Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Sevgili okurlarım hepinizin bayramını kutluyorum. Uzun bir tatil, radikal sıcaklara denk gelince Türkiye dev bir rölanti döneminin içinde buldu kendini.

Çok tabii olarak herkeste bir rehavet, bir boş vermişlik hissi var. Böyle zamanlarda ben genelde yazmam.

Fakat son günlerde ülkemizde yaşayan göçmenler üzerinden başlayan tartışmanın ırkçılık ve nefret boyutuna varması beni çok rahatsız etti.

Biliyorum toplumun çok büyük çoğunluğu göçmenlere karşı yükselen bu nefret dalgasına kendini kaptırmış durumda. AK Parti, MHP, CHP, İYİ Parti tabanları göçmen düşmanlığında mutabık olmaya başladılar.

Bu gidişe bir yazar mesuliyeti ile karşı çıkmak zorundayım.

Göçmenlerin haklarına yönelik fikirlerimin alıcısı olmadığının farkındayım.

Benim en yakınlarım dahil birçok kişi bu cereyana mağlup olmuş durumda. Kimi yazarlar onların mültecilere karşı duygularını coşturdukça coşturuyor. Popülizmin cazibesi gazetecileri de etkiliyor.

Sosyal medya ırkçı yalanlarla dolu. 80 öncesi Alevi yurttaşlarımızla ilgili söylenen yalanlar gibi göçmenlere karşı nefret üreten iftiralar yayılıyor. En eğitimli ve sözde en elit kesim bile sonu faşist katliamlarla bitebilecek bu akımın dümen suyuna girebiliyor.

Ayrıca son dönemde Türkiye’de beliren bir tehlike daha var. Ülkemizde yaşayan 5 milyon göçmene yönelik düşmanlığı sofistike ve rafine gözüken yöntemlerle sunmaya çalışan kimi “solcu” ve “liberal” isimler türemeye başladı.

Kaba ırkçılık ve vandal faşizmden bile çok daha tehlikeli olan şey Türkiye’de 9-10 senedir yaşayan 5 milyon insanı bu ülkeden atma projesini sözde entelektüel kılıflarla sunmaya çalışmaktır.

Göçmen düşmanlığının en sofistike versiyonuyla bile lafa başlasanız bunun sonu zorunlu olarak aşırı sağcı ideolojiye varır.

Kendine “solcu” ve “liberal” diyenler bu hakikati unutmamalı.

Hiç lafı eğip bükmeden yazacağım.

85 milyon yurttaş ve yaklaşık 10 senedir bizimle birlikte yaşayan, bu toprakların artık bir parçası olmuş 5 milyon göçmen kardeşimizle beraber biz 90 milyonluk Türkiye’yiz.

10 YILDIR CİSİMLERİ VAR, İSİMLERİ YOK

Göçmenler artık misafir değiller. Türkiye’nin bir parçası haline geldiler ve ileride çoğu bu ülkenin eşit vatandaşı olacak.

Fakat biz bu insanlardan hala bir cisim gibi bahsediyoruz. Kendileri var ama adları yok. Her gün en ağır ırkçı hakaret ve suçlamalara maruz kalıyorlar ama cevap verecek bir kamusal yüz bile oluşturmaları için bir iklim sağlayamamış bu devlet.

Medyada tek bir Suriyeli yok, kendi meselelerinde kendilerini savunmaları için dahi bir göçmeni içimize almadık bugüne kadar. Bence burada devlet bir özeleştiri yapmalı. Entegrasyon politikalarını sil baştan gözden geçirmeli…

KEMAL KILIÇDAROĞLU ADINA UTANDIM...

Gelelim Kemal Kılıçdaroğlu’nun göçmenlerle ilgili sözlerine…

O sözleri okuyunca Kemal Bey adına utandım.

Aslında bana göre gerçek Kılıçdaroğlu bu açıklamaları yapacak insan değildir.

Fakat 2023’te Başkan adayı olmayı kafasına koymuş Kılıçdaroğlu, bu şekilde çok oy alacağını düşünerek popülizm yapıyor.

Türkiye’den ayrılmak istemeyen kimse zorla ülkeden çıkarılamaz.

Seküler yaşam tarzına sahip Türkleri kovmakla göçmenleri kovmanın ahlaki açıdan hiçbir farkı yoktur.

Kürtleri ya da dindarları kovmakla ülkemizde yaşayan göçmenleri kovmanın arasında da hiçbir fark yoktur.

İstediğiniz kadar Kılıçdaroğlu tarzı sofistike argüman geliştirin, göçmen karşıtlığının varacağı yer bellidir.

