Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

27 Ağustos 2018’de dizi setinde o meşhur taciz vakası yaşandığında ve bir erkek hakim utanç verici bir şekilde konuya takipsizlik verdiğinde şöyle yazmıştım:

“Eğer bir kadın savcımız bu dosyaya baksaydı netice böyle olmazdı. Çünkü tartışmalı değil, kör gözün parmağına bir olay bu. Batı ülkelerinde taciz, tecavüz ile kadına karşı şiddet ve cinayet dosyalarına kadın savcılar ve hakimler bakınca ancak erkek tahakkümü tam anlamıyla kırılabildi. Elbette samimi hassasiyet gösteren erkek hakimler de olmuştur ama kadına karşı işlenen suçlarda gereken cezaların verilmesi yönünde kitlesel devrimi hem ABD’de, hem de Batı Avrupa’da kadın hukukçular yaptı.”

Bakın, bu çağrının ne kadar haklı olduğu önceki gün Kadıköy-Tavşantepe metrosunda elinde bıçakla genç bir kadına ve etrafına saldırmaya kalkan vandalın dosyasına bakan kadın bir savcının yazdığı gerekçe ile kanıtlandı.

Saldırgan için tutuklama talep ederken şöyle dedi savcı:

“Şüphelinin eyleminin yalnızca tartıştığı müştekilere yönelik değil, o anda trende ve platformda bulunan yolcuların, hatta tüm kadınların özgürce yaşama, sokakta bulunma ve hayatlarına devam etme haklarına saldırıdır.”

Bu gerekçe kadına karşı şiddet ile mücadelede bir devrimdir! Zira suçu bireysel olmaktan çıkarıp bir kimliğe yönelik suç olarak tanımlıyor. Katalog suç kategorisine sokuyor.

Bu kahraman, bu cesur ve bilinçli savcımızı tüm yüreğimle alkışlıyorum.

Türkiye’de kadın savcılar var!

Türkiye’de kadın hakimler var!

Ve inanın sevgili dostlar biz kadınların her gün, her saniye karşı karşıya kaldığı şiddet ve tehditleri ancak hukukçu hemcinslerimizin kararlı ve cesur duruşları engelleyebilir.

Her geçen gün artan kadına karşı şiddet vakalarında bal gibi cinsiyetçi kayırmacılık yapılıyor. Şiddetçi erkekler çoğunlukla erkek hakimler tarafından serbest bırakılıyor ya da en fazla kısa bir süre tutuklanıp salıveriliyorlar.

Cinsiyetçi yaklaşım toplumun içine öyle işlemiş ki hala erkek savcı ve hakimlerin önyargıları nedeniyle kadına karşı şiddet davalarına sıradan adli vaka gibi yaklaşılıyor.

Halbuki giderek derinleşen kadına karşı şiddet sorununa yönelik artık farklı tedbirler ve yaklaşımlar gerektiği ortada.

Biz kadınlar kendimizi hiçbir yerde güvende hissetmiyoruz. Aksini söyleyen varsa çıksın…

Sokakta, toplu taşımada, gece, gündüz fark etmiyor..

Kadın kimliğimize yönelik şiddet, hakaret, tehdit her an her yerden gelebilir.

Bakın metrodaki son olay toplu taşımada dahi her an can tehlikesi altında olduğumuzu gösterdi.

KADINA KARŞI ŞİDDET KATALOG SUÇ OLSUN

İki önerim var:

Birincisi kadına karşı şiddeti katalog suç haline getirmek. Kadın savcımızın bugün yazdığı gerekçe bu anlamda yol gösterici ve çok önemli.

İkincisi de failleri toplumdan tecrit etmek.

HES KODU GİBİ SUÇ KODU OLMALI

Nasıl Covid 19’a karşı HES kodu sistemi geliştirildiyse, metroya, AVM’ye HES kodsuz giremiyorsak benzer bir sistem suç kaydı için de geliştirilsin. HES kodunun sorulduğu her yerde SUÇ kodu da sorulsun. Kadına karşı şiddet kaynaklı suç kaydı bulunanlar toplu taşımaya, AVM’ye, kalabalıklara giremesinler.

Hatta ben daha önce bu insanlara iş de verilmesin diye yazmıştım.

Kadına karşı şiddetten damgalananları toplumdan tecrit etmezsek bu sorunu çözemeyeceğiz.

Radikal derecede kötü bir tablo ile karşı karşıyayız.

Radikal önlemler gerekiyor.

Not: Bu bağlamda akşam 7’den sonra otobüslerde durak beklemeden tüm kadınlara istedikleri yerde inme hakkı tanıyan Ankara Büyükşehir Belediyesi'ni kutluyorum. Çok doğru bir uygulama… Mansur Yavaş’ın bu uygulaması diğer belediyelere de örnek olmalı…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00