Son Dakika

Şimdilik Bu Kadar - Serra Yılmaz anlattı Emine Uşaklıgil yazdı

17.10.2018 - 02:10 | Güncelleme:

Emine, taa Vaşington günlerinden eski bir arkadaşım, Serra, epey röportaj yaptığım bir sanatçı, bir çevirmen, bir aşçı ve yönetmen Ferzan Özpetek’in favori oyuncularından. İkisini de yıllardır tanıyorum, onlar da birbirini. O kadar ki,  Serra anlattı, Emine yazdı, Serra’nın anlattıklarından Emine kendi anılarını hatırladı ve ikisi arasındaki benzerlikleri, ayrılıkları,anılarla harmanlayıp Şimdilik Bu Kadar isimli Can Yayınları'ndan çıkan kitapta topladı. Yani şöyle diyelim; iki arkadaştan, Serra Yılmaz anlattı, Emine Uşaklıgil yazdı ama aynı zamanda kendisini de yazmış oldu. İki kadın, Serra Yılmaz ve Emine Uşaklıgil, hem çok farklı hem de birbirine benzeyen iki özgür kadın. Zaten benzerliğiniz nedir diyince de "Özgür ruh oluşumuz" diye cevap veriyorlar. 

AİLELER

Serra, Sinematek Derneği’nin kurucularından ve ilk başkanı olan, TRT’nin ilk yöneticilerinden, Semih Tuğrul’un kızı, Emine Uşaklıgil, baba tarafından ünlü romancımız Halid Ziya Uşaklıgil’in torunu, Vaşington ve Paris’in efsanevi diplomatlarından Büyükelçi Bülent Uşaklıgil’in kızı, anne tarafından ise Cumhuriyet Gazetesi ve Anadolu Ajansı’nın kurucusu Yunus Nadi’nin torunu, Cumhuriyet’in, Vakfa geçmeden önceki aileden son sahibi Nadir Nadi’nin yeğeni. Cumhuriyet Gazetesi’ne Müessese Müdürü olduğunda, Genel Yayın Müdürü Hasan Cemal ve Okay Gönensin ile Cumhuriyet Gazetesi’nde yeniikten yana üç genç  yöneticiden biri.  Emine, gazeteciliğin yanısıra bir simultane çevirmen hem de sinemada kamera arkası tecrübesi var. 

NASIL TANIŞTILAR?

Emine ve Serra’yla Akaretlerde, Minoa Cafe’nin üst katında imza günü sonrası buluştum. İmza faslı iki saat sürdü, 3 bin basılan ilk baskı tükenmişti, imzaya gelenler kitap bulamadıklarından şikayet ediyorlardı. 

Emine Uşaklıgil, Serfiraz Ergun, Serra Yılmaz (soldan sağa)
Emine Uşaklıgil, Serfiraz Ergun, Serra Yılmaz (soldan sağa)

 

Serfiraz Ergun: Nasıl tanıştınız Serra’yla Emine?

Emine Uşaklıgil: Hatırlamıyoruz. 

SE: İkiniz de mi hatılamıyorsunuz? 

EU: İkimiz de hatırlamıyoruz ama aşağı yukarı tahmin ediyoruz. Aşağı yukarı ’80 lerin başı  gibi İstanbul’da tanıştık. 

SE: Bu kitap projesi çıkmadan önce arkadaşlığınız sıkı mıydı? 

EU: Buna Sera cevap versin, gelişti, yavaş yavaş diyelim.

Serra Yılmaz: E öyle tabii. Kitapla birlikte daha çok gelişti. Ama öncesinde de simultane çeviri yaptığımız için epey birlikte çalışmıştık. Birlikte çok eğlendiğimiz, aynı espri anlayışını paylaştığımız meydana çıkınca arkadaşlık da gelişti tabii. 

SE: Kitap, 'Şimdilik Bu Kadar’, bir nehir söyleşisi değil. Çünkü hem Emine ve Serra arasındaki parallellikler hem de zıtlıklar var kitap boyunca. Serra bütün sorular sana sorulmuş, sen pasif kalıp yalnız anlatıcı mıydın, yoksa sen de soru sordun mu Emine’ye?

