'Bir fil' ile 'bir güvercin'
SANATLA yakından ilişkisi olmayanlar bile Frida Kahlo ve Diego Rivera isimlerini mutlaka duymuşlardır. Sanat çalışmalarının beraberinde, çalkantılı ve sıra dışı yaşamlarıyla dikkatleri üzerlerine çekmiş bu Meksikalı çiftin eserlerinden bir seçki, şu günlerde Pera Müzesi'nde sergileniyor. Açılışının ertesi günü gezebildiğim bu serginin kapısında gördüğüm kuyruk, onlara olan ilgiye dair sadece küçük bir ipucuydu aslında...
MEKSİKA'NIN EFSANE ÇİFTİ
Diego ve Frida... Birbirinden fırtınalı geçen iki yaşamdı onlarınki. Aşklar, birliktelikler, ayrılıklar, hastalıklar, siyasi mücadeleler ve sanat vardı onların hayatlarında. Meksika duvar resmi geleneğinin kurucuları arasında yer alan Diego Rivera, birçok mekânda gerçekleştirdiği duvar resimlerinde, Meksika tarihini ve devrimcilerin mücadelesini betimler. Büyük bir şöhrete sahip olan ressam 1929'da Frida ile evlenir. Evlendiklerinde yakın çevreleri Diego'nun dev fiziğiyle, Frida'nın küçük ve narin bedenine gönderme yaparak, bu evliliği bir fille bir güvercinin beraberliği olarak niteler.
Ergenlik çağında, demir bir çubuğun bedenini deldiği trafik kazasından sonra geçirdiği 22 ameliyat, çok sayıda düşük ve kürtaj Frida'nın ruhunda da iyileşmez yaralar açar. Acılarına rağmen resmettiği eserlerinin sayısı çok fazla değildir; yaklaşık 140 tablo ve bir o kadar da deseni vardır. Gerçeküstücü üslupla çizdiği ve sembolizmle yüklü natürmortları ve portreleri yanında kendi bedenini de yansıtan Kahlo, sorgu dolu bakışlarını seyirciye diktiği olağanüstü oto-portreleriyle farklı bir iletişim kurar izleyicilerle.
Sanat yaşamı boyunca ele aldığı "beden" Kahlo için acıyı temsil etse de ideolojik, tutkuyla ilişkili ve estetik meselelerin ortaya konulduğu bir mecradır aynı zamanda.
GELMAN KOLEKSİYONU'NDAN
Pera'da yer alan seçki Gelman Koleksiyonu'na ait. St. Petersburg'da burjuva eğitimi alarak büyüyen ve Ekim Devrimi'nin ardından ailesi tarafından Berlin'e gönderilen Jacques Gelman, bu -rada gördüğü sinema eğitimi sonrasında Paris'te bir film şirketi kurar. Sanat koleksiyonunu Fransa'da oluşturmaya başlar ve Natasha ile evlendikten sonra yerleştiği Meksika'da da kazandığı paraları sanata yatırmaya devam eder. Meksika'da koleksiyonuna kattığı ilk parça ise 1943'te Diego Rivera'ya ısmarladığı eşinin portresidir. Diego'nun bilinen eserlerinin de olduğu sergide beni en çok etkileyen ise bu portre oldu. Sanatçının sıkça kullandığı, kadın cinselliğini simgeleyen kala çiçekleri bu resmin de arka planda yer alıyor. Bir kanepeye uzanmış Natasha'nın beyaz elbisesi de, etrafını sarmalayan kalalara gönderme yapıyor.
Eğer olur da sizin de Pera'ya yolunuz düşerse; bu sergide çiftin yağlıboyaları, desenleri ve çekilmiş fotoğraflarının yanı sıra, gösterimdeki "Frida Kahlo'nun Yaşamı ve Ölümü" adlı filmi izleyebilirsiniz. Her ne kadar 40 parçalık bu seçki izleyiciyi tamamen doyuramasa da, unutmayalım ki çok değil, bundan sadece 10 yıl önce böylesi bir sergiyi İstanbul'da izleyebileceğimizi düşünmek bile hayalperestlik olurdu. Pera Müzesi'nin üçüncü katından, efsanevi ikilinin yaşamlarına açılan ufak aralıktan sızmanızı ve Diego ile Frida'yı yan yana görmenizi öneririm.