Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Paris İklim Anlaşması nihayet mecliste onaylandı.

İklim krizinin marjinal bir konu olmaktan çıktığı, hayatımızı doğrudan etkilediği, çevre sorunlarının bir yığın gibi gözümüzün önünde biriktiği, mevsimlerin eski mevsimlere benzemediği şu günlerde artık doğa ve çevreyi korumak çocuklarımızı geçtim bizler için hayatta kalmanın ön şartı.

Türkiye geçtiğimiz günlerde TBMM Genel Kurulunun oybirliği ile Paris İklim Anlaşmasına taraf ülkelerin içine girdi. Bu anlaşmanın imzalanması Türkiye’de çevre bilincinin yerleşmesi için psikolojik olarak da önemli bir mesafe.

Paris İklim Anlaşması uzun vadede küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi döneme kıyasla 1,5C derecede tutmayı amaçlıyor.

Türkiye’nin hedefi 2053 yılında karbon nötr olmak. Yani emisyonlarını yutak alanların kapasiteleri ile eşit hale getirmek. Tamamen sıfırlamak olarak da algılanmamalı yani. Kapılara kilit vurmuyoruz. Daha düşük emisyonlu alternatiflere yöneliyoruz. Ulaşımda, enerjide, sanayide ve diğer alanlarda.

4 Kasım 2016’da küresel sera gazı emisyonlarının %55’ini temsil eden 55 ülkenin onaylaması sonucu yürürlüğe giren anlaşmaya imza koyan ülkeler içinde Türkiye de vardı. Ancak bugüne kadar Türkiye henüz anlaşmayı onaylayarak taraf olmamıştı.

TÜRKİYE’YE BU ANLAŞMA MALİ BİR YÜKÜMLÜLÜK GETİRİYOR MU?

Peki ‘taraf olmak’ ne anlama geliyor? Türkiye’nin ‘gelişmiş ülke' kategorisinde olduğu için ve bu kategori ciddi bir maliyet yüklediği için bugüne kadar Paris İklim Anlaşmasının meclise gelmediği söyleniyordu. Şimdi ne değişti? Türkiye mali bir yükümlülük altına girecek mi?

Bu soruların cevaplarını konunun en yakın takipçisi ve aktörlerinden biri olan Türkiye’nin İklim Değişikliği Başmüzakerecisi Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar’a sormak için kendisini aradım.

31 Ekim-12 Kasım tarihleri arasında Glasgow’da Türkiye’nin de katılacağı taraflar toplantısı düzenlenecek. Teknoloji transferi, iklim finansmanı gibi kritik konular o toplantıda görüşülecek ve Ankara da masada bulunacak. İşte o toplantıda Türkiye adına müzakereleri Sayın Birpınar başkanlığındaki heyet yürütecek.

Bana genel manzarayı anlatan bir çerçeve sundu Mehmet Emin Bey.

Size Paris İklim Anlaşmasının geçmişi nedir, Türkiye ne zamandan beri bu konunun içinde ve neden şimdi taraf olmayı kabul etti sorularının cevaplarını bulmanız için bir özet yapacağım…

TÜRKİYE 1992’DE KENDİ KALESİNE GOL ATMIŞ

İklim ve çevre konularının miladı 1992’de hazırlanan İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine dayanıyor. İşin anayasası esasen bu sözleşme.

Türkiye o dönem New York’ta kendini ‘gelişmiş, finans sağlayan ülke’ kategorisine yazdırmış. Yani kendi eli ile kendini ağır bir yükümlülük gerektiren pozisyona sokmuş, bir nevi kendi kalesine gol atmış.

Sözleşme 1994’te yürürlüğe girmiş ama müzakerelerimiz 2004’e kadar sürmüş. 2004’te Türkiye’yi finansman desteği sağlayacak ülkeler arasından çıkarmayı başarmışız fakat Ek1 içindeki yani emisyon azaltımı yapması gereken ülkeler arasındaki varlığımız devam etmiş.