Hangi ülkeden gelirse gelsin göçmenler bu ülke için üretiyorlar ve çalışıyorlar. İktisatçı Prof. Dr. Birol Kovancılar göçmenlerin hazırdan geçinmediklerini, ekonomik olarak Türkiye’ye büyük katkı ve dinamizm sağladıklarını bilimsel olarak rakamlarıyla izah eden çalışmalar yaptı. Kovancılar’ın göçmenlere dair yazdıklarından sevgili Nihal Bengisu Karaca da birkaç kez bahsetti. Fakat başta televizyonlar olmak üzere medyada bir kez bile Birol Hoca gibi akademisyenlerin perspektifi dinlenmedi. Ekranlarda hep aynı ırkçı popülizm tiradları tekrar edildi, ediliyor…

Göçmenlerle ilgili hükümet elbette eleştirilmeli ancak eleştirinin ana konusu göçmenlerin varlığı değil, entegrasyon eksikliği olmalı. Bu insanlara neden Türkçe öğretilmedi? Neden topluma entegrasyonları sağlanmadı? Neden hala tamamına yakını kendi gettolarında yaşıyor?

10 senedir burada yaşayan göçmenlere çoktan Türkçe okuma ve yazma öğretilmeliydi. Çoktan gettolaşma sürecinin önüne geçilmeliydi. Çoktan göçmenlerle alakalı anti-ırkçı kamu spotları hazırlanmalıydı. Her şeyin akışına bırakılması doğru değildi.

İşte hükümetin tenkit edilmesi gereken tarafı bunlar.

Yoksa kan ve barut ortamından kaçarak ülkemize sığınan insanları kabul etmesi bu hükümetin onur duyacağı bir tavır. Elbette Taliban zulmünden kaçan insanlara da kapılarımızı açacağız.

Yeter ki düzensiz yasadışı göç olmasın. Gelmek isteyenler belli bir düzen, plan ve kontrol dahilinde Göç İdaresi tarafından bir kart verilerek kabul edilsin. Yasal kayıt altında olsun.

Göçmenler tartışmasından hareketle Ruşen Çakır’ın başında olduğu Medyascope adlı Youtube kanalı ve Nevşin Mengü gibi kimi gazeteciler ulusalcı medya tarafından hedefe kondu.

Oradan iş bu gazetecilerin ABD’den fonlandığı için mültecilerden yana tavır aldığı gibi ulusalcı komplo teorilerine kadar geldi.

Nevşin Mengü göçmenlerin hakları ve özgürlükleri ile ilgili gerçekten çok erdemli bir tavra sahip. Bu duruşunu takdir ediyorum.

Ruşen Çakır’ın da Amerikan vakfından 476 bin dolar almış olması “ortaya çıkarılmış bir bilgi” değil. Çakır zaten bunu inkar etmiyor. ABD ve benzeri Batı ülkelerinden fonlar alarak Medyascope’u yönettiğini son derece dürüst ve saydam şekilde ifade ediyor.

Kimi internet sitelerinin Çakır’ı ABD’den para alan, CIA ve FETÖ ile bağlantılı kişi gibi göstermesi çok çirkin. Bunun iftira ve büyük haksızlık olduğu apaçık.

Ruşen Çakır ve Medyascope göçmenlerin haklarına sahip çıktığı için suçlanamaz, bilakis bu tavırları alkışlanmalı. Çakır’ın tenkit edileceği mevzu medya dünyasındaki kişisel kin, garez ve intikam duygularını her zaman işinin bir parçası yapması.

Mesela 15 Nisan 2021’de Ahmet Altan tahliye edilir edilmez Altan’la ilgili Medyascope’ta garez ve nefret dolu bir video yayınlamıştı Ruşen Çakır.

Yaklaşık 5 sene, yazdıkları yüzünden hapis yattıktan sonra nihayet tahliye edilmiş, üstelik daha önce olduğu gibi bir daha tutuklanıp tutuklanmayacağı belli olmayan 71 yaşındaki bir yazara eften püften şahsi konular yüzünden kin kusan bir video yayınlıyorsunuz… Bence bu çok büyük bir ayıp ve aynı zamanda çocuksu bir davranıştı.

Ruşen Çakır’ın Ahmet Altan’a karşı dinmek bilmez intikam hislerinin dün kendisine “Amerikan uşağı” diye saldıran ulusalcı kimi yayın organlarının Altan’a saldırılarından hiç farkı yok. Bu çirkin videodan sonra Altan için “Hapis yatmasından da yana değilim canım” demek de sinsi bir tavır.

Eminim Çakır sakin ve salim kafayla düşünüp yeniden izlerse 15 Nisan 2021’de Ahmet Altan’la ilgili yayınladığı o videodan utanacak ve Medyascope arşivinden de silecektir. Ben buna inanmak istiyorum.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00