.

Henüz Kadir Topbaş’ın vefatının şaşkınlığı ve üzüntüsü içindeyken Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu’nun beklenmedik ölüm haberi geldi.

83 yaşındaydı ama çok üretken, yaşam sevinci ile dopdolu bir insandı Cüceloğlu.

Ölümünden henüz 6 saat önce bir podcast yayınlamıştı. Yeni kitabı henüz çıkmıştı…Ölümle yan yana asla gelmeyecek bir isimdi.

Hayat ne tesadüfi, ne uçucu…

Cüceloğlu’nun hep dikkatli bir takipçisi olmaya gayret ettim. Ondan birey, aile ve topluma dair çok şey öğrendim.

Silifke’den 11 çocuklu bir aileden çıkan, annesini çocuk yaşta kaybetmiş, bunun getirdiği psikolojiyi çok bilgece tasvir eden, kendi kendini inşa etmiş bir insandı. ‘Annen yok, kimsen yok’ sözü hem annemle hem de çocuklarımla kurduğum ilişkide beni derinden etkilemiştir.

ABD’ye kendi çabalarıyla gidişini, orada yaşadığı kültür şokunu, insanın doğası üzerine tespit ve paylaşımlarını büyük bir doğallıkla anlatırdı.

Oğlu ile kurduğu diyalog ve bir baba olarak kendine dair tespitlerini muhakkak okuyup dinlemenizi, seminerlerini izlemenizi öneririm. Eminim kendinizle ilgili hiç sormadığınız çok basit sorular olduğunu fark edeceksiniz.

Nur içinde yatsın…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • spyeyes06 2 ay önce Artık çık beeeee
    CEVAPLA
0:00 / 0:00