Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve yakın ekibiyle aramızda iyi bir diyalog zemini vardır. Hem 31 Mart hem 23 Haziran 2019’a giden süreçte hem de sonrasında defalarca konuşmuşuzdur.

Bu köşeyi takip edenler bilir… Ben CHP’li olmadığım halde Ekrem İmamoğlu’nun haksızlık gördüğünü düşündüğüm noktada hem buradan hem de ekrandan net itiraz etmiş bir yazarım. Sayın İmamoğlu da bu sebeple beni aramış ve teşekkür etmiştir.

Fakat ‘Kanal İstanbul’ ile ilgili birkaç gün önce söylediklerine ne demeli? O nasıl bir üslup Ekrem Bey? Çok şaşırdım…

Sizinle sohbetlerimizde hep “Ben toplumun tam merkezindeyim Nagehan Hanım” dersiniz ama bu açıklamanız sanki radikal sol bir partinin genel başkanı gibi olmamış mı?

Aynen şunu dediniz:

“Kanal İstanbul projesinin bugünlerde peşinde koşanlar gelecekte af dilemek ile de kurtulamayacaklar. Hukukun önünde hesabını verirler. Bugün bu işe para vermenin peşinde koşanlar ya da ‘İhaleydi, ne yapalım biz de almaya çalıştık’ diyenler sadece basit şekilde süreçten sıyrılamazlar.”

Lamı cimi yok… Bu sözler Kanal İstanbul ihalesine katılacak firmaların sahiplerine yapılmış apaçık bir tehdit.

Sırf Kanal İstanbul ihalesine girdikleri için kimi müteahhitlerin ileride hapse atılacağını söylemeye getiriyor İmamoğlu. Bu dil çok yanlış.

Hatta “Bu sözlerin altında ‘Siz eğer Kanal İstanbul ihalesine girerseniz İstanbul Büyükşehir Belediyesi ihalelerinden size hiçbir şey vermem’ iması da bulunuyor” yorumunu yapanların da haklılık payı var. Söylediklerinden böyle bir ima da anlaşılabilir.

Ekrem Bey genelde makul bir insan izlenimi verse de zaman zaman öfkesine mağlup oluyor. Bu tür saldırgan sözler ağzından çıkıyor.

Daha önce de “İtlik demedim basitlik dedim” diye örtmeye çalıştığı malum olay yaşanmıştı.

Halbuki o dönem İmamoğlu’nun gençlik arkadaşı Fatih Portakal bile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın ağzından Vali Bey’e hitaben o talihsiz sözlerin çıktığını kabul etmişti.

O hadisede de maalesef İmamoğlu’nun öfke kontrol problemi ortaya çıkmıştı. Ekrem Bey sinirlenmiş ve yine öfkesine mağlup olmuştu.

Sayın İmamoğlu’nun Kanal İstanbul ile ilgili itirazlarına saygı duyuyorum. Ben kendisiyle aynı fikirde değilim.

Olmadığımı birlikte yaptığımız bir yayından da izleyebilirsiniz. “Ekrem İmamoğlu-Nagehan Alçı karşı karşıya” başlıklı Habertürk TV Youtube sayfasındaki video 2.8 milyon insan tarafından izlenerek viral oldu.

Ben fayda-maliyet dengeleri iyi gözetilmiş ve en ileri seviyede mühendislik ürünü olacak bir Kanal İstanbul projesine Türkiye’nin ihtiyacı olduğu kanaatindeyim. Ama yapım sürecinin çok zor olacağını da biliyorum.

Bundan 50 sene önce büyük itirazlara rağmen inşa edilmiş Boğaz Köprüsü şimdi nasıl herkes tarafından “İyi ki yapılmış” diye anılıyorsa bugünden 50 sene sonra da Kanal İstanbul projesine “İyi ki yapılmış” denileceğine inanıyorum.