SY: Ben ona çok fazla soru sormadım çünkü o genelde benim anlattıklarımın onda çağrıştırdığı anıları yazmak istediğini söylemişti. 

EU: Şunu da unutmayalım, Sera çok yoğun olduğu için yakaladıkça soruları sorabiliyordum. 

Emine Uşaklıgil, iki yıl önce bir şubat günü Floransa’ya gitti. Çünkü o sırada Serra, Angelo Savelli’nin Elif Şafak’ın Babave Piç romanından uyarladığı La Bastarda di Istanbul adlı oyununu oynuyordu. Aynı yönetmenin L’Ultimo Harem (Son Harem) oyununda Serra Yılmaz ardarda 12 yıl kapalı gişe oynamış ama Emine Uşaklıgil bu oyunu kaçırmıştı. Serra’nın kaldığı eski bir manastırın içindeki stüdyo dairede hem yediler içtiler, hem güldüler, hem gezip dolaştılar, hem geceleri Emine, Serra’yı sahnede izledi,  hem de kitabın ilk söyleşilerini gerçekleştirdiler. 

SERRA’NIN TİYATRO OYUNLARI İTALYA’DA KAPALI GİŞE

SE: Floransa’da başladınız bu söyleşiler dizisine, Emine gitti Floransa’ya, Serra’nın kaldığı dairede kaldı, birlikte yediniz içtiniz, Serra’nın kapalı gişe oynayan oyunlarına gittiniz ve bu söyleşinin ilk adımlarını attınız.

EU: Sera İtalya’da çok tanınıyor seviliyor ama Floransa’da bu sevgi ve ilgi kat be kat daha fazla. Sokağa çıkıyoruz, iki adımda bir biri geliyor, sarılıyor, öpüyor, teşekkür ediyor. Seyretmesi çok hoştu. 

SE: Serra, İtalya’da mı daha çok tanınıyorsun, Türkiye’de mi?

SY: Yaa bilmem, galiba öyle bir fark yok o kadar...İki tarafta da tanınıyorum ama belki biraz yaklaşım farklı. Mesela Türk izleyici, yani sokakta rastladığım insan, genelde televizyondan birşey hatırlıyor. Parmaklıklar Ardında, Şehnaz Tango gibi dizilerden. İtalya’da ise bir-iki dizide oynadım ama oynadıklarım altı bölümlük falan kısa dizilerdi. Yani buradakiler gibi yıllar boyu devam eden iki-üç saatlik dizilerden değil. Onun için İtalya’da beni hatırlayan diziden hatırlamaz. Film’den hatırlar, Ferzan’ın filminden hatırlar, özellikle de Ferzan’ın artık kült film haline gelmiş olan filmlerinden hatırlar.

Ferzan Özpetek ve Serra Yılmaz 'Cahil Periler' filminin setinde.
Ferzan Özpetek ve Serra Yılmaz 'Cahil Periler' filminin setinde.

SE: Cahil Periler gibi mi? 

SY: Cahil Periler tabii ki. Tiyatro oyunum 12 yıl kapalı gişe oynadı ama kimse çok fazla tiyatrodan da tanımaz. Genelde dünyada da kural budur. 

YURT DIŞI EĞİTİM

Serra Yılmaz, orta eğitimini Sainte-Pulcherie ve Saint-Benoit’da, üniversiteyi ise Fransa’nın Caen kentinde bitirir. Bursunu kaybetmemek için psikoloji okur ama sürekli oyunculuk ve tiyatro derslerine de girer. Emine Uşaklıgil’i ise annesi Türkiye’de ilkokul 1’e vermeye çalışır ama başaramaz, babası Bülent Uşaklıgil’in Dışişleri’nde büyükelçi olarak Kopenhag’a, Kahire’ye, Washington’a daha sonra da Paris’e atanması sonucunda üniversiteyi bitirinceye kadar hiç Türkiye’de eğitim görmez. Üniversite’de Siyasal Bilgiler okur. Serra, Türkçe, Fransızca, Italyanca’yı (ve herhalde İngilizce de biliyordur) ana dili gibi, Emine ise Türkçe, Fransızca ve İngilizce’yi ana dili gibi bilir. İkisi de uluslararası toplantılarda simultane tercüme yapar. Serra ,Mitterand ve Turgut Özal’a Çankaya’da akşam yemeğinde, Papa Francesco’nun Türkiye ziyaretinde, Putin, Erdoğan ve Berlusconi ile aynı otobüste mihmandarlık ve çeviri ve Avrupa Konseyi’nde tercümeler yapar. 