Şunu hatırlatayım sevgili okurlar, 2004 AB ile tam üyelik müzakerelerine başladığımız tarihti, açılan fasıllar arasında çevre faslı da vardı. Yani o süreçte Paris İklim Anlaşmasının anası olan çerçeve sözleşmeye taraf olduk.

Bu sözleşmenin yönetmeliği de 1997’deki Kyoto Protokolü. Türkiye bu protokole de 2009’da taraf olmuştu.

PARİS ANLAŞMASINA İLK İMZA ATANLARDAN BİRİ BİZİZ

Paris İklim Anlaşmasına dünya bu adımlarla geldi. Anlaşma 2015’te ete kemiğe büründü ve 2016 nisanında imzaya açıldı. İlk imza atanlardan biri de bizdik.

Ancak meclis onayı için beş sene bekledik… Nedenini Sayın Birpınar’a sordum.

"SANAYİ VE DİJİTAL DEVRİMİ KAÇIRDIK, YEŞİL KALKINMA DEVRİMİNİ KAÇIRMAMALIYIZ"

“Aslında ülkemizin bir gecikmesi olmadı Nagehan Hanım. Paris İklim Anlaşması Kasım 2016’da yeter sayıdaki imzaya ulaşarak yürürlüğe girdi. Ancak bu Anlaşma 2020 yılı sonrası iklim rejimini düzenleyen Sözleşmenin uygulama aracı. 2020 yılında Kyoto uygulama süresi doluyor. Yerine Paris Anlaşması fiili olarak uygulanmaya başlayacak. Geçen yıl yapılması gereken 26. Taraflar Konferansı da pandemi dolayısı ile de bu seneye ertelendi. Dolayısı ile bir kaybımız yok.

Bizim öncelikli hedefimiz ülkemizin 30 yıl öncesinde uğradığı haksızlığı gidermek. Ben 8 yıldır müzakereleri yürütüyorum. Biz anlaşmayı şartlı olarak onayladık. Türkiye’nin sosyo ekonomik kalkınmasına zarar gelmesin şartı ile. Gelişmekte olan ülke olarak geçirdik. Biz Ek 1’den çıkmak istiyoruz. Çünkü iklim değişikliği ile mücadelede ciddi bir potansiyelimiz var. Yenilenebilir enerjide, temiz üretimde, sıfır atıkta görüyoruz bunları. Bu çıtayı daha da yukarıya çıkarmak istiyoruz. Bunun için de desteğe ihtiyacımız var. Ancak Ek 1 ülkesi olduğumuz için yeşil iklim fonlarından istifade edemiyoruz. Ama kararlar konsensüs ile alındığı için çok zor oluyor, Ek 1’den çıkış mücadelemiz devam edecek.

Nagehan Hanım, 2009’da Yeşil İklim Fonu kurdular, buraya başta ABD olmak üzere zengin ülkeler katkı yapacaktı, hedef 100 milyar dolar toplamaktı ama Trump çekilince ancak 8 milyar dolar toplanabildi. Yani orası da amacına henüz hizmet edebilmiş değil.

Diğer taraftan dünyada bir dönüşüm var. İklim ve çevreyi merkeze alan bir dönüşüm bu. İklim dostu olmayan uygulamalar destek görmüyor artık. Ülkemiz sanayi ve dijital devrim süreçlerinde geride kaldı. Şimdi iklime dost bir kalkınma dönemi başlıyor. Bu potansiyelimizi değerlendirmek istiyoruz. Yeşil kalkınma devrimini başarmak istiyoruz.”

Buraya gelmek hiç de kolay olmamış sevgili okurlar..