EN SERT MUHALEFETİ YAPMA HAKKI VAR AMA TEHDİT ÜSLUBU KABUL EDİLEMEZ

Ekrem Bey’in Kanal İstanbul’a muhalefeti bir İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak sonuna kadar hakkıdır fakat öfkesine yenik düşüp böyle bir tehdit üslubuyla konuşması asla doğru değildir.

Kendisinin de bu üsluptan pişman olduğuna inanıyorum. Daha doğrusu inanmak istiyorum. Bu hatasını telafi etmesi gerektiğini düşünüyorum.

Ekrem Bey’in 25 Haziran 2023 seçimlerinde Cumhurbaşkanı adayı olmak istediğini biliyorum.

Zihinlere “yumuşak ve mutedil bir üsluba sahip özgürlükçü-demokrat bir Cumhurbaşkanı adayı” imajını işlemeye çalışıyor.

Fakat bu açıklamasıyla bizzat kendisi oluşturmak istediği imajı yerle bir etti. Özgürlükçü değil rövanşist bir ruh çıktı içinden.

Daha muhalefetteyken, Türkiye çapında iktidar sahibi bir konuma sahip değilken böyle tehditkar bir üslup benimsemesi 2023 süreci bağlamında endişe verici…

Not: Ekrem Bey’in eşi Dilek Hanım annesini kaybetmiş… Kendilerine başsağlığı, merhum annesine de Allah'tan rahmet diliyorum…

Bu hafta sonu kısıtlamanın ne kadar işlediğini görmek istedim ve hem cumartesi hem pazar İstanbul’un en tartışmalı bölgesi Beyoğlu’nu ve Eminönü’nü dolaştım.

Sevgili dostlar, kimse kendini kandırmasın…

Sokak kısıtlaması gibi bir uygulama yok bu şehirde. En azından İstiklal Caddesi’nde yok. Galata’da yok. Karaköy’de yok. Eminönü sahilde yok.

Ara sokaklar dahil her yer hınca hınç doluydu.

‘Turiste serbest’ uygulamasından derhal vazgeçilmesi lazım. Her şeyden önce bu adalete aykırı. Üstelik psikolojik olarak insanlara "Onlar çıkabiliyorsa ben de çıkabilirim" hissi veriyor.

Nitekim çıkıyorlar da. Bu hafta sonu sokakların yarısı turist ise yarısı yerli vatandaş ile doluydu.

İşin garibi hem cumartesi hem pazar İstiklal Caddesi'ni boydan boya turladık ama tek bir kişi de bize "Niye dışarıdasınız" diye sormadı. Ben hiçbir kontrol görmedim. Kimseye kimlik soran yok.

MEYHANELER BİLE AÇIKTI

Size daha da uç noktasını söyleyeyim. Sokağa çıkmayı geçtim, cumartesi öğlen Asmalımescit’te, Balık Pazarı’nda açık meyhaneler vardı! Daha doğrusu açık olmayan meyhane neredeyse yoktu. Paket servis sanmayın, salonlar bayağı açık… İçeri buyur etmeye kalktılar hatta bir kaçında..

Yarın Bakanlar Kurulu’nda hangi kararlar çıkacak bilmiyorum ama bizde mesele -turistlere serbestlik absürtlüğü dışında- yeni karar çıkarmaktan ziyade mevcuda uymak…

Kuralların bu kadar çiğnendiği, kuralsızlığın adeta norm olduğu bir ortamda sayılar daha çook yükselir… Kural tanımayanlar yüzünden ilkeli işletmeler ve dürüst vatandaşlar mağdur oluyor… Yazık!

1 Mart’ta her yer aynı anda açılarak yanlış yapılmıştı. Kademeli gitmek gerekirdi. Buna bir de kısıtlama günlerine dahi riayet edilmemesi eklenince ortaya korkunç rakamlar çıktı.

Umarım bu kez kademeli ve kontrollü bir kapanma kararı çıkar ve doğru dürüst denetim yapılır. Her yeri ve her şeyi aynı anda açıp, kapayınca faili bulamıyoruz ve olan çocuklara, okullara, işini doğru dürüst yapmaya çalışan esnafa, ilkeli işletmeciye oluyor…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00