İKİSİ DE SİMULTANE ÇEVİRMEN

SE: Simültane tercümanlık çok zor bir iş. Bir dili ne kadar iyi konuşursan konuş simultane çeviri yapamazsın işin tekniğini bilmedikçe.

SY: Son zamanlarda o da tehlikeli bir durum almaya başladı.

SE: Neden?

SY: E baksana Afgan çevirmenler tehdit altında. (İngiliz Ordusu’na çevirmenlik yapan Afgan’ın Taliban tarafından vurulmasını kastediyor). Neticede gazetecilik gibi tehlikeli bir meslek olmaya başladı.

EUGazetecilik kadar değil ama...

SY: Sadece çevirmen olduğu için evinden çıkamayan insanlar var.

EU: Şunu da ilave etmek isterim. İlk başladığımda katıldığım toplantıların çoğu ilginçti. Giderek yavaş yavaş konuşmacıların ve konuşmaların kalitesi düştü. Ben de çok sıkılmaya başladım. Hangi alanda bir düşme yok ki orada da olmasın.

SE: Sen de öyle mi düşünüyorsun Serra?

SY: Aynen. 

SE: Her konuda çeviri yapıyor musunuz? Hem tıp, hem endüstri, hem siyaset vs gibi?

SY: Yapıyoruz, yapıyoruz, onun için çok ukalayız. 

EU: Genelde epey çalışmak da gerekiyor. 

Uşaklıgil Ailesi
Uşaklıgil Ailesi

 

SE: Emine, sen bir diplomat kızı olduğun için hayat senin için daha kola, yabancı dillerini oralarda öğrendin. Serra’nınki daha zor. Hadi Fransızcayı okulda öğrendi ama İtalyanca’yı Cihangir’deki apartman komşuları, 7 çocuklu İtalyan Kültür Ateşesi Renzo Milani’nin ailesinin içine sızmakla öğrendi. 

SY: Ama dikkat, İtalyanca’yı duyduğumda ben zaten Türkçe ve Fransızca’ya sahibim. Zaten bir başka Latin diline tamamen hakimim. Öyle olunca çok kolay. Çok kolay derken bu dil meselesi bir yetenek zaten. Çok çalışıp yapamayan var. 

SE: İtalyanca simultane çeviri yapıyorsun. Hiç İtalyanca akademik eğitim aldın mı?

SY: Hiç almadım.

SE: Pes Serra pes. 

EU: Ben de not düşüyorum. Ben de hiç Türkçe akademik eğitim almadım. Hiç Türkçe eğitim almadım. Türkiye’den 6 yaşımda ayrıldım, üniversiteyi  bitirdikten sonra döndüm. 

BENZERLİK VE ZITLIKLAR

SE: 2 yıl röportajlar, sohbetler sonucunda hangi konularda birbirinize benzediğinizi çıkardınız? İkiniz de yurt dışında okudunuz.

EUEspri anlayışlarımız aynıydı. 

SY: En önemlisi mizah anlayışı idi. Aynı şeylere gülmek, aynı şeyleri absürd bulmak, kendimizle çok dalga geçmek. Bunlar Türkiye’de her zaman çok sık rastlanan özellikler değil. Türkiye’de insanlar ne kendi kendileriyle dalga geçiyor, ne de başkaları onlarla geçsin istiyor. O yüzden mizaha karşı genel bir kabızlık söz konusu. Baksanıza bizdeki siyasiler kendilerini konu yapan karikatüristlere dava açıyorlar. O mizah. Olacak iş mi? Biz kendi kendiyle dalga geçmenin bizim ülkede az yapıldığını bildiğimizden, bu ikimizi yaklaştıdı tabii. Onun dışında benzerlik arayacak olursak herhalde özerklik. İkimiz de çok özerk kadınlarız. Yalnız yaşıyoruz, kendi kafamıza göre takılıyoruz,...