Elbette yol uzun ve sorunlar çok yakıcı. Paris İklim Anlaşmasının onaylanması ve çevre bilincinin yaygınlaşmasında Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Sayın Murat Kurum ve İklim Değişikliği Başmüzakerecisi Sayın Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar’ın rolü ve katkısı şüphesiz çok büyük. Öyle ki Mehmet Emin Hoca "Bundan sonra bir kızım olsa ismini İklim koyardım" diyecek kadar kendini bu meselelere adamış. Yıllardır çevre ve küresel iklim değişikliği ile yatıp kalkıyor, tüm uluslararası toplantıları ve gelişmeleri takip ediyor.

EMİNE ERDOĞAN'IN YILLARDIR VERDİĞİ MÜCADELE

Ancak ben bir ismin daha hakkının yenmemesi gerektiği kanaatindeyim. O isim Sayın Emine Erdoğan. Sayın Erdoğan yıllardır çevre konuları ve iklim değişikliğine dikkat çekmek, doğa farkındalığı geliştirmek için çeşitli projeler üzerinde çalışıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı da bu konularda motive eden ve olumlu yönde etkileyen kişi Emine Hanım.

İklim değişikliğinin en önemli sebeplerinden biri atıkların depolanması. Atıklar metan gazı salıyor ve bu gaz sera gazından bile 28-34 kat güçlü.

SIFIR ATIK PROJESİ ÖNEMLİ BİR MİLATTI

Emine Hanım’ın 2017’de başlayan Sıfır Atık Projesi atıkların azaltılması için çok önemli bir adım oldu. Mesela öğrendiğime göre Çevre ve Şehircilik Bakanlığına 4 yıldır bu proje sayesinde hiç çöp kamyonu girmiyormuş. Masaların altındaki tüm çöp kutularını kaldırmışlar, kağıtlar, camlar ve plastikler ayrıştırılarak geri dönüşüme gidiyor, gıda atıkları da kompost yapılıyormuş.

Diğer bakanlıkların tamamında bu yönde çalışmalar var. Çöp üretimini sıfıra indiren ikinci bir bakanlık henüz olmasa da miktar hızla azalıyormuş.

Sıfır Atık bilinci kamudan özel sektöre ve topluma yayılıyor. Türkiye genelinde Sıfır atık Projesi hayata geçtiğinden beri geri dönüşüme giren atık miktarı yüzde 13’ten yüzde 22’ye çıkmış. Hedef bu rakamı 15 yıl içinde yüzde 60’a yükseltmek.

Ülkedeki derin kutuplaşma maalesef Emine Erdoğan’ın çabalarının üzerini özellikle muhalif kesimler gözünde kalın bir bulut gibi örtüyor. Halbuki bu ülkenin first lady’si yıllardır bıkmadan, usanmadan çevre ve atık konuları ile uğraşıyor.

Baktım dünyada şu anda böyle ikinci bir first lady örneğine rastlayamadım. Sağlık, beslenme konularına eğilen first lady’ler var ancak salt çevre ve iklim değişikliği üzerine farkındalık yaratmayı amaç edinen yok.

O nedenle BM Erdoğan’a Sıfır Atık ve çevre koruma projelerine aynı yıl içinde iki ayrı ödül verdi.

Önce 25 Martta BM Kalkınma programı (UNDP)nin ‘Küresel Amaçlar Eylem sonra da 3 Haziran’da ‘Atık Alanında Akıllı Şehirler Şampiyonu’ ödülü.

Emine Hanım’ın 4 Ekim Dünya Habitat Gününde verdiği şu mesajı çok önemsiyorum: “Bizi çevre ile yeniden dost kılacak bir zihinsel dönüşüme ihtiyaç var.”

Paris Anlaşması’nın onaylanması ile bu dönüşümün hızlanması için topyekun bir çalışma başlatmamız şart.

Kamu spotu, özel sektör reklamı, moda olanın yeniden tasarlanması... Çevre ve doğanın yüceltilmesi için her sektörün seferber olması gerekiyor. Aksi takdirde çocuklarımıza bu dünyada bir gelecek olmayacak!

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!