Bizi ne öldürüyor?
2011 yılı, son 50 yıl ile karşılaştırıldığında ilk 3 ay içerisinde dünya genelinde en çok insan ölümünün olduğu yıl olarak görülüyor. İstatistik uzmanları, her yıl insanları öldüren bir numaralı "katilin" ismini tespit eder ve dünya sağlık örgütüne rapor eder. Bu sene ölümde artışa sebep olan "katili" anlamak için 2012 yılını beklememiz gerekiyor.
Belki aklınıza potansiyel adaylar olarak "savaşlar", "doğal afetler" ya da "trafik kazaları" geliyordur. Fakat ilginçtir ki bu sebeplerden hiçbiri son yıllardaki sıralamada listenin ilk 5'ine giremedi. Baş katil: Kalp ve damar hastalıkları!
Son iki yılda yaklaşık 40 milyon kişi bu sebepten dolayı hayatını kaybetmiştir. Ülkemizde 2 milyonu aşkın kalp hastası var. Bu hastalardan yılda kaybettiğimiz kişi sayısı korkutucu: Yaklaşık 250 bin. Bu sayı her yıl süratle artıyor. Sağlık Bakanlığı raporlarına göre, bu ölümlerin önemli bir bölümü 41 -58 yaş grubunda ve tahmin edilenin tam tersine kadınlarda daha çok görülüyor. Avrupa'da koroner kalp hastalıklarına bağlı ölümlerde, kadınlarda birinciyiz, erkeklerde ilk 5'e giriyoruz.
Özellikle ülkemizde "katil sıralaması"nda yıllarca ikinciliği koruyan "enfeksiyon hastalıkları" son zamanlarda yerini "kanser"e bıraktı. Erkeklerde en sık karşılaşılan üç kanser türü akciğer, lösemi-lenfoma ve mide kanseri; kadınlarda ise meme, lösemi-lenfoma ve uterus kanseridir.
Geçenlerde Türk Toraks Derneği Marmara Şube Başkanı Prof. Dr. Mehmet Karadağ, ülkede 5 milyon kronik akciğer hastası bulunduğunu belirterek KOAH'ın Türkiye'de 3. sıradaki ölüm sebebi olduğunu söyledi. Yılda 25 binden fazla kişi bu sebepten hayatını yitiriyor. Ve "katil listesi" böylece uzayıp gidiyor.
Burada önemli olan asıl suçluyu tespit etmektir. Uzmanlara sorarsanız, tek tek her katile tetik çektiren sebepler farklıdır. Kalp ve damar hastalıklarına kolesterol, kötü beslenme, kötü alışkanlıklar, hareketsizlik; kansere genetik, virüsler ve radyasyon gibi çevresel faktörler sebep olarak gösterilirken, KOAH içinse baş sebep sigara ve kirli hava sayılmaktadır.
İşte bu noktada "ana katilin" bulunduğu kabul edilir, tartışmalar biter ve tedavi başlar. Oysa gerçek katili ya da çeteyi yakalamaya az kalmıştır, soruşturmaya devam edilse çok daha farklı bir sonuç çıkacaktır. Çünkü bu "katillere" tetik çektiren sebeplerin arkasında çalışan beyinler vardır. Yiyeceklere kanserojenik olduğu ispatlanan maddeleri ve hormonları katan, buna göz yuman, daha çok ürün versin diye genleriyle oynanmış tohumları tercih eden, arkasında hiçbir bilimsel araştırma olmayan güzellik ürünlerini satan, genç nesli sosyallikten uzak, strese yönelik bir eğitimin içerisine sürükleyen biz değil miyiz?
Doğayı kişisel çıkarları için kirleten ya da katleden, teknolojik ürünleri üzerine sağlığa kötü etkilerini yazmadan piyasaya süren, para için nükleer santral yapımına olur diyen, her hastalığın anası olduğunu bile bile stresi besleyen bizler değil miyiz?
En önemlisi de hastaları altın yumurtlayan tavuk olarak görüp bundan sektörler kurarak milyarlar kazanan, hasta olup bunu düzeltmek için üzerinde kişisel de olsa hiçbir uğraş vermeyen, hataları tekrarlamak için adeta çaba sarf eden, doğada birbirini yok etmek için uğraşan ama kendini en akıllı ilan eden tek canlı örneği, arayıp da bulamadığımız bir numaralı katil zanlısı aslında biz, kendimiz değil miyiz?
AVRUPA'DA KANSER ORANI DÜŞÜYOR
YENİ bir teknikle yapılan matematiksel hesaplamaya göre, 2011 yılının sonunda tüm Avrupa'da yaklaşık 1.3 milyon kişi kanserden ölecek. Kadınlarda ise akciğer kanserinde artış olacağı tahmin ediliyor.
Araştırma, İtalya'nın Milano Üniversitesi ile İsviçre'nin Lausanne Üniversitesi'nin ortak çalışması olarak yürütülmüş. Kendi geliştirdikleri matematiksel hesaplamaya Fransa, Almanya, İtalya, Polonya, İspanya ve İngiltere'yi dahil etmişler.
Elde ettikleri sonuçlar doğru çıkarsa Avrupa'daki erkek kanser ölümlerinde % 7, kadın kanser ölümlerinde ise % 6 oranında bir düşüş gözlenecek. Bu düşüşe sebep olarak yaşlı nüfusun artarken, genç nüfusun göçler ve sıkı doğum kontrolüyle azalması, yeni tedavi yöntemleri ve hastaların kanseri artık tedavi edilebilir olarak görmeleri gösteriliyor.
Araştırmanın detayları Annals of Oncology isimli bilimsel derginin son sayısında yayımlandı.
Yüksek rakımda yaşamanın avantajı
COLORADO Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde yapılan bir araştırmaya göre, yüksek rakımda yaşayanlar kalp hastalığına daha az yakalanıyor ve ömürleri daha uzun oluyor. Araştırmacılardan acil doktoru Benjamin Honigman, sonuçları şöyle özetledi: Rakım yükseldikçe havadaki oksijen miktarı azalıyor. Oksijen miktarı azalınca bazı uyumakta olan genler aktive oluyor. Bu genler kalp kaslarının fonksiyonunu olumlu yönde etkiliyor. Hatta öyle görünüyor ki bu etki, yeni kalp damarları oluşumuna dahi sebep oluyor. Bu da kalbe ve kalpten olan kan akışını rahatlatıyor. Diğer pozitif etki ise solar radyasyonun vücutta D vitamininin sentezinde etkili olması. D vitamini kalp ritminde önemi olan bir vitamin.
Bu araştırmanın detaylar, Journal of Epidemiology and Community Health isimli derginin son sayısında yayımlandı.