Çevrenizdeki 'mikroplar'!
MİKROBİYOLOG olduğumdan bu yana mikroplar ile bireylerin ve toplumların yaşamlarını, özelliklerini karşılaştırmayı seviyorum. Mesela bana göre "proteus" isimli bakteriler gibi bazıları sınır nedir bilmez, yayılmaya, başkalarının bulunduğu ortamlara el koymaya çalışırlar. Adeta herkesin yaptığına burnunu sokmak için yaratılmışlardır.
Kontrol altında tutulmadıklarında sayıları hızla artar ve ciddi problemlere sebep olabilirler. Bazıları "staphylococcuslar" gibi gruplar halinde yaşarlar. Tek tek pek bir işe yaramazlar. Zararsız gibi görünüp büyük sorunlar oluşturabilirler. Bir yolunu bularak çoğalıp hegemonya kurdukları ortamlardan ne yol denerseniz deneyin silip atamazsınız.
Çevreye yaydıkları atıklarıyla da bulundukları yere daha büyük zararlar verirler. Bazıları "e.coli" gibi genelde zararsızdır, fakat bulundukları ortamların dışına çıkmamalıdır. Aksi takdirde "ne oldum delisi" olarak ortalığa saldırır, zararlar verirler. İçlerinde daha da büyük değişimler göstererek özellikle zayıf yapıdakileri, çocukları öldürecek kadar agresifleşenler de var.
Bir de virüs gibi olan insanlar vardır. Sadece birilerini kullanarak varlıklarını gösterebilirler. Yani tam bir parazittirler. O birileri olmasa kendilerinin kocaman bir hiç olduğunu bilirler. Kullandıklarına, esir alıp çalıştırdıklarına da zarar vermeden, onları öldürmeden yollarına devam etmezler. Hızla yayılırken terminatörlükleriyle bulundukları bünyede tam bir terör oluştururlar.
Bazı virüsler ise kendisine saldıran koruyucu hücreleri yok ederek, yani doğal bağışıklığı felç ederek yollarına devam edecek kadar "akıllı" bir stratejiyle yaşamlarını sürdürürler. Beni en çok rahatsız eden insanlar ise deli dana hastalığının sebebi olan "prion"lara benzeyenlerdir. Onları kendinizin bir parçası sanırsınız ama yanılırsınız. Ne bakteri, ne virüs gibidirler. Zararlı olup olmadıklarını anlamanız için zaman geçmesi gerekir.
Sonunda bir gün bakarsınız ki kendinizi kontrol edemez duruma gelmiş, saçma sapan davranmaya başlamışsınızdır. Çaktırmadan sizi delirtmişlerdir. Böyle davranmanıza sebep olan şey, dışarıdan teşhis edilemediğinden direkt soruna yol açan varlık olarak siz gösterilirsiniz. "Peki hiç doğru dürüst bakteri ve onlara benzer insan yok mu" diye soracak olursanız "Evet vardır".
Öyleleriyle birlikte mutlu sakin "simbiyont" olarak yaşarsınız. Hatta size ihtiyacınız olan yaşam iksirlerini dahi sunarlar, denge unsurudurlar. Ancak onlar dahi kontrol altında tutulmalıdır. Aranızdaki armoniyi bozduğunuzda her an tehdit edici bir faktör haline dönüşebilirler.
Ne tür mikrop ya da insan olursa olsun hepsinin yaşamlarını sürdürmek için belirli koşullar vardır. Bu koşulları kaldırdığınız ya da değiştirdiğiniz an onlar da mutasyona uğrayarak değişirler. Geçen hafta açıklanan akılları durduracak bir bilimsel bulgu buna en güzel örnek.
Güney California Üniversitesi bilim insanları, okyanus tabanındaki 400 derecelik kaynar su kaynaklarında yaşayan demir ve sülfürle beslenen bakterileri incelerken bu kaynakların bazılarının soğumaya başladığını görmüşler. Bu değişimin orada var olan bakterileri yok edeceği düşünülürken bakterilerin değişime ayak uydurarak yaşamlarını devam ettirdiklerini görmüşler.
Mikroskobik ya da makroskobik, ne ölçütte olursa olsun tüm yaşayan canlılar benzer kurallar içerisinde varlıklarını sürdürürler. Mikroskobik yaşamlarda olduğu gibi insanlarda da bireyleri değiştirmek, istediğiniz şekle sokmak imkânsıza yakın derecede zordur. Çünkü bireyler yaşadıkları tecrübe, genler ve ortamlarına göre çoktan şekil almışlardır.
Onları değiştirmeye çalışmak, doğa kanunlarına ters bir uğraştır. Bireyler ve toplumlar, mikroplar gibi ancak çevre koşullan değiştiğinde ona uyum sağlayacak şekilde, çok geniş zaman dilimlerinde değişirler. Bilinçsizce uygulanan yaşamsal değişimlerde ise ya yok olurlar ya da sizi yok ederler.
***
Mikropları çalıştıracak bölüm kuruluyor
İNSAN olarak her canlıyı "zararlı" ya da "zararsız" diye sınıflandırmak yerine "zararlı"yı da "zararsız" hatta "faydalı" hale getirebiliyor musun, işte o zaman kendini "akıllı" ve gezegenin "mastır varlığı" olarak ilan edebilirsin.
Bu yolda giden Boston Üniversitesi bilim insanları, geçen hafta yaptıkları basın toplantısında mikropları insanlık adına "çalıştırmak" üzere aktif bir bölüm kurmayı planladıklarını açıkladılar.
Gerçi dünyanın dört bir yanında çeşitli bölümlerde böylesi projeler devam etmekte, fakat bu kurulacak enstitünün özelliği, bölüm olarak sadece bu konu üzerine yoğunlaşmak.
Yapmak istedikleri çalışmaları öncelik sırasına göre şöyle özetliyorlar: 1. Mikroplarla suları temizlemek, 2. Araba| yakıtı üretmek. Ve işte en şaşırtıcı plan 3. Hastane araç ve gereçlerinin sterilliğini korumak.
İddialara göre 21. yüzyılın en ilginç buluşları bu enstitüden gelecek.
***
Aşılarda devrim
NATURE Immunology isimli bilimsel derginin ocak ayı sayısında yayımlanan bir araştırmaya göre, artık her enfeksiyon için farklı aşı dönemi kapanmak üzere.
Trudeau Enstitüsü bilim insanlarından Dr. Elizabeth Leadbetter'e göre tek bir aşıyla vücudun bağışıklık sistemi virüs, bakteri, parazit enfeksiyon ve enfestasyonlarına karşı çok kısa bir süre içerisinde "eğitilebilecek".
Aşının direkt etki mekanizması, vücuda "Enfekte oldun, bağışıklık sitemini harekete geçir" mesajı vermesi. Bunu da bütün patojen yani hastalık yapan mikroplarda ortak olarak bulunan bir çeşit lipitle yapacaklar. Bu lipit, aşılarda "adjuvan" olarak adlandırılan, aşıları daha etkin hale getiren madde yerine kullanılacak.
Vücutta mikroplara karşı savunucu antikor üreten B hücreleri ve bu B hücrelerine yardımcı olan "natural killer" (NK) yani kısaca "katil hücreler" diye bileceğimiz başka bağışıklık hücreleri vardır. Aşılarda kullanılacak lipitler de bu NK hücrelerini aktive edici ajan olarak rol alacak.