Kurtuluşun yolu nefsi arındırmaktır
YÜCE Allah kurtuluşun yolunu gösterirken temel taşlardan biri olarak nefsin arındırılmasını göstermektedir. Aşağıdaki ayette görüleceği gibi bunun gerçekleşmesi veya gerçekleşmemesinin neleri getireceği ve neleri götüreceği ortaya çıkmaktadır. Ayetler şöyledir:
"Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Nefsini karanlığa gömen de kayıptadır." (Şems, 9-10).
Nefsini arındırmak, onu geliştirmek anlamına da gelmektedir. Arındırmanın hemen ardından ya da ona paralel olarak nefsin gelişimi gelmektedir. Çünkü "zekkâ" kelimesinin "artma, gelişme" manası davardır. Nefsini temizlemenin birincil manası, fücurunun, yani kötüye açık olan kısmının etkisinden kurtulmak, ikincil manası da günaha düşmüş ise o günahtan temizlenmek, ondan arınmaktır. İnsan nefsini neyle arındıracaktır? Önce takvasını artıracak ibadetleri, davranışları, aklı kullanmayı, düşünceyi, tövbe ve istiğfarı devreye sokacaktır.
Nefsin takva boyutunu işler hale getirecek, takva gıdası ile gıdalanacak ve A'râf 26'da belirtildiği gibi takva elbisesi denen bilinç elbisesine ve iffet elbisesine bürünecektir. Bu ibadetlerin en belirgin olanlarından biri de Tevbe 103'te gündeme getirilen paylaşım, yani ekonomik yardım ve fakirin elinden tutmaktır.
Bu ayetten sonraki ayette yer alan ve "gömmek" anlamına gelen "dessâ" kelimesine bakarak "tezkiye"ye, yani temizlemeye anlam verebiliriz. Mademki nefsi karanlığa gömmeye "tedsiye" deniyor, onun zıttı olan "tezkiye"ye de nefsi aydınlığa çıkarmak denmelidir. Demek ki nefsi cehaletin ve bilgisizliğin karanlığından çıkarmak, onu tezkiye edip yüceltmektir. Aklın ve düşüncenin üstündeki karanlık perdeleri kaldırmak, onları özgürlüklerine kavuşturmak, göğsünü İslam'a açmak, cehaletin zincirini kırmak, nefsi benliği arındırmak, aydınlığa çıkarmaktır.
İşte bunu becerebilenler, kurtuluşa, zafere, mutluluğa ve umduklarına ulaşmış olacaklardır. Bu bir zaferdir, çünkü şeytana karşı verilmiş büyük bir cihadın kazanılmasıdır. Cehaletin, aklı kullanmamanın, düşüncesizliğin, günahın ve imansızlığın o korkunç zincirinden kurtuluşun zaferi olmaktadır. Ama nefsini, yani benliğini, cehaletin ve günahın karanlığına gömenlerde kayıptadırlar.
Ayette geçen "dessa" kelimesinin kök kalıbı olan "desv", "gelişip büyümeyerek bodur, cılız kalmak, gizlenmek" demektir. Bundan türeyen "tedsiye" de, "bir kimsenin diğer birini hileyle ayartıp bozguna düşürmesi"dir. Bu kelimenin, "bir şeyi bir şeyin altına gömüp gizlemek, toprağa gömmek" anlamına gelen "dess"ten türediği de ifade edilmektedir.
Türkçe'de kullandığımız, hiçbir ilacın gideremediği koltuk kokusuna, casusa "desise" denir. Genelde biz bu kelimeyi "hile, entrika" anlamında kullanmaktayız. "Dessas" da "kötü yılan" demektir.
Demek ki ayette geçen "dessâ" fiili, nefsin fücur kısmını işletip onu günahların, ahlaksızlığın ve erdemsizliğin mezarına gömmektir. Cehaletin karanlığındaki mezara gömmektir. Benliğini inkârın ve şirkin mezarına gömenler de kaybetmişlerdir.
Netice olarak diyebiliriz ki Şems Suresi'nin ilk ayetlerinde Güneş'e, Ay'a ve geceye yemin edilmesinin amacı bu ayetlerde yatmaktadır. Nefsini temizleyip arındıran ona güneş gibi bir aydınlık; fücura bırakan da gece karanlığı vermiş demektir.
***
Bu ifade yanlıştır.
Kitabımda Bakara Suresi'nin 197. ayetini tefsir ederken bu konuyu açıkladım. Kurban ibadeti, haccın rüknü değildir. Hz. Peygamber, Hz. Ebubekir'i zilkade ayında hacca gönderdi.
"Zekât veremiyorum" diye üzülmenin anlamı yok. Bir kişiyi iyiliğe çağırmak, zorda kalana destekte bulunmak da sevaptır.
- İçteki bozulma toplumu yıkar11 yıl önce
- Üstünlük sosyal statüyle olmaz11 yıl önce
- Dostunu düşmanını tanımak11 yıl önce
- Belaya sevinmek münafıklıktır11 yıl önce
- Müslüman barıştan yana olmalı11 yıl önce
- Yumuşak kalpli davranmak11 yıl önce
- 'Fitne, savaşmaktan kötüdür'11 yıl önce
- Zarar veren müesseseler11 yıl önce
- Kendini savunma hakkı şahsiyete11 yıl önce
- 'Birbirinizin ayıplarını araştırmayın'11 yıl önce