Müzeyyen Abla
NE kadar isterdim bugün bu köşede Müzeyyen Senar'la ilgili bir anımı anlatmayı... Ben bir gün evine gitmiş olayım, o beni salonunda karşılayıp çay ikram etmiş olsun, sonra kızı Feraye Hanım da aramıza katılsın ve sohbet koyulaşsın. Hatta bir ara Müzeyyen Senar şarkı söylemeye başlasın ve biz de ona eşlik edelim. Yok maalesef, o kadar dünya starıyla anım vardır ama büyük kadın Müzeyyen Senar'la bir tane bile yok. Bir anım yok derken, onunla birlikte yaşanmış bir anı yok, yoksa onun sesinin eşlik ettiği gecelerde yaşanan hatıra çok valla. Ne kadar teşekkür etsek az ona! Kızı Feraye Hanım'la beraber hastaneye düşmüş yolu, oradan aklıma geldi. Allah uzun ömür versin, çabucak kurtulsun hastane odalarından. Belki bize de yaşanacak anı için zaman düşer. Sabah sabah Müzeyyen Hanım'ın güzel sesi eşliğinde yazımı yazarken elimizdeki starların kıymetini bilmeyişimizi geçirdim içimden. En son Nurseli İdiz örneğinde olduğu gibi... Bir dönem televizyonlardaki en büyük eğlence kaynağımızdı kendisi. Oyunculuğu hakkında herhangi bir eleştiri yapmak haddim bile değil, onun bu yönünü bilmiyorsanız kendi ayıbınız. Bugün müziğini, sanatını sev ya da sevme hepimizin saygıyla andığı bir sürü isim var, geçmiş bize bu isimleri verdi. Peki bizim çağımız bizden sonrakilere kimi verecek? Elimizdeki değerli her ismi kendi elimizle, elimiz çok temizmiş gibi, rezil ediyoruz. 20-30 yıl sonra bugünden kimi gerçekten saygıyla anabileceğiz? Bugunü kurtaralım derken bir sürü değerli isim kendini mahvetti. Tıpkı kendi hayatlarımız gibi... Hangimizin hayatı sürekli artan ivmeyle, mutluluk içinde geçiyor ki? Herkes kendi yaptığı hatalarla boğuşuyor zaman zaman. Günün derdi yarını bitirdi tadında bir şeyler... Önemli olan torunlarımızın bile bahsetmesi muhtemel kişileri koruyabilmek. Bu çağın en büyük vebası ünlüler hakkında gereğinden fazla şey bilmemiz. En yakın arkadaşlıklar bile bozuluyor, ünlülerle aramız neden bozulmasın? Biraz mesafe hem starlar için iyidir hem de hayranları için...
Tebrikler!!!
Turkcell Kuruçeşme Arena otel yapılmak üzere, artık bize veda edecek biliyorsunuz. Geçen ay olaylar arasında Santralİstanbul'u da kaybettik. "Ne işiniz var sokakta? Oturun oturduğunuz yerde" denmeye devam ediliyor anlayacağınız. Güzelim Boğaz hattında yeni bir otele mi ihtiyacımız var yoksa konser alanına mı? Kuruçeşme Arena benim de bayıldığım bir konser alanı değil ama açıkhava tadında yerine koyabileceğimiz bir yer yok ki! Parası olan güzel Boğaz manzarasındaki otelde kalabilecek ama ya konser izlemek isteyen gençlere ne olacak? Onlar da Youtube'dan açıp izlesinler öyle değil mi?
Yeni bir star
Amerikan sinemasında bir kural var; süper kahraman filmlerinde oynamazsanız star olmanız çok zor. İşte bunun son örneği de Joseph Gordon-Levitt... 'Batman The Dark Knight Rises'ta oynamadan önce aslında birçok kere gönlünüze girmeye aday olmuştur kendisi. Ben onu ilk kez festivalde, Gregg Araki'nin 'Mysterious Skin'inde izlemiştim. Sonra '(500) Days of Summer'da ve Inception'da ilgi çekici rollerde karşımıza çıktı. Şimdi de 'Batman' filminde bizi ele geçiriyor. Filmin sonunu belli etmeyeyim ama sonraki 'Batman'lerde de onu göreceğimiz kesin olduğundan star kategorinizde bir kişilik yer açsanız fena olmaz.
KIŞ HAZIRLIKLARI
Dün sabah yağmurla uyanınca fark ettim ki kış geliyor artık. Güzel güzel eğlendiğimiz yaz gecelerine çok kısa bir süre sonra veda edeceğiz. En önemli derdimiz bu geçiş döneminde ne giyeceğimizi bilememek olacak tabii ama yeni dönem hazılıklarını da merak etmiyor değilim. Çok bilinen ve güzel bir masaldır ağustosböceği ve karıncanın hikâyesi... Boşuna yazmamış sonuçta La Fontaine... Bu dönemde ağustosböceği gibi kimse yan gelip yatmasın lütfen. Önümüz kış, umarım herkes güzel şarkılarını, eğlence mekânlarını, filmlerini depoluyordur yeni dönem için. Sonra bu köşeden tek tek eleştirmek zorunda kalmayı hiç istemem!