Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Yılın yapımı olmaya aday dizi başladı. Senaryo, ‘‘Öyle Bir Geçer Zaman ki’’ dizisinin senaristi Vural Yaşaroğlu’na ait. 70’li yılların İzmir’ini işleyen dizinin tanıtım metni şöyle, ‘’Hüznün körfezden çırpınarak yükseldiği, İzmir’in üzerine çökmüş isyanım ben. Yüksek duvarlar ardında sayısız insan yaşar içimde. Hepsini tanırım. Hiç birini tanımam. Onlar için sadece bir semt’im ben. Sevdaları yüreğinde, umutları ceplerinde, özde dostluklarıyla, düşlerini beyaz bulutlarında sakladıkları bir semt. Bunalım-öfkenin sokaklarında kol gezdiği, ölümün bile karşı duramayacağı zamane tanığı, İzmir’in üvey evladı, öteki çocuğuyum ben. Ben kim miyim? Sen hala bilmezsin ama, benim adım Gültepe!’’

        LİSE YOKTU

        Yaşaroğlu bu semtte doğmuş, 20 yaşına kadar Gültepe’de yaşamış. Doğduğu semt yüzünden hayatında yaşadığı dışlamışlığı şöyle anlatmış, “Basit bir örnek vermem gerekirse benim yaşadığım zamanlarda Gültepe’de lise yoktu. Ortaokulu bitirdikten sonra mecburen başka bir semtin lisesine kayıt yaptırmalıydınız. Ama liseler sadece kendi semtlerinde yaşayanları alıyordu. Liseye kaydolmak için bin bir takla atmış, araya tanıdıklar koymuştuk. Annem bu yüzden günlerce ağlamıştı. Tabii sırf bu sebepten liseye gidemeyen pek çok arkadaşımız vardı. Mesela Alsancak’tan taksiye binip ‘Gültepe’ye çıkmak istiyorum’ derseniz taksici kabul etmez (Eğer oraya gidersem başıma iş alırım) diye düşünürdü. Aslında Gültepe’de korkulacak bir şey yoktu. Bu tamamen bir ötekileştirmeydi. Orada yaşayan insanlar olumsuz önyargılarla damgalanmış, toplum tarafından dışlanmaya mahkûm bırakılmıştı. Hâlâ İzmir’de yaşayıp Gültepe’yi bilmeyenler var.”

        İZMİR’E TAŞINDIK

        Yaşaroğlu’nun anlatımı, gençliğin başımda duman olduğu yıllara götürdü beni. Lise olmadığı için yaşıtlarım ve aileleri gibi Çeşme’den İzmir’e taşınmak zorunda kaldığımız günleri hatırladım. Babam İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı olmasına rağmen, senarist Yaşaroğlu’nun araya tanıdıklar koyarak kaydının yapıldığı Atatürk Lisesi’ne benim kayıt yaptıramadığımı hatırladım. 1911 göçmeni köklerimin alın teri Gültepe’deki tapulu arazilerimize sokulmadığımızı hatırladım. Dedem ve eniştesinin,‘‘Atatürk size bedava verdi’’ ötekileştirmesine muhatap oluşlarını hatırladım. ‘‘Yahu 1923 değil 1911’de geldik’’ düzeltmesinin bile durduramadığı arabamızın dere yatağına altı okka edilişini hatırladım.

        Ailemin 50 yılına ‘hüzün ve keder’ damgası vuran Gültepe, senarist Yaşaroğlu ile işte bu noktada kader ortağı yapıyor beni. Ayrı semtlerde herkes aynı kaderi yaşadı aslında. Geçenlerde Konak Belediyesi’nden yazı geldi ‘‘2014 arazi verginizi ödemediniz’’ diye mesela. ‘‘Üzerinde kaçak yapı var’’ demek fayda etmiyor. 50 yıldır olduğu gibi makam seyredecek biz ödeyeceğiz.Biz mesafe aldık, kurum yerinde sayıyor. Biz hiç olmaz ise kendi malımıza misafir olabiliyoruz artık. Kamulaştırma hissedarımız aynı kurum Fransız hala duruma. Körfez manzaralı teraslarda, odalarda neredeyse akrabalaştığımız kaçak yapı sahipleri mahcubiyet çayı ikram ediyor artık bize. Soruyorlar; ‘‘Devlet ne diyor artık bu işe ?’’ diye.

        Diğer Yazılar