Çifte standartlarla dönen garip bir dünya
İNSAN psikolojisini en iyi anladığım an, 4 yıl önce Florida-Houston arası bir uçuşta uçağın yerden 8 bin metre yüksekte hava koşullarından dolayı ters döndüğü andı. Kabin içinde uçuşan çantalar, kolu, bacağı kırılan, yaralanan yolcuların çığlıkları, ağlayan çocuklar derken uçak dengesini buluverdi.
Türbülansın etkisiyle çatırdamaya, çalkalanmaya devam eden uçağın içini bir anda sessizlik bürüdüğünü fark ettim. Çığlıklar sustu ve herkes bembeyaz benizlerle beklemeye başladı. Ölümü kabullenme vardı. Demek ki o an bizler için gelmişti. Aynı sırada oturan, daha önce hiç karşılaşmamış insanlar birbirlerinin ellerini sıkı sıkı tutuyorlardı. Ortak kaderi paylaşan her birimiz tek kalp olmuştuk.
Ne benim NASA’da bilim insanı olmamın, ne de yanımda oturan kadının senelerce işsiz kalmasının önemi vardı. Orada tek başına sadece insan olduğu için, her biri aynı değerde, ölmek üzere olan bireyler vardı. Saatlerce süren kâbusun sonunda fırtınadan dolayı zar zor iniş yapan uçağımızın etrafı ambulanslarla doldu. Kimliğimiz ve ne iş yaptığımız sorulmadan tek tek muayene edildik, evlerimize ulaştırıldık.
Ölümle bu kadar burun buruna geldiğim anda insan eşitliğinin farkına varan bir kişi olarak “AİHM, Hrant Dink davasında Türkiye’yi mahkûm etti. Mahkeme 133 bin 595 Euro ödenmesine karar verdi” haberini okuyunca elimde olmadan benzer şekillerde öldürülen diğer değerli insanlarımız geldi aklıma. Başta ASALA olmak üzere Ermeni terör örgütlerinin, aralarında diplomatlar, güvenlik görevlileri ve işadamlarının da bulunduğu 41 değerli insanı, ülke bütünlüğü için canını kaybeden on binlerce şehidimizi, yeri doldurulamayacak yazarlarımızı, masum katledilen binlerce vatandaşımızı düşündüm.
Neden ölen her bireyin ailesi, “devletin yaşam hakkının korunmasıyla ilgili sorumluluğunu yerine getiremediği ve saldırının faillerini etkili bir şekilde soruşturmadığı” gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmadı? Neden İstanbul Halkalı’da 22 Haziran’da, babasıyla bindiği askeri servis otobüsünde 5 askerle birlikte teröre kurban giden 17 yaşındaki Buse Sarıyağ’ın hayatının bedeli sadece 19 bin 200 TL?
Bu çifte standartlar olayı başka boyutlara sürükler. İnsanlar eşit değerdedir ve gerçek demokrasi de aslında budur. Bu gerçeği saptırmaya çalışan kişiler ve grupların aktivitelerinin arkasında başka ince hesaplar vardır.
Chicago Üniversitesi’nden Dr. Suresh Ramanathan ile Pennsylvania Üniversitesi’nden Dr. Patti Williams, Journal of Consumer Research isimli bir bilimsel derginin Ağustos 2007 tarihli sayısında bu tür insan psikolojisini şöyle açıklıyor: “İnsanları suçluluk psikolojisine sokmak, hipnozla eş etki gösteriyor. Suçlanan kişi önce agresifleşip saldırganlaşıyor, sonra sakinleşerek söylenen her şeyi yapabilecek kapalılık dönemine giriyor.”
Umarım ülke olarak bizim üzerimizde bu bilimsel deney uygulanmıyordur.
Suçsuza suçu kabullendirmek
GEÇEN pazartesi günü New York Times’ta çıkan bir haber, günlerdir televizyonlarda tartışılıyor. Virginia Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Brandon L. Garrett, 1976’dan bu yana suçunu itiraf ederek hapse atılan kişiler üzerinde bir araştırma yapmış.
Bu araştırmaya göre sadece tek bir yöreye ait hapishanede 40 kişinin suçunu itiraf etmesine rağmen gerek DNA bulgularıyla gerekse kuvvetli diğer delillerle suçsuz oldukları ortaya çıkarıldı. Bu kişiler arasında akli dengesi bozuk olanların yanı sıra polis baskısına dayanamayarak suçu kabullenip yıllardır ömrünü parmaklıklar arasında geçirenler de var.
Eddi Lowery de bunlardan biri. Yaşlı bir kadını öldürdükten sonra tecavüz ettiği gerekçesiyle hapse mahkûm edilmiş. 10 yıl hapishanede kaldıktan sonra Garrett’in araştırması sırasında gerçek suçlu bulunmuş. Lowery’ye yargılanırken neden suçu kabullendiği sorulduğunda, “Polisin sorgulama sırasındaki aşağılamalarına, baskılarına bir son vermek zorunda kaldım” yanıtını vermiş.
Bütün yargı sistemlerine bu bilimsel araştırmanın sonuçları iletilerek itirafların arkasında yatabilecek diğer gerçeklerin göz önünde bulundurulması gereğinin altı çizilmiş.
Hipnoz olan beyin nasıl çalışır?
HİPNOZ sadece illüzyonistlerin gösterilerinde kullandığı bir şov değil aynı zamanda psikologların, hastalarının çeşitli korkularının üstesinden gelmelerinde, kötü alışkanlıklardan kurtulmalarında, ağrı kesici kullanamayan hastaların ağrı kontrollerinde kullandıkları bir tedavi yöntemidir.
Fakat hipnoz, bilimsel olarak açıklanamayan bir sebeple herkes üzerinde uygulanamıyor. Bu muammayı çözmek ve hipnozu her bireyde uygulayabilmek için Nörolog Dr. PeterW. Halligan ve David Oakley, hipnoza giren beynin fonksiyonunu incelemeye karar vermişler.
Trends in Cognitive Sciences isimli bilimsel dergide yayınlanan sonuçların özeti şöyle: “Her insanda beyin sözel olarak herhangi bir objeden bahsettiğinde o obje olmasa dahi beyinde ‘prefrontal cortex’ aktive olurken ‘anterior cigulate cortex’ bölümü aktivitesini azaltıyor ve obje oradaymış gibi tepki veriyor. Olmayan kokuyu hissetmeye, objeyi görmeye, sesi duymaya vs. başlıyor.”
Hipnoz yapılabilen kişilerin, yüksek konsantrasyon yeteneği olan kişiler olduğu da açıklanan sonuçlar arasında.