SE: Para kazanmak zorundasınız, kendiniz kazanıyorsunuz, biryerlerden bir rant ya da koca parası yemiyorsunuz, değil mi?

SY: Maalesef...maalesef...(Kahkahalar) Buna hep çok üzülmüşümdür. 

SE: İkiniz de diyelim ki buradaki Türk çocukları gibi ülkenizde eğitim aldınız. Yurt dışında batı eğitimi almadınız. Nasıl bir değişiklik olurdu sizde?

SY: Biz daha özgür ruhuz diye düşünüyorum. 
EU: yine olurduk, o bir karakter meselesi. 

SY: şöyle söyliyeyim sana, aslında eğitim sistemi çok belirleyici birşey. Bugüne kadar ‘ideal’ diyebileceğim herhangi bir eğitim sistemiyle karşılaşmadım. Ama en azından bizim zamanımızda Fransız sisteminin bir erdemi vardı, o da düşünmeyi öğretmekti. Disertasyon (tez) yazdırdıklarından tez-antitez-sentez yapmayı bilmek zorundasın. Sosyal medyadan bana gelen sorulardan da görüyorum ki bizimkiler düşünmeyi hiç sevmiyor. Benim yazdığımı dikkatlice okusa sorduğu sorunun orada cevaplandığını görecek zaten. Sürekli hazır birşey bekliyor. Yani bizim eğitim sistemimiz fazla soru sormamak üzerine kurulmuş. 

EU: Şunu da eklemek isterim. Sera’nın söylediği eğitim sistemine rağmen sorgulayan, kendini müthiş geliştiren, entellektüel olarak çok iyi yere gelen birçok insanla tanıştım. Her seferinde daha çok takdir ettim. Öte yandan son zamanlarda karşılaştığım birkaç Fransız bana oradaki eğitim sisteminin ne kadar bozulduğunu anlattı. 

Emine Uşaklıgil’e göre ikisinin birbirine benzemeyen yanları ise Serra’nın kıskanılacak kadar kuvvetli hafızası olması. Düşünün, bir yaşındayken vefat eden anneannesinin mevludunda giydiği elbiseyi hatırlıyor. Emine ise istemedği şeyleri kolayca hafızasından atıyor. Belki de bunu unutma, ve iyileşme, geleceğe dönük olma arzusundan yapıyor. Serra yaşadığı zorluklardan sonra hayatı hafife almasını biliyor ve sıkıntılarını böyle atıyor. Emine ise olayları kolay kolay hazmedemiyor. Ama kitaptan çıkardığım sonuç ikisi de babasının kızı.

SE: Serra, kitapta da epey anlatmışsın bunu, filmlerde dış görünüşünle ilgili hiç bir endişen yok. Mesela ‘ayy profilden nasıl çıkıyorum, ayy göbeğim çıktı mı acaba, içeri çekeyim mi?’ demiyorsun. Olduğun gibi oynuyorsun, bu ekrana yansıyor,  izleyiciler de bu samimiyetin yüzünden seni seviyorlar. Emine’ye hayatını anlatırken de bu kadar samimi miydin ve için dışın bir miydi? Kendini sınırladığın oldu mu?

SY: Tabii ki oldu. Hiçbir zaman herşeyi anlatmak mümkün değil. Hem de bizim ülkemizde... Ayrıca bizim hayatımıza dair anlattıklarımızda hiçbir zaman tek başına değiliz. Anlatılan şeyler başkalarını da işin içersine sokuyor. Bir mahremiyet konusu var. Bazı mahremiyetlere giremeyeceğimiz, bazı şeyleri açıklayamayacağımız için anlatmadık.

EU: Aynen, ister istemez öyle. 

SE: İkiniz de çok meslekli kişilersiniz ve yaptığınız işleri de profesyonelce yapıyorsunuz öyle hobi gibi değil. Bu meslekler içinde tercihiniz var mı?

SERRA OYUNCULUĞU EMİNE GAZETECİLİĞİ TERCİH EDİYOR

SY: Benimki her zaman için oyunculuk. Ben oyunculuk yapabilmek için başka işler yaptım hep. Maddi açıdan tabii ki.

EU: Her ne kadar artık yapmıyorsam da; gazetecilik.

