KİMİ sergi “Beyaz Küp” anlayışıyla sunulmayı reddeden yapısıyla, sanat üretimlerinin izleyiciyle daha samimi bir diyalog kurabilmesini sağlıyor. İşte “Cockaigne” de mekân seçkisi ve sergilenen çalışmalarla tam da bunu başarıyor.

Ali Şimşek ve Rahmi Öğdül’ün küratörlüğünü üstlendikleri “Cockaigne”, İstiklal Caddesi üzerindeki Halep Pasajı’nda geçtiğimiz salı açıldı. PASAJist- Independent Art Space’in ev sahipliğinde iki farklı alana yayılan bu sergide, farklı disiplinlerde üretilmiş dikkat çeken işler var.

HAYALİ BİR ÜLKE

 Ortaçağ’a özgü bir söylence, hayali bir ülke olan “Cockaigne”, bu dönemde halkın zihninde gündelik hayatın zorluğu, yiyeceklerin kıtlığı, toplumsal kısıtlamaların, tabakalaşmanın katılığı karşısında bir kaçış düşüncesi olarak beliriyor. Fiziksel rahata ve dünyevi hazlara çok kolaylıkla ulaşılan, her türlü toplumsal kısıtlamanın ortadan kalktığı bir cennet parodisi, yani göksel cennetin yersel karşılığıdır bir bakıma.

Batılıların sömürgeleştirme anlayışının da temelinde, böyle bir ülkeyi ele geçirme fantezisi yatmaktadır. Öyle ki Güney Amerika’ya ayak basan Kolomb karşılaştığı bolluk karşısında duygulanır ve mektuplarından birinde “tam bir Cockaigne” diye söz eder Güney Amerika’dan. Şarabın olmamasından ve yerlilerin gayri Hıristiyan âdetlerinden şikâyet etse de, Ortaçağ’a hâkim olan bolluk ülkesi fantezilerinin gerçekleştiğini düşünmektedir. Neredeyse tüm insanların kolektif bilincinde bu ütopya, bir yeryüzü cenneti olarak hâlâ yatmaktadır.

KIRIK ALTIN YUMURTA

“Cockaigne”de yer alan sanatçılar, (İsmet Doğan, Genco Gülan, Fatih Balcı, Barasinga, Ali Sarugan, Daralan, Vay Be, 657!, Ayşe Gül Süter, Mehmet Öğüt, Deniz Beşer, Gülen Eren, Barış Mengütay, Itır Demir, Kıymet Daştan, İbrahim Koç, Harun Töle, Sarı Kaan, Erim Bikkul, Fulya Çalışkan, Mustafa Erden Kahveci) kıtlık toplumundaki insanların kolektif bilincinde yaşayan bu düş ülkeye yolculuğa çıkarıyorlar ziyaretçileri.

Barış Mengütay’ın çikolata yemekten ölen figürünün gömüldüğü “Çoko-mezar”ı, Gülen Eren’in pislik yemekten yorgun düşmüş domuzcuğu, Ayşe Gül Süter’in aynalı yerleştirmesindeki ekranda görülen altın sarısı denizde gezinen sandalı, Genco Gülan’ın kırmızı topuklu ayakkabıyı sapladığı pişmiş tavuğundan yere damlayan yağları ve Kıymet Daştan’ın mekânın bir parçası olan kanalizasyon çukuruna yerleştirdiği kovalarda topladığı pis sular...

Bolluk ve haz ülkesini farklı açılardan ele alan tüm işler, bu ütopyaya dair bilinçaltımızı zorluyor ve hazzın bir meta olarak pazarlandığı, kıtlıklarla bezeli güncel dünyayı bir kez daha düşünmemizi sağlıyorlar. Kırık altın yumurtalı posterleri, fanzinleri, katılımcı sanatçıların Facebook’ta kullandıkları kırık yumurtalı profil resimleri, şehrin duvarlarına boyadıkları logoları ve hatta Art Bosphorus’- un açılışında ziyaretçilerin sırtlarına gizlice yapıştırıverdikleri kırık yumurtalı etiketleriyle, “kırık yumurta kolektifi” her an karşınıza çıkabilir.

Pasajist’e uğrama imkânı olmayanlara da hatırlatayım, Art Bosphorus’u ziyaret edenler Cockaigne’in standına da uğramayı ihmal etmesinler. PASAJist: İstiklal Cd. Halep Pasajı No: 62 C Blok 109

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!