Suriye'de pişen Türkiye'ye düşer...
GEÇTİĞİMİZ hafta Esad yönetimi bir terör saldırısıyla sarsıldı. Beşar Esad iki yakın adamını kaybetti. Saldırı, Erdoğan ile Putin arasındaki görüşmeler sürerken gerçekleşti. Bu zamanlama, iki yakın ülkenin Suriye hakkında yapıcı ve makul bir karar alma olasılığının da berhava olmasına yol açtı. Davud Racehi, Asıf Şefket ve Hasan Türkmeni’nin öldürülmesi, dünyada da hemen hemen “olumlu” tepkiler aldı. Acaba bu tatminin arka planı, ilahi adaletin vicdanları sağalttığı yolunda basit bir açıklamayla geçiştirilebilir mi? Batı ittifakı âlemi bu olaya “terör eylemi” muamelesi yapmadı; meşru müdafaa için silah kullanmış olan Filistinli, Gazzeli adamlara “terörist” yaftası asarken çok da heveslilerdi oysa. Saldırıyla beraber sorumlular arasında Türk istihbaratının adının geçmesini gerçekten esef verici bir fırsatçılık olarak gördüm. Nitekim, çok kısa bir süre sonra MOSSAD’ın adı zikredilmeye başlandı. Burada İsrail, Golan Tepeleri’ni geri almak için ya da başka bir vesileyle kendi tarafına yıllardır tek kurşun atmamış Esad rejimini devirmek için sahiden canla başla çalışıyor mu, yoksa MOSSAD vekâleten başkalarının işini mi yapıyor sorusunu sormalı. Türkiye’nin yapmadığı işi mesela, MOSSAD vekâleten yapıyor olamaz mı? Ya da MOSSAD’a gelene kadar akşam olmaz mı? Kimlerin ne amaçla hangi tarihten itibaren Suriye’de cirit atmakta olduğunu Global Research‘te Michel Chossudovsky yazmamış mıydı? Ne diyordu analist? “ABD, Suriye’de Salvador formülünü uyguluyor.” (Bu model, himaye edilen mangaların, kitleleri ya da kamu görevlilerini hedef alan eylemler düzenlemesini kapsıyor.) Chossudovsky, Salvador modelini Irak’ta 2004’te uygulayan kişilerin Suriye’de işbaşında olduğunu iddia ediyordu. 1981-1985 arasında ABD’nin Honduras Büyükelçiliği görevini yürütmüş, Nikaragua’da 50 bin sivilin öldürülmesinden sorumlu kontrgerilla örgütlenmesinin organize edilmesinde görev almış John Negroponte, 2004’te Irak Büyükelçisi olarak atanmıştı. Ve “Salvador formülü” Irak’ta hayata geçmişti. Negroponte’nin Bağdat’taki ekibi içerisinde yer alan isimlerden biri Robert Stephen Ford ise daha sonra Suriye’ye büyükelçi olarak tayin edildi. Hem de hangi tarihte?
Ocak 2011’de. Chossudovsky, “Büyükelçi Robert S. Ford, Ocak 2011 sonunda Şam’a gelişinden Ekim 2011’de Washington tarafından geri çağrılmasına kadar Suriye’de muhalif gruplarla temas sağlayarak bu formülün zeminini hazırladı“ diye yazıyordu. Yanlış anlaşılmasın, bu veriler üzerinden Suriye muhalefetini değersizleştirmeyi hedeflemiyorum. Bu ve benzeri analizler benim gözümde diktatörlere direnen insanların direnme cihetlerinin sahiciliğine gölge düşürmüyor. Yakın tarih, canlarından bezen insanların aynı zamanda dış partnerler edinmeye de hazır bir ruh haline sahip olmalarıyla ilgili birçok sahnenin tanığıdır. Ancak evvelki hesabın ahire uyduğu da görülmemiştir. Bakın, muhalefet savaşırken, kaymağı yiyen PYD oldu. Hoş, kimilerine göre hesap başından beri zaten buydu. Chossudovky’nin de yazdığı şekilde ABD, Suriye’yi adım adım bölünmenin eşiğine getirirken, çatışmalardan Özgür Suriye Ordusu’nun tarafına ne düşeceği giderek belirsizleşti ama Barzani ile ortak hareket etmeye razı oldular diye çantada keklik muamelesi yapılan Suriye Kürtleri, PYD’nin liderliğinde iki arada bir derede Kobani yönetimine el koyuverdi.
Hesapta PYD’nin lideri Salih Müslim de Esad rejimine direniyor, ama çıkan kaosu fırsata dönüştürerek denetimi altına aldığı bölgeye direnişçi Özgür Suriye Ordusu’nu sokmuyor. Salih Müslim, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Suriye’nin ikinci büyük kenti Halep‘te henüz çatışmaların olmadığını ifade ediyor ama haberi veren Özgür Gündem şu ara başlığı kullanıyor: Sıra diğer bölgelerde. Esad’ın burnunun dibine kadar girilip en yakın adamlarının vurulmasını zafere yoranlar, söz konusu intihar saldırısının oluşturduğu zeminden en kârlı çıkanın Suriye PKK’sı olduğunu ve bunun Türkiye’yi şimdiden etkilediğini görmüyorlar mı? Çünkü söz konusu gelişmelerin PKK’yı daha şimdiden nasıl da havaya soktuğunu fark etmek için, Karayılan’ın Kürt ve Türk aydınların imza toplayarak ilettikleri taleplere verdiği cevaba bakmak yeterli. Ne diyor Karayılan? “Ramazanda ateşkes yok!”