Ne dinlesem, ne dinlesem
Kış vakti evlere doluşunca daha çok müzik dinliyoruz tabii. Aynı tarihte bir sürü albüm piyasaya çıkınca keyfimize diyecek yok. Açıkçası hâlâ Tarkan'ın 'Adımı Kalbine Yaz'ı dönüyor benim evimde ama yenileri de eklenmeye başladı. Bir baktım i-Tunes'da Murat Dalkılıç 'Merhaba-Merhaba'da çok çalınmış. Yeni gelenlerden de Ayşegül Aldinç'in 'O Kız'ına takılmış pozisyonda evde. Single'daki ikinci şarkı 'Ağla' da içine aldı, yuttu beni. Bununla beraber ben de aylar önce içimde uyanan ışığı daha iyi anladım; Türk popunun kurtuluşu 90'lı yıllara öykünmekten geçiyor. Son iki senedir yeni hiçbir şey üretilmeyen müzik sokağında şimdilerde 90'ların ateşi yanıyor. Buna bir itirazım yok tabii. O dönemin şarkılarını severim. Hem daha iyisi yoksa geçmişten örnek almak da bir çözüm yolu sayılır.
SILA'NIN YOLU ZİRVEDEN GEÇER
Tüm bu hisler içindeyken Sıla'nın yeni albümü 'Konuşmadığımız Şeyler Var'ı geçti elime. Açıkçası ilk klip 'Acısa da Öldürmez' beni pek kesmedi. Bu şarkıyı bir yerden hatırlıyorum diye düşündürttü beni, kaldı ki eski Sıla şarkılarına benziyor hakikaten de. Ama asıl sorun Sıla değil, aranjeyi yapan Efe Bahadır, önceki işleri kurtaran Ozan Doğulu ne yaptıysa aynısını yapmış. ' Üzerine bir tık bir şey eklememiş. Evet, pazarlama açısından doğru olabilir, halk bunu istiyor diye aynı şeyler verilebilir. Ama bir albüm daha böyle gitmez, umarım bunu farkındadırlar. Örnek olarak birbirinden ayırt edilemeyen Ferhat Göçer ve Yalın albümlerini verebilirim. Diğer yandan da Sıla'nın yükselen besteciliği ele geçiriyor sizi. Bir Sezen Aksu ustalığıyla ördüğü 'Zamanında' nakavt etti beni. Aynı şarkıda kul landığı vokali ise tüylerinizi ürpertiyor. 'Kafa' ve 'Boş Yere' diğer favorilerim oldu. En son şarkı olarak belirlediği 'Vur Kadehi Ustam' ise tam mest şarkısı. Rakı-balık sofralarının vazgeçilmez albümü olmaya aday bir albüm yani. Umarım bir gün Sıla'nın solist olduğu bir fasıl ya da meyhane ortamına denk gelirim. Müzikte bulduğu tarzı kıyafetlerine de yansıtacağına inanmak istiyorum. O koca saçma yüzüklerden, kötü kıyafetlerden de bahsetmek istiyordum ama bugün müzik yazısı, sonraya saklayalım.
Cem Yılmaz öpüşemiyor
Vizyonun ilk günü yeni Yavuz Turgul harikası 'Av Mevsimi' gidip görüldü. Yani Amerikan filmleri izlemekten, hepimiz film eleştirmeni olmuşuz. Çıkışta herkes filmin sonunu erken anladığından şikâyetçiydi. İyi de filme kapılıp gitmek yerine "Katil kim?" diye düşünürsen anlarsın tabii. David Copperfield geldiğinde de adamın sıriannı çözmeye çalışmaktan, gösteriden zevk alamamış bir ırkız, normal. Ben o kısmına değil de, filmin biraz uzun olmasına taktım sadece. Bir başka takıntım da Cem Yılmazla Melisa Sözen'in öpüşme sahnesi. Cem Yılmaz ya gerçek hayatta da çok kötü öpüşüyor ya da çok kötü öpüşme rolü yapıyor. Gösterilerinde seks hayatını öve öve bitiremeyen Cem'in bu kadar korkak öpüşmesi tuhafıma gitti.
Leopar sırası bizde
Kadınların leopar takıntısını bilirsiniz. En kötü tasarımı bile ucuna bir parça leopar ekleyerek onları kafalama şansınız vardır. Şimdi bu hikâyenin aynısını erkeklere sıçratmaya çalışan Kurt Geigner leopar desenli ayakkabılarını piyasaya sürdü. Erkekler bu konularda daha cesur olduğu için bu sezon birkaç kişide bu ayakkabıyı göreceğime eminim. Geçtiğimiz senelerde pembe takım elbiseleri, derin göğüs dekolteli tişörtleri nasıl çabucak kabullendiysek leopar deseni de kısa sürede baş köşeye koyacağımıza eminim. Geriye ne kaldı acaba, merak etmiyor değilim.