Tarih boyunca Türk topraklarına sığınanlar - Bir büyükelçinin yıllarını alan araştırması
Büyükelçi Ender Arat bana iki kitabını imzalayarak hediye etti. Birincisi 4 yıl boyunca büyükelçilik yaptığı Macaristan’da Osmanlı İmparatorluğu döneminden kalma tarihi yerleri fotoğraflarıyla anlatan, detaylı bir turistik rehber Török Macaristan, ikincisi ise tarih boyunca Türk topraklarına sığınanları anlattığı “Türklere Güvendiler”. “Türklere Güvendiler - Tarih Boyunca Türk Topraklarına Sığınanlar”, Tarihçi Kitabevi Yayınları'ndan 2016’da yayınlandı, 2. baskısını yaptı, 456 sayfalık kalın bir kitap. Büyükelçi Ender Arat’ın 2011’de emekli olmadan önce son dış görevi Madrid Büyükelçiliği idi. 1998-2002 döneminde Budapeşte’de Büyükelçilik yaptığı yıllarda tarih boyunca, Macar kahramanlarının canlarını kurtarmak, mücadelelerine devam edebilmek için başta devlet adamları ve siyasiler olmak üzere Osmanlı İmparatorluğu’na sığındıklarını gözlemlemiş. Özellikle de Macar Cumhurbaşkanı’na güven mektubunu sunduktan sonra, Budapeşte’nin Kahramanlar Meydanı’na çelenk koyma töreninde, meydana dikilen 14 Macar kahramanının son üçünün yaklaşık yüzer yıl arayla Osmanlı İmparatorluğu tarafından siyasi mülteci olarak kabul edildiğinin farkına varmış. Ve tabii başlamış araştırmaya. Başka Macar yetkililerin yanı sıra asırlardır birçok ülkenin sıkıntıya düşen vatandaşlarının da Türkler tarafından mülteci olarak kabul edildiğini görmüş. Meydana heykeli dikilen 14 Macar kahramanından İmre Tökeli, II.Ferenc Rakoczi ve Kossuth Lajos, 17. 18. ve 19. yüzyıllarda Avusturya’nın Habsburg Hanedanı’na karşı başarısızlığa uğradıklarından, aileleri ve askerleriyle birlikte Osmanlı İmparatorluğu’na sığınmışlar. Hatta Macarların Türklere duyduğu güven, Türkiye Cumhuriyeti döneminde de devam etmiş. Kitabın ’Macarlar’ bölümünde Sultan Abdülmecit’in ”Her bir Macar için ellibin Osmanlı kanı döker, yine de iade etmem” sözünden de alıntı yapılmış. Ender Arat’ın kitabında bahsettiği yüzlerce isim arasından ilgimi çeken, “bu kadar da olmaz!” denilecek birkaç isimden bahsetmek istiyorum:
BUDAPEŞTE BÜYÜKELÇİLİĞİ'NE SIĞINAN MACAR BAŞBAKANI MIKLOS KALLAY
Macaristan’daki Osmanlı egemenliği döneminde Protestanlar ve Yahudiler huzur içinde yaşar ve dinlerini, inançlarını, adetlerini serbestçe uygularlardı. O yüzden bunlar Osmanlı yönetimiyle yakın bir işbirliği içindeydiler. Avusturya orduları 17. yüzyılın sonlarına doğru Budpeşte’yi geri aldıklarında herhalde bu hınçla Yahudileri kıyıma uğrattı. II Dünya Savaşı sırasında Macaristan Nazi ordularınca işgal edilince Macar yönetimi Yahudilerin toplama kamplarına gönderilmelerine göz yumdu.
