Bir damla su ve pirinç tanesi
BU yazımda anlatacağım gerçek hikâye, hayatında bazı şeyleri değiştirmek için olağanüstü çaba sarf eden ama karşılığını alamayıp hayal kırıklıkları yaşayan herkes için. Yani sen, ben, o hepimiz için.
Bir Japon bilim insanının gözlemlediği, bilimin açıklayamadığı ilginç bir fenomenden almamız gereken gizli bir mesajdan bahsetmek istiyorum bugün.
Bundan yaklaşık 4 yıl önce sizlere Dr. Masaru Emoto'nun dünyada yankı uyandıran, su kristalleriyle yaptığı bir araştırmayı anlatmıştım. Şimdi o konunun devamı geldi. Yokohama Devlet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun olduktan sonra ilgi alanını özellikle alternatif tıbba yöneltmiş Dr. Emoto. Bu konu üzerine uzun süre eğitim görmüş, tezler yazmış.
İnsan vücudu ve dünyanın yaklaşık % 70'inin sudan oluştuğunu düşünerek özellikle suyun moleküler yapısına ve donarken oluşan kristallerin şekillerine konsantre olmuş. Düşüncelerin, sözcüklerin, müziğin, duanın oluşan buz kristallerinin şekline etkili olup olmadığını incelemiş. Elde ettiği sonuçlar karşısında şaşırmamak mümkün değil.
Güzel müzik ve sözlerle, minnet ve şükran dolu dualarla, pozitif düşüncelerle dolu ortamlarda bulunan suyun donarken kristallerinin simetrik, estetik, çok güzel şekiller aldığını gözlemlemiş. Tam tersine gürültü, nefret, beddua gibi negatif duyguların sıklıkla dile getirildiği ortamlarda sular donarken asimetrik, şekilsiz, kanser hücrelerine benzeyen kristaller oluşturmuş.
Sonuçlarını bir Alman ve bir Amerikalı araştırmacı teyit etmiş. Bunun üzerine Dr. Emoto, insanlara "Tüm dünyadaki ve vücudunuzda taşıdığınız su pozitif duygularla şekil alıyorsa bu demektir ki sağlığınız da, mutluluğunuz da, barış da düşüncelerinize ve ağzınızdan çıkan kelimelere bağlıdır. Hayat sizi zorlayacak sınavlarla dolu. Bu sınavdan geçmenin tek yolu, sadece ve sadece negatif düşünceye olan direncinizle mümkün olacaktır" mesajını verdi.
Bu mesajın hemen ardından hem Dr. Emoto hem de araştırma ekibi büyük tepkiler aldı. Öğrendiklerinden küçük bir "doğrular kutusu" oluşturup onun içinde yaşayan bazı "bilim insanları", "aydınlar" epey bir gürültü çıkardılar. "Bilimsel konuda şüphelerim var, ama verilen mesaj güzel bir mesaj" diyemediler bir türlü.
Dr. Emoto yılmadı. Kitaplar yazdı. İyi de para kazandı. Tıp dünyasındaki "ilaç mafyası"nın hasta insanlar üzerinden para kazanmasına ağızlarını açıp tek bir kelime etmeyenler, Dr. Emoto'nun insanları pozitif düşünceye yönlendiren kitaplarından elde ettiği gelirden rahatsızlık duydular. Tek bir kitap yazmadıkları halde kendi isimlerinin önüne Doç. Dr., Prof. Dr. yazanlar, "Tıp doktoru değilsin ki ne diye adının önüne Dr. yazıyorsun?" diye ateş püskürdüler.
Hikâye burada bitmiyor. Geçen sene Dr. Emoto pişirilmiş pirinçler üzerinde de aynı deneyi tekrarladı. Kapalı kavanozlardan birine koyduğu pirinçler önünde 30 gün süreyle (her gün en az 30 sn) sevgi, saygı, minnet gibi pozitif kelimeler söyledi, diğerine ise nefretle dolu küfürler. 1 ay sonra pozitif duygularla baktığı pirinç kavanozu fermente olup beyaz kalırken diğerinde mantar üredi ve kokuştu.
