Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Öyle anlaşılıyor ki 5 Ağustos tarihli Soçi zirvesi, ”taşların yerinden oynaması” diye tanımladığım sürecin pek çok açıdan miladı olabilir.

        Öncesinde Astana formatında yapılan Tahran Zirvesi, Türkiye’nin özellikle terörle mücadele konusundaki taleplerine, Rusya’nın ve özellikle de İran'ın mesafeli olduğu bir ortamda gerçekleşmişti.

        Rusya’nın böyle bir operasyona sıcak bakmadığı, dahası Şam’la Suriye Kürtleri arasında bir entegrasyona öncülük etmek istediği malum. Moskova’nın Suriye özelindeki avantajları ve manevra alanı elbette hayli geniş. Ama küresel ölçekte verdiği savaşta kendisini üstün kılacak kadar değil.

        Mesela Rusya, Kiev’deki geri çekilişinin ardından, Azak Denizi, kritik limanlar ve Karadeniz üzerinden elde ettiği avantajı nereye kadar koruyabilecek?

        Ukrayna, Batı ittifakının verdiği muazzam silah desteği ile Rusya’nın kazanımlarını hırpalayabileceğini (henüz resmi açıklamalar yetersiz olsa da) dün Kırım'daki patlamalarla gösterdi. Bu hamlelerin Ukrayna’ya savaş kazandırma ihtimali üzerinden değil, Rusya’nın yara alması üzerinden okunması daha doğru.

        HEDEF SADECE TERÖR

        Ankara, bu zorlu süreci yakından takip ederken, Rusya’nın sıkıştığı alanları da dikkate alarak Suriye politikasında elini güçlendirmek istiyor.

        Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün bir kez daha Türkiye’nin güvenli bölge konusundaki kararlı tavrını ortaya koydu. Soçi dönüşü de benzer mesajlar vermişti.

        Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da, bölgeye yönelik harekat için son halkanın kaldığına işaret ederek “Bundan sonra ne pahasına olursa olsun terör koridoruna müsaade etmeyeceğiz” dedi.

        Akar’ın 13. Büyükelçiler Konferansı’nda yaptığı konuşmadaki bazı mesajlarının altını çizmek istiyorum.

        Müttefiklerimize şöyle seslendi Bakan Akar:

        “Siz niye PKK'yla, niye YPG'yle iş birliği yapıyorsunuz? YPG'nin PKK'dan farkı yok. Bu bir terör örgütü. Bir terör örgütüyle başka terör örgütü yenilmez. Dolayısıyla bir sıkıntınız varsa iş birliği yapalım. Fakat şu ana kadar maalesef bu konuda pozitif bir cevap, müspet cevap almadık, alamadık.”

        Şu cümleler de Türkiye’nin bu operasyon süreçlerindeki hassasiyetlerini ve bölgeye bakışını ifade ediyor:

        “Bizim tek hedefimiz teröristler. Kürtler bizim kardeşimiz, Araplar bizim kardeşimiz. Hiçbir etnik grupla, hiçbir dini grupla bizim bir muhasebatımızın olmadığını da herkesin bilmesini istiyoruz. Fakat maalesef içeride ve dışarıda bazıları bunu bilinçli bir şekilde medyada, siyasette, diplomaside bunu istismar edenler var. “

        Ne yazık ki içeride sınır ötesi operasyon tezkeresinde olduğu üzere tam bir ittifak sağlanamadı. Bunun Türkiye’nin elini güçlendirdiğini söylemek herhalde gerçekçi olmaz. Tezkere gibi hayati bir konuda, eleştiriler ve öneriler ortaya konularak verilecek bir destek, CHP açısından çok daha doğru bir tercih olabilirdi.

        AKDENİZ’DE MEYDAN OKUMA

        Dün Türkiye açısından yine tarihi bir gündü. Abdülhamid Han ismi verilen sondaj gemimiz büyük yolculuğuna ilk adımını attı. Bu büyük bir hamle ve meydan okuma.

        Cumhurbaşkanı Erdoğan burada Akdeniz’de Türkiye’ye karşı hesap yapanlara ve onlardan cesaret alanlara net mesajlar verdi:

        “Akdeniz'de yaptığımız arama ve sondaj çalışmaları kendi egemenlik alanlarımızdadır. Bunun için kimseden izin ve icazet almaya ihtiyacımız yoktur. Abdülhamid Han gemisi çalışmalarına başladığında arkalarına aldıkları ağa babalarına güvenerek bize efelik etmeye yeltenenler muhtemelen çıkacaktır. Ne kuklalar, ne de onların iplerini ellerinde tutanlar, Akdeniz'de hakkımız olanı almamızı engelleyemeyecektir.”

        Bu önemli hamleleri takip ederken, Türkiye’nin yeni dünyadaki yeri üzerinde daha soğukkanlı değerlendirmeler yapmak gerekiyor.

        Soçi zirvesinden sonra Batı medyasında başlayan uğultu ve tepkiyi dikkatle izlemekte yarar var. (Uğultu, çünkü tepkiler ismi açıklanmayan Batılı yetkililer üzerinden aktarılıyor. Şimdilik.)

        Türkiye’nin ruble üzerinden alışveriş tercihinin, “dolar merkezli küresel sistem”e yönelik bir hamle olduğunu, gerçekleşirse eğer Şanghay İşbirliği Örgütü toplantısına Erdoğan’ın katılmasının aynı yönde bir anlam içereceğini yine dikkatli yaklaşımlarla ele almak gerekiyor.

        Her ticari adım ve ekonomik tercihin, beraberinde getireceği siyasi maliyetleri tartışmak, Türkiye'nin geleceğine katkı sağlamaktır. Rusya ile ittifak ettiğimiz alanların artmasına itirazım yok. Ne getirip ne götüreceğini doğru hesaplamak kaydıyla.

        Güvenliğimizi doğrudan ilgilendiren bir soruna odaklanmak sonuna kadar hakkımız. Ama kafamızı kaldırıp dünyaya bakmamıza engel değil.

        Diğer Yazılar