İki baş bir beden, iki fikir bir ülke!
GEÇEN hafta salı günü Amerika’da San Antonio Hayvanat Bahçesi’nin akvaryum bölümünde yumurtadan iki başlı bir su kaplumbağası çıkınca gazetelere haber oldu.
Veterinerler iki başın da mükemmel işlev gördüğünü söylüyor. Acıkınca iki baş da ayrı ayrı yiyor. Tabii ki yedikleri yiyecekler tek bir bedene gittiğinden çabucak doyuveriyorlar. Üstelik “kişilik” farklılığı da var. Başlardan biri okşanmaktan hoşlanırken, diğeri dokunulduğu an ısırıyor. Dikkatli bakıldığında o minicik suratlarda ifade farklılığı olduğu bile dikkat çekiyor. Soldaki baş sakin ve meraklı, sağdaki sinirli ve ilgisiz.
Bunun üzerine bakıcıları birine “Thelma” diğerine de “Lousie” adını vermiş. Hayvanat bahçesine gelen ziyaretçiler bu çift başlı miniği görmeden evine dönmek istemiyor. Tabii doğada bu bir ilk değil. Haberlerde çift başlı doğan hayvanlar ve insanlar kulağınıza zaman zaman çalınmıştır. Aynı yumurta ikizi olacak bebek embriyonları oluşum sırasında çeşitli nedenlerle gelişim bozukluğu gösterince böylesi istenmeyen doğa sürprizleri görebiliyoruz maalesef. Gördüğümüzde kulak mememizi çekiştirip tahtaya tık-tıklayıp “Aman evlerden ırak” sözüyle başımızı başka yöne çevirmeden önce biraz düşünmek gerek aslında. Çevremizde var olan her canlıdan öğrenilecek o kadar çok şey var ki... Farklı bireylere ait olması gereken iki başın aynı bedende olması nasıl bir duygudur? Bunu tahmin etmeye çalışmak yerine iki başlı Amerikalı kız kardeşlerin gazetecilerle yaptıkları bir söyleşiye göz atmak yeterli. Kardeşlerin adı Abigail ve Brittany Hensel. 1990 doğumlular.
Bedenlerinin, sadece başlarının bulunduğu yarısını hissedebiliyorlar. Dolayısıyla yürürken biri bir adımı, diğeri diğer adımı atmak zorunda. Eller de öyle çalışıyor... Yaptıkları her aktiviteyi koordineli yürütmek zorundalar. Birbirlerinin saçlarını tarıyor, aynı fikirde olmadıkları her konuda ortak bir yol buluyorlar. Bu sayede geçen sene üniversiteden bile mezun olabilmişler. Ehliyet almış araç kullanıyorlar. Biri gazı diğeri freni kontrol ediyor. Şimdi 23 yaşındalar ve ayrı ayrı hayalleri var her genç kız gibi. Âşık olmak, bir yuva kurmak ve anne olabilmeyi çok istiyorlar ama bulundukları durumun farkında oldukları için bağırlarına taş basıp psikolojik olarak birbirlerine destek olmayı becerebiliyorlar. “İki tane kalbiniz olduğuna göre biriniz ölünce diğeriniz hayatta kalabilecek. Peki o zaman ne olacak?” diye soran densiz bir gazeteciye “Birimiz ölünce diğerimiz de seve seve ölerek tüm insanlığa sadece bedensel değil sevgisel bağı da öğreteceğiz” diyebilen erdemli, örnek gençler onlar. Oysa bir de tek bir baş ve tek bir bedenle özgür biz “normal” insanoğullarına bakın. Fikirlerimiz aynı olsun ya da olmasın çevremizdekilere tahammül bile edemez hale geldik. Ortak yol bulma çabası, birlikte üretme isteği, diğerine gelen zarardan üzüntü duyma, muhtaca yardım etme hissi, tolerasyon yok olmuş gitmiş neredeyse. Ne eşlerimizle, çocuklarmızla, ne iş arkadaşlarımızla, ne de aynı havayı soluduğumuz vatandaşlarımızla mutlu olmayı becerebiliyoruz. Aynı bedeni değil ama aynı çatıyı, aynı ülkeyi, aynı toprağı paylaşıyoruz. Bence iki başlı tek bedenli bu ikizlerin fotoğrafına bakıp “Evlerden uzak” tekerlemesi yerine “Aranızdaki barış, bizlere özellikle ayrımcılığı körükleyenlere de değsin” demeli.
Yetişkin ağaçları kesip yerine fidan dikenlere önemli duyuru!
OREGON Üniversitesi bilim insanları, 2002’den günümüze kadar sürdürdükleri ağaçlandırmayla ilgili araştırmalarının sonuçlarını Forest Technology and Management adlı bilimsel dergide ilan etti. Araştırmanın yöneticisi Eric Dodson, makalesinin başında; dünyada kışların daha soğuk ve yazların daha sıcak geçmeye başladığının, aşırı yağmur veya kuraklıklarla daha sık karşılaşıldığının ve bu değişiklerin önümüzdeki yıllarda hızla artacağının altını çiziyor. Bu yüzden son 10 yılda yeni dikilen fidanların yaşama olasılığının süratle düştüğü istatistiksel değerlerle ispatlanmış. Dodson’a göre bir ağacın global iklim değişikliklerini tolere edebilmesi için en az 5 yaşında olması gerekiyor. 10 yaşından itibaren ağaçların aşırı sıcaklık değişiklerine dayanabilmek için köklerini olması gerekenden daha derinlere salabilme, yapraklarını küçülterek veya yüzeylerini genişleterek adapte olabilme özellikleri gelişiyor. Bu yüzden 5 ve daha üzeri yaştaki ağaçları kesenlerin günah çıkarmak için minik fidanlar dikmesinin bu saatten sonra pek de beklenildiği gibi işe yaramayacağı iddia ediliyor.
Dünyadan yok olmaya başlayan canlılar için öneriler
İNSANLAR asırlardır bitip tükenmeyen, bir türlü çözülemeyen politik dertleriyle uğraşırken yaşadığı güzel gezegende global iklim değişikliği ve kirlenme nedeniyle bir bir yok olan canlı türlerine vermesi gereken önemi unutuverdi. Hassas dengelerle “ayakta durabilen” dünyamız bu kaybolan canlılar yüzünden ciddi ekolojik değişikliklerle yüz yüze kalmış durumda. Geçen hafta PNAS adlı bilimsel dergide yayımlanan bir makale, dünya haritası üzerinde hangi canlı türlerinin hangi bölgelerde kontrol altına alınması gerektiğini özetliyor. North Caroline State Üniversitesi araştırmacılarından Dr. Lucas Joppa, “Dünyada gelişen teknoloji yüzünden hayatlar kolaylaşıyor gibi görünse de yok edilen doğayla farkında olmadan bindiğimiz dalı kesiyoruz. Bu araştırmamızla artık belli bölgelerin ‘dokunulmazlığı’ ilan edilmeli. Doğayı değiştirerek yapılan her türlü teknolojik girişim bu yapılanmaları yürüten sistemlerin bilimle olan bağlantısındaki zayıflığı göstermektedir” dedi.