İnanması zor gerçekten. Herkes evinde denemekte özgür. Ben de henüz denemedim. Zaten bir bilim insanı olarak ("her şeyi bilenler" gibi) bu araştırmanın doğru ve yanlışlığını savunacak yeterli bilgide ve konumda değilim. Ama burada asıl altını çizmek istediğim konu, bir su damlası ve pirinç tanesinin uğradığı kimyasal değişimi tartışmak değil. Amacım, Dr. Emoto'nun araştırması sonunda verilen yaşamsal mesajın önemi ve güzelliğini vurgulamak:
"Ağzınızdan çıkan her kelimeye dikkat edin. 'Olmuyor, sevmiyorum, yapamıyorum, hastayım, param yok, çaresizim, mutsuzum' gibi sözler kendinize ördüğünüz hapishanenin tuğlalarını oluşturuyor. Aynı duyguları 'Daha çok uğraşmam gerekiyor, kabulleniyorum, dinlenmem gerekiyor, yeni bir yol araştıracağım, kendime yetmeyi öğrenmeliyim, mutlu olunacak çok şey var, minnet borçluyum' sözleriyle ifade etmek ise içinde sıkıştığınız duygusal hapishaneden tırmanıp sıyrılacağınız bir merdiven etkisi yapıyor." Bence denemeye değer. Ne dersiniz?
Dr. Emoto'nun pirinç çalışmasını izleyebileceğiniz web sayfası: http://www.youtube.com/watch?v=Ehlw-9PJkIE
İklim değişikliği mühendisleri ne zaman duruma el koymalı?
ÖNCELİKLE açıklayayım: Evet bazı ülkelerde iklim değişikliği mühendisliği diye bir meslek var. Meteoroloji+kimya mühendisliği+nanoteknoloji+biyoloji bir araya gelerek bu mesleği oluşturuyor. Bu alanda iklim değişikliklerine müdahale edilmesi 'gerektiği, gerekirse ne tür bir teknoloji kullanılabileceği, bu tür manipülasyonun doğada oluşturabileceği zararlar inceleniyor.
Yeni Zelanda'da Southampton ve Massey üniversitelerinin yapmış oldukları ortak araştırmaya göre, petrolün enerji kaynağı olarak kullanılmasından kaynaklanan atmosferdeki karbondioksit oranı tehlikeli boyutlara ulaşmış bulunmakta. Bu yüzden derhal iklim değişikliği mühendisleri olaya el koyarak atmosferden karbondioksit oranını düşürücü teknikler geliştirmeli. Ancak bu tekniklerin hiçbiri halka detaylarıyla anlatılmadan, olabilecek yan etkileri söylenmeden ve halkın onayı alınmadan kullanılmamalı.
Bu fikirlerin detaylarıyla anlatıldığı ve tartışıldığı makale, 12 Ocak'ta Nature Climate Change isimli dergide yayımlandı.
İklim değişiklikleri ve kuraklıktan kim sorumlu?
NASA ve Texas A&M Üniversitesi bilim insanları bir araya gelerek son 30 yılda hızla gelişen iklimsel değişikliklerin kaynağını araştırdılar. Nature Communications adlı bilimsel dergide yayımlanan araştırmada, ülkemizde (ve tüm Avrupa'da) yaşadığımız beklenmedik sıcaklık değişimlerinin ve kuraklığın ardında Çin'in ve diğer Asya ülkelerinin doğada meydana getirdikleri aşırı kirlenme en büyük sebep olarak gösterildi.
Araştırmanın yöneticisi Prof. RenyiZang, Dünya Sağlık Örgütü'nün hava kirlenmesinde gösterdiği standartları ölçü aldıklarını ve bu standartlara göre özellikle Çin'deki hava kirliliğinin tam 100 kat daha yüksek oranda olduğunu açıkladı. Çin'de akciğer kanserinin son 10 yıl içerisinde 400 kat arttığı
ve atmosfere saldıkları kanserojen duman ve gazın tüm gezegenimizi ciddi oranda etkilediği ilan edildi.