1942’de Macaristan’da Başbakanlık görevine gelen Miklos Kallay, hem ülkeyi İkinci Dünya Savaşı’ndan çıkartmaya çalışıyor hem gizlice Anglosakson devletleriyle ilişki kurmaya çalışıyor, hem de Macar ordusu Almanlarla bir olup Sovyetlere karşı çıkıyordu. Bu karmaşık faaliyetlerinden dolayı Başbakan Miklos Kallay, Nazi Almanyası’nın antipatisine hedef oldu. Başbakanlıktan ayrılmak zorunda kaldı ve eşi ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti Budapeşte Büyükelçiliği’ne sığındı. 1944 Kasım ayına kadar orada kaldı. Türkiye, Almanya ile diplomatik ilişkilerini kesince, büyükelçilikte diplomatik koruma olanağı sona erdi ve Kallay, elçilikten ayrılmak zorunda kaldı. Gestapo onu hemen tutukladı ve toplama kampına sürdü. Savaş bitince kamptan da kurtuldu.
İSVEÇ KRALI 4000 KİŞİYLE BİRLİKTE OSMANLI İMPARATORLUĞU'NA SIĞINDI
12. Şarl, 1697’de tahta geçtiğinde İsveç, Avrupa’nın en güçlü krallıklarından biriydi. Ancak, Danimarka, Rusya ve Polonya bir anlaşma imzaladılar ve İsveç’e saldırdılar. 12. Şarl, Danimarka’yı aldı, Polonya ile anlaştı ama ne var ki Rusya seferinde Ruslara yenildi ve 12. Şarl, 4000 kişi ile birlikte Osmanlı İmparatorluğu’na sığındı. 5 yıl 3 ay 9 gün bizim topraklarımızda kalması dolayısıyla Yeniçeriler arasında ‘Demirbaş’ lakabıyla anıldı. Rusya ve Prusya’nın siyasi baskılarına Osmanlı hükümeti göğüs gerdi. Demirbaş Şarl, Osmanlı topraklarından ayrılırken Padişah III. Ahmet ve Sadrazam Ali Paşa’ya sunduğu veda ve teşekkür mektubunda yol masraflarına katkıda bulunulmasını rica etti. Yol parasının bir kısmı da Osmanlı hükümeti tarafından karşılandı.
KOSSAKLAR
1707’de Kondrati Bulavin liderliğinde muhafazakar Don Kossakları, Ortodoks dininde reform yapan Büyük Petro’ya karşı, dini imtiyazlarını kaybetmemek amacıyla ayaklandılar. Bir süre sonra Bulavin öldürüldü ve isyan bastırıldı. Bulavin’in yardımcısı Nekrasov öncülüğünde 8 bin Kossak, Osmanlı İmparatorluğu ordusuna sığındı. 1737 yılına kadar Çarlık Rus Ordusu’na karşı savaştılar. Osmanlı ordusunun bu coğrafyadan çekilmesi üzerine Kossaklar, Sultan III Ahmet’in izniyle Türk topraklarına göç ettiler. Bir kısmı Köstence, bir kısmı Balıkesir civarına yerleşti. Akşehir Gölü kıyısında ‘Kossak Köyü’nü kurdu. Koyu Ortodoks Kossaklar, 250 yıl boyunca bu topraklarda yaşadı.
Macarlar, Polonyalılar, Museviler, Yahudi soykırımından kaçanlar, İspanyollar, Ruslar, Arnavutlar, Kırım Tatarları, Çerkezler, Abhazalar, Gürcüler, Azeriler, Afganlar, Boşnaklar, Kürtler, Suriyeliler, daha kimler kimler… Tarih okumayı sevenler Büyükelçi Ender Arat’ın kitabını ilgiyle okur diye düşünüyorum. Belge niteliğinde bir tarih kitabı bu. İsimler, tarihler, yerler, hepsi detaylı anlatılmış. Ben bir kişiye daha değinmeden bitirmeyeceğim; Troçki-Leon Davidoviç Bronstein’e… 1879’da Ukrayna’nın Karadeniz tarafında Musevi bir çiftçi ailesine doğan, 1940’da Meksika’da siyasi bir suikaste kurban giden Rus İhtilali’nin ünlü ismi Troçki’ye.
