Alevilerin hak talepleri ve hükümetin ümitsizliği
OKMEYDANI'nda yaşanan olaylar komplo teorilerini de ikiye böldü.
Kimi "Devlet Alevileri öldürüyor" telinden çalarak, orada bir terör örgütünün neredeyse bir yıldır fena halde hareketli olduğunu, silahlı mücadele ya da devrimci şiddet güzellemeleri yapmalarını görmezden geliyor ya da meşrulaştırıyor.
Kimi de konuya sadece terörle mücadele nazarından bakıp, "Bu örgüt hareketleniyorsa neden?", "işin içinde Aleviler varsa acaba neden?" bahsine girmekten kaçınıyor.
Konu hakkındaki komplo teorileri de kutuplaşmış durumda.
Uğur Kurt'un ölümünde polisin rolü var mı? Evet var.
Fakat buradan yola çıkarak "Polis devleti olduk" ya da "Devlet polisini de kullanarak profesyonelce Alevileri/ hükümet karşıtlarını sindiriyor, hatta avlıyor" denebilir mi?
Denemez.
Çünkü anma ve törenlere polis müdahalesini ne kadar eleştirirsek eleştirelim, ölümlerden en az birinin eylemcilerin kullandığı bomba nedeniyle öldüğünü görmezden gelmek mümkün değil.
Polis aracına atılan molotofkokteylini onaylamak mümkün değil.
Uğur Kurt'un kız kardeşi bile abisinin ölümünden eylemcileri sorumlu tuttu gözyaşları içinde. Bu çığlığa kulak tıkamak bazıları için neden o kadar kolay?
Ayrıca görüntüleri görmedik mi? Bir polis, penceresinden içeri atılan molotofkokteylinden kaynaklanan yangını damacana suyuyla söndürmeye çalışıyor. Araçta bir yangın söndürücü yok, amatörlük had safhada. Amatör olununca panik de olunuyor, meslek ref-leksiyle değil öfkeyle davranan bir kolluk kuvveti soğukkanlılığını koruyamıyor. Hata üstüne hata yapıyor. Bunu kaydedelim ama polisi böyle olan bir devlete polis devleti denemeyeceğini de bilelim.
Meselenin bir de Okmeydanı'nda sahiden "bir şeyler" olması boyutu var. Parklar, forumlar, silahlı mücadele kararı almalar...
Malum örgütün, Alevilerin taleplerinin karşılanmamasından ileri gelen rahatsızlıkları yönettiği bir sır değil. Bu rahatsızlıklar üzerine komplo teorisi bindirdikleri, bu hükümete dur denil-mezse Türkiye'deki Alevilerin Suriye'deki Nusayrilerle aynı kaderi paylaşacağı, verilen savaşın bir varlık yokluk savaşı olduğu iddialarıyla akıllar çelin-mekte, kafalar bulandırılmakta.
İşin fenası bu komplo teorilerini icat edenler de aslında, yaklaşık iki yıldır hükümetle, özellikle Başbakan Erdoğan ile bütün köprüleri yıkmış olan liberal entelijansiya. Barış sürecini olumsuzlama çabalarını göz ucuyla Suriye'deki kanlı çatışma ortamını göstererek pekiştirmiş ve şunu demişlerdi: "Ne zaman Sünni Kürtler ve Sünni Türkler bir araya gelip uzlaşmışlardır, bunun faturası Alevilere çıkmıştır. Tarihte hep böyle olmuştur."
Ekilen fitne tohumunu şimdi DHKP-C biçiyor.
*
Türkiye'de Alevi vatandaşların sıkıntıları var.
Örgüt bu sıkıntıları davasının haklı gerekçesi haline getiriyor, ama kimliğini "devletle hesaplaşma" ve "Sünni İslam ile hesaplaşma" üzerine kurduğu için; yanına topladığı Sünni-Alevi gençlere de bu "sürekli protesto", "sürekli devrim" ajitasyonunu zerk ettiği için ve bu hesaplaşmayı bitirmeye niyetli olmadığı için hiçbir Alevi açılım onu tatmin etmeyecek.
Hükümeti ümitsizliğe sürükleyen biraz da bu durum.
Yakın zamanda oldu, hükümetin açılım çabalarında, o sonuçsuz kaldı denilen çalıştaylarda yaşanan uzlaşı ve yakınlaşma anları, varlığını "çatışma" üzerine bina etmiş diğer gruplar tarafından "Hükümet kendisine uygun Alevi arıyor" yahut "Hükümet, Alevileri asimile etmek istiyor" gibi saldırılara maruz kaldı. Kendi kimliğiyle ilgili hakları bırakıp Sünnilerin nasıl yaşayacağı hakkında söz sahibi olma isteğini içeren talepler söz konusu oldu. Cemevlerinin ayrı statüsü olmasını, imkânlardan daha fazla yararlanmasını talep ederken Sünni tasavvuf geleneğini yaşatan tekkelerle ilgili yasağın sürmesini dayatanların da bulunduğu o çalışmaların içinde bulunduğumuz daha olumuz koşullar için bir baz teşkil ettiğini, hükümette genelleme yapma hatasına ve yılgınlığa neden olduğunu düşünüyorum.
Ancak bu ümitsizlik hali yanlış.
Çünkü bu ümitsizlik, yapılması gereken şeylerin önüne geçiyor. Anadolu Alevilerinin, dedelerinin, kanaat önderlerinin; kafası karışmış insanlara "Durun, o yoldan gitmeyin" demelerinin önüne geçiyor bu tutum.
Hükümet birlik mesajı vermek isteyen, isteyebilecek olan dedelere, Alevi kuruluşlarına/derneklerine sebep vermekten kaçınmış oluyor bu tavrıyla.
Ve bu yanlıştan dönmek hâlâ mümkün.
- Kreş krizinin satır arası: Kırk katır mı kırk satır mı?21 dakika önce
- ABD Hollanda'yı işgal eder mi?1 gün önce
- Kırmızı çizgileriniz olsun4 gün önce
- Diğer siyasetçilere örnek olsun diye mi?5 gün önce
- Ankara erken mi sevindi?1 hafta önce
- Trump'ın kazanması Türkiye'yi kuzey Suriye konusunda hareketlendirecek mi?2 hafta önce
- Suruç'ta beliren çözüm, büyük barışın habercisi olsun4 hafta önce
- Silahlar susmadan demokrasi gelir mi?1 ay önce
- Bahçeli'nin tarihi çağrısı ve TUSAŞ saldırısı1 ay önce
- 12 yıl önce ölseydi?1 ay önce