Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Melih Bulu görevden alındığı Perşembe gününden beri sırra kadem basmış durumda. Nerede olduğunu, ne yaptığını bilen yok ama hakkında rivayet çok. Devlet tarafından korunduğundan, yeni bir görev verileceğine kadar iddialar muhtelif…

Ben size işin aslını söyleyeyim…

Bulu’nun morali tahmin edildiği üzere çok bozukmuş, Türkiye’den ayrılmayı düşünüyormuş. Türkiye dışında bir üniversiteye gitmek için temaslarda bulunuyormuş. Büyük olasılıkla kökenlerinin dayandığı Makedonya’ya gidecek ve bir Makedon üniversitesinde ders verecekmiş. Yani Bulu’ya devlet tarafından verilen yeni bir görev söz konusu değil.

Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Aslı Tekinay’ın mevcut vekil rektör Prof. Dr. Naci İnci’ye enfes bir İstanbul Türkçesiyle yazdığı nazik mektubu okudunuz mu?

Sevgili okurlarım şayet okumadıysanız lütfen üşenmeyin ve baştan sona okuyun.

Buraya mektubun linkini koyuyorum.

İçinde zerre yapaylık, nobranlık ve şov yapma güdüsü olmayan bu nezih mektupta Boğaziçi kültürü denilen olgunun vücut bulmuş halini göreceksiniz.

Maalesef bu ülke akademisyenlerinin çok büyük çoğunluğunda olmayan, hele ekrana çıkan bazı sözde profesörlerde hiç rastlanmayan olgunluk ve rafinelik Boğaziçi Üniversitesi’nde vardır.

Kendisi de liyakat ve donanım anlamında tam bir Boğaziçi Profesörü olan Sayın Naci İnci Hoca da bu mektubu umarım dikkatle okumuştur.

Can Candan gibi akademik birikimi yüksek, saha tecrübesi de kuvvetli değerli bir akademisyenin Boğaziçi’nden atılması çok yanlış bir karardı. İnci’nin bu yanlıştan dönecek olgunluğa sahip olduğuna inanıyorum.

Bu arada son tartışmalarda İslamcı çizgideki kimi yayın organlarında Boğaziçi için “CHP zihniyetinin üniversitesi” gibi tabirler okudum. Bu yorumlar hakikaten komik. Aklıma 140journos’un “CeHaPe zihniyeti” belgeseli geldi.

CHP milletvekilleri elbette son olayda okulun yanında duruyorlar ama bu ülkede akademik anlamda “CeHaPe zihniyeti” denilince akla gelen Kemalizm-Atatürkçülük olgusuna dair eleştirilerin şahikası Boğaziçi’nin o özgür üniversite ortamında yapılmıştır.

O sebeple literatürde hem sol-Kemalistlerin hem sağ-Kemalistlerin en çok tenkit ettiği ve rahatsız olduğu üniversitelerin başında Boğaziçi gelir.

Çünkü Boğaziçi bir dönemin tabusu başörtüsü yasağını YÖK dayatmalarına rağmen hiçbir zaman uygulamamış özgürlükçü-demokrat bir kurumdur.

KEMAL ALEMDAROĞLU'NUN HEDEFİNDE HEP BOĞAZİÇİ VARDI

Benim okuduğum 1996-2001 döneminde 28 Şubat’ın meşhur rektörü Kemal Alemdaroğlu ne yapar eder konuşmalarında bir vesile ile Boğaziçi’ne çatardı.

Alemdaroğlu’na göre özellikle Boğaziçi’nin sosyal ve siyasal bilimler ile alakalı bölümleri verdikleri yüksek öğretim sebebiyle “körpecik yavrularımız”ı Kemalizmden uzaklaştırıyordu.

Boğaziçi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi bölümünün bir dönem başkanlığını da yapmış olan kıymetli profesör Taha Parla’ya bu konuda çok hücüm edilirdi.

Taha Parla, “Türkiye’de siyasal kültürün resmi kaynakları” başlığı altında üç ciltlik bir eser yazmıştı.

Birinci cilt: Atatürk’ün Nutuk’u, ikinci cilt: Atatürk’ün söylev ve demeçleri, üçüncü cilt: Kemalist tek parti ideolojisi ve CHP’nin Altı Ok’u…

Atatürk’ün ve Kemalizmin Türkiye’deki tartışmasız en yetkin ve rafine eleştirisi bu üç ciltlik bilimsel eserdir.

Asla avami ve vulger anti-Kemalizm yoktur bu yapıtta. Bir Boğaziçi Hocası olan Taha Parla’nın bu kitapları 30 sene önce yazılmış olmalarına rağmen hala rakipsizler.

İşte böyle bir özgür ve demokratik üniversite ortamıyla “CeHaPe zihniyeti”ni bir tutmak gerçekten gülünç ve bilgisizce bir tutum.

Gerçi şimdi ben bunları hatırlattım diye İslamcılardan sonra Kemalistlerin de Boğaziçi düşmanlığını hortlatır mıyım diye korkmuyor değilim ama hakikatleri de hatırlatmadan geçemedim.

Elbette övgüyle bahsettiğim Boğaziçi’nin de tenkit edileceği yerler vardır. Zaten Boğaziçi kültürü aslında bir özeleştiri kültürü demektir.

Mesela Boğaziçi mezunları gönderilen rektör Melih Bulu’nun yüksek lisans tezinde tam 70 yerde intihal yaptığına dair detaylı bir rapor hazırlamışlar.

Hakikaten de ikna edici bir rapor bu. Bulu’ya ben bu olayı işin en başında sormuştum.

Her konuda bana cevap veren Melih Bey bu konuda sessiz kalmıştı. Sonrasında da Boğaziçi’den aldığı yüksek lisans ve doktorasına erişim engeli getirdi.

Yani Melih Bulu yüksek lisans ve doktora tezinde intihal yaptığını bir nevi kabul etmiş oldu.

Fakat tam bu noktada kurumsal bir kimlik olarak Boğaziçi Üniversitesi’ni ilgilendiren şu soru akla geliyor…

Madem intihal içeriyordu, o halde Boğaziçi Melih Bulu’nun yüksek lisans ve doktora tezini neden kabul etti?

Kimi Boğaziçi hocaları 12 Eylül dayatmasıyla yüksek lisans ve doktora programlarının zorla açıldığını söylüyorlar. O sebeple Boğaziçi lisansüstü programlarında böyle özensizliklerin sık yaşandığını ifade ediyorlar.

“Boğaziçili Boğaziçi’nde doktora yapmaz” diyorlar. “Boğaziçili olmak 18-23 yaş arası Boğaziçi’nde bulunmaktır” tezini yineliyorlar. Fakat ben bu söylemi ikna edici bulmuyorum. Bazı bakımlardan da ayıplıyorum.

5 Şubat 2021 tarihinde “Boğaziçi-Melih Bulu hadisesinde bir yaman çelişki” başlıklı yazımda tam da bu konuyu işlemiştim ve üniversitem Boğaziçi’ni tenkit etmiştim. O yazıyı da yeniden buraya koyuyorum.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00