TROÇKİ LEON DAVİDOVİÇ BRONSTEIN, EKİM İHTİLALİ’NDAN BÜYÜKADA’YA
Troçki, genç yaşta ihtilalci gruplara karıştı. Bir bavul bildiri ile yakalanıp 20 yıl hapse mahkum oldu. 1902’de Sibirya’daki sürgün yerinden kaçtı. Yakalandı, tekrar Sibirya’ya sürüldü, tekrar kaçtı. Londra’ya sığındı, 3 yıl sonra gizlice Rusya’ya girdi. Lenin ile birlikte Bolşevik İhtilali için çalıştı. Yeniden tevkif edildi, yine kaçtı, Avusturya, Fransa ve İsviçre’de komünist hareketlerine katıldı. Fransa’dan sınırdışı edildi, Amerika’ya gitti. 1917 Mayıs’ında Rusya’ya döndü. Petrograd Asker ve İşçi Sovyeti Başkanı seçildi. Ekim Bolşevik İhtilali’nde büyük rol oynadı. Dışişleri Komiseri oldu. Türkiye ile ilk anlaşma adımları atıldı. 1918’de Lenin onu Harbiye ve Bahriye Nazırı yaptı. Herkes onun Lenin’in halefi olacağını sandı. Lenin ölünce güç, Parti Sekreteri Stalin’in eline geçti ve önce Troçki’yi Orta Asya’ya sürgüne yollamak istedi. Troçki’nin Rusya’da çok taraftarı olduğundan, Stalin onu Rusya’da öldürmeye cesaret edemedi. Tren garında taraftarlar, tren yolunun üzerine yatıp Troçki’yi Alma Ata’ya kaçırdılar. Stalin, siyasi rakibine Türkiye’den ‘siyasi iltica’ hakkı istedi. Hem uzaklaştırmak istiyor, hem de kendi merceğinden, görüş seviyesinden fazla uzak tutmak istemiyor. Konu önce İsmet İnönü’ye sonra da Mustafa Kemal’e gitti. Uzun pazarlıklar ve görüşmeler sonucunda 1929’da Troçki, eşi ve oğlu Sedov ile Alma Ata’dan yola çıktı. Nereye gittiklerini bilmiyorlardı. Haberi yolda öğrendiler ve Türkiye Cumhuriyeti’ne geldiler. Troçki ve ailesi, İstanbul’da dört değişik semtte, ağırlıklı olarak da Büyükada’da, 4.5 yıl, geniş emniyet önlemleri arasında yaşadı. Türkiye Cumhuriyeti ‘kim olursa olsun’ siyasi bir mülteciye suikast hazırlanmasına izin vermedi. Troçki Büyükada’da birçok makale ve kitap yazdı. Yani siyasi faaliyetlerini sürdürdü. Biliyorsunuz, Troçki son sürgün yeri Meksika’da 1940’da, çalışma odasında, Stalin’in bir ajanı tarafından başına kazma ile vurularak ağır yaralandı ve ertesi gün öldü. Troçki’nin, Büyükada’da kaldığı yer Arap İzzet Paşa Köşkü’ydü. Bugün ne yazık ki metruk bir halde Büyükada tepelerinden İstanbul’a bakıyor. Ne bir restorasyon çalışması ne de öyle bir arzu var.
Tekrar “Türklere Güvendiler” e geri dönersek; Ender Arat, bu kitaba konu olan belge ve bilgilerle Ankara’dan Eskişehir’e, Talin’den Şikago’ya onlarca kentte sergi açmış. Ama en büyük arzusu bu belge ve bilgileri bir müze çatısı altında biraya getirebilmek. O konuda da müracaat etmediği makam, merci, kurum kalmamış. Hepsi çok çok olumlu bakmışlar ama kimse serçe parmağını oynatmamış. Tanıtım için, bir turizm destinasyonunun sunabileceği alternatifler olarak, iyi olmaz mı bir “Tarih Boyunca Türk Topraklarına Sığınanlar” müzesi kurmak?