Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BİLGİ Üniversitesi Sivil Toplum Çalışmaları Merkezi "Seçkinler ve Sosyal Mesafe" konulu bir araştırma yayınladı. "Prestijli" orta ve yüksek öğretim

        kurumlarından mezun, orta üst sınıf mensubu, iyi mesleki pozisyonlara sahip, kendini cumhuriyetçi, laik değerlerin taşıyıcısı olarak gören 40 kişiye Türkiye'nin temel meseleleri üzerinden Lozan azınlıkları, Kürtler ve muhafazakârlara yönelik algılarını ortaya çıkaracak sorular sorulmuş. Alınan cevaplar son derece moral bozucu.

        "Seçkin" ve eğitimli kişilerimiz Kürtleri "tehlikeli" buluyor, gayri Müslimlerle "azınlık hakları" gibi ifadeler kullanmadıkları sürece komşuluk etmeyi seviyor; hatta bunu prestijli buluyor, köşkteki başörtüsünü ve başörtüsünün üniversiteye girme ihtimalini ise "iğrenç" olarak nitelendiriyor. Sadece kendisini seven, kendisi dışındaki herkesi "kaka" olarak telâkki eden bu 40 kişi, bir de cumhuriyet değerlerinin taşıyıcısı oldukları ve laikliği korudukları vehmindeler. Zihinlerindeki sistemin oligarşi olduğunun bile farkında değiller. Öyle bir serazad çok bilmişlik, öylesine cahil cüreti. Biri cumhurbaşkanı için şöyle diyor mesela: "Cumhuriyet balosunda görmek istemem adamı, orada beyaz Türklüğüm çıkar, elim ayağım oynar". Başka biri kadrolaşmaya açıklama getirmiş: "Aslında herkes kadrolaşıyordu ama kadrolaşıldığı zaman hep sizin gibi seçkinler birbirine benzeyen insanlar kadrolaştığı için biz onları hissetmiyorduk, şimdi daha farklı insanlar kadrolaşıyor. Onun için hissediyoruz. Şimdiye kadar ezilmiş, kıyıda köşede kalmış adamlar birden bire güç sahibi oluyorlar. Bu çok tehlikeli" diyor. Kadrolaşmayı normal bulduğuna göre yeni durumu kendisi ve kendisi gibi olanlar açısından tehlikeli buluyor. "Ben şimdi verasetle intikal eden prestijim açısından torunumun durumunu kestiremiyorum", demek istiyor.

        Bu 40 kişinin cumhuriyeti temsil ettiğini kabul etmek, yozlaşmış sultanlıkların ya da El Kaide'nin İslam'ı temsil ettiğini söylemek gibi bir şey.

        CUMHURİYET TAHTA BAVULLU ÇOCUKLARDIR

        Eğer cumhuriyet onların zannettiği gibi olsaydı, ne parasız yatılı diye bir kavram olurdu, ne Milli Eğitim Bakanlığı ucuza temin edilebilecek kitaplar basardı, ne de Anadolu'daki bir köy çocuğunun tahta bavulunu sürükleye sürükleye sınavını kazandığı okula gelip kayıt yaptırması, büyüyüp doktor olması, hatta bürokrat olması söz konusu olurdu. Cumhuriyet fırsat eşitliğidir, en azından teoride; kimsenin rengine, ırkına, soyuna sopuna, inancına statüsüne ve sınıfına binaen diğeri üzerinde üstünlük sağlamamasını garanti eden rejimdir. Gelgelelim, cumhuriyet her yurttaşına eşitlik vaat ederken, sırtını cumhuriyete dayamış cumhuriyetle birlikte yükselmiş sınıfın şımarık çocukları da o tahta bavullu çocuğu asla rahat bırakmaz; ona hayatı dar ederler. Öyle ki, tahta bavullu çocuk bir ara, kendisine hayatı dar eden, mendiliyle ve ayakkabılarıyla alay eden 'seçkin' imtiyazlı 'cumhuriyetçi' sınıf yüzünden, kendisine 'yükselme' ve 'ilerleme' temin eden cumhuriyeti birbirine karıştırır; ilki yüzünden ikincisinden de soğur. Doğal olarak soğur.

        Ama bu uzun sürmez. Taç giyen baş akıllanır. Geriye doğru şöyle bir bakar ve hatırlar. Bir erki kullanarak kendisine acı çektirenler ile kendisine imkân temin eden ilkeleri birbirinden ayırt etmeyi öğrenir.

        Milli Görüş kökenli Anadolulu muhafazakârlar düşe kalka öğrendi, öğreniyor. Bu öğrenmenin sonucu AK Parti oldu. Ama birtakım 40 kişi, kendisine "seçkin" diyenler, yerinde sayıyor : "Ay iğrençsin" diyorlar. İktidarın demokratik usullerle el değiştirmesine "işgal" adı veriyorlar ve ötekileri "ikinci sınıf diploma sahibi" diyerek aşağılıyorlar.

        KORKU MU TİKSİNTİ Mİ?

        Bazıları bunun adına "korku" diyor. Hayır bu araştırmada sözkonusu olan veriler için "korku" ifadesini kullanamayız. Bunun adı "tiksinti"dir. Sapla samanı karıştırmamak, samimi olarak "korkan" kişilerle, kıskançlık içinde cumhuriyete bile kapris yaparak, iğrenme duygusuna yenik düşmüş olan, "tiksinen" kişileri aynı kefeye koyamayız.

        Korku aşılır, korkan korkmasına neden olabilecek bir durum olmadığını gördüğünde yatışır, nitekim bu iktidardan ve iktidarla birlikte görünür olan muhafazakârlıktan korkan kişiler vardır. İğrenme duygusu ise kolay kolay yatışmaz. Bu 40 kişi için yapılabilecek hiçbir şey yok.

        O halde neden böyle anketler, araştırmalar yapılıyor?

        Bu 40 kişinin gerçek bir kesime tekabül ettiğinin farkındayım. Ama tekrar soruyorum, bu araştırmadan beklenen sosyal fayda nedir?

        Diğer Yazılar