SE: İkiniz de kanserle mücadele ettiniz ve Allaha şükür atlattınız. Nasıl karşıladınız? İlk şok nasıldı? 

SY: Ben o sırada Emine’yi tanımıyordum henuz. İlk öğrendiğimde beni ilgilendiren tek şey kızıma yeterince eşlik edip edemiyeceğimdi. Kızım gerçi bir bebek değil çocuktu ama bir anneye ihtiyacı vardı. Benim ilk şokta ilk aklıma gelen buydu. 

EU: Benim pek vaktim olmadı, çünkü bu hastalık meydana çıktığı zaman biraz geç kalınmıştı ve bir arkadaşım beni kulağımdan tuttuğu gibi Ankara’ya attı, hızla ameliyat ve ben kemoterapiye Washington’a ablam Zeyneb’in yanına gittim. Ben nasıl beslenmeliyim, neler yapmalıyım gibi şeyleri düşündüm. 

SE: Emine’nin iki kitabı var, 2011’de yayımlanan Benim Cumhuriyetim ve 2014’te yayımlanan Bir Şehri Yok Etmek. Serra’nın ise sayısız sinema , tiyatro ve dizi oyunculuğu, Şehir Tiyatrosu’nda geçirdiği yıllar, aldığı ödüller, Ferzan Özpetek’le çektiği filmler ve bir de yönetmenliğini yaptığı Cebimdeki Yabancı filmi. Ferzan Özpetek İtalya’da Paolo Genovese’nin Perfetti Sconosciuti adlı filmini Türkçe’ye uyarlamak ve ‘remake’ ini yapmak istiyordu. Filmin haklarını satın aldı. Ancak kendi çekmek istemedi. Serra’nın ilk yönetmenlik denemesi, Cebimdeki Yabancı. Seyretmesi çok hoş bir filmdi. Zaten 800bin izleyiciye de ulaşmış. Ama benim samimi fikrimi sorarsan bu filmde Ferzan Özpetek etkisi çok hissediliyordu. 

İLK YÖNETMENLİK TECRÜBESİ CEBİMDEKİ YABANCI

SY: E olmaz olur mu? Ferzan  prodüktörüydü ve zaten onunla neredeyse birlikte yaptım. Sette hep yanımdaydı. O olmasaydı zaten belki kalkışmazdım. Ferzan, o filmi çok beğendiğinden Türk versiyonunu yapmak istedi. Ben de “Denerim, niye olmasın?” demiştim. Ama tabii yine ona güvenerek. 

Ferzan Özpetek, Serra Yılmaz
Ferzan Özpetek, Serra Yılmaz

Ferzan Özpetek’in ‘Napoli’nin Sırrı’ filmi hafta sonu vizyona giriyor. Harem Suare, Serra Yılmaz’ın Ferzan Özpetek’le işbirliği ve dostluğunun temeli oldu.   Daha sonra Serra’nın ‘Ferzan’ın kült filmi’ dediği Cahil Periler geldi. Daha sonra Karşı Pencere ve İstanbul Kırmızısı. Özpetek  için “keyifli  bir ortamda çalışmayı seven bir yönetmen, sette keyiflenilsin, gülünsün, yenilsin, içilsin, şakalar yapılsın, birileri işletilsin, bunlardan çok hoşlanır” diye anlatmış kitapta. “Çalışmaya doyamazsın, film bitmesin istersin” de diyor. ‘Nasıl biri, Ferzan hakkında ne düşünüyorsun?’ diye soruyorum.

SY: Valla çok kötü bir dosttur, arkanı döndüğün anda bıçaklar... (Ha ha ha, kahkahalar atıyor) Buna rağmen ben çok tahammüllü biri olduğumdan ona tahammül ederim. (Ha ha ha)

SE: Peki, Ferzan’ın en iyi özelliği nedir sence?  

SY: Mizah duygusu. Çok güleriz birlikte. Ve absürd şeylere güleriz. Zaten o kadar absürd espriler yapıyoruz ki bizden başka hiç kimse bir b.k anlamıyor. Ay bunlar niye gülüyorlar diye bakıyorlar. Sinirleri bozulmuş herhalde diyorlar. 

SE: Türkçe mi İtalyanca mı konuşuyorsunuz aranızda?

SY: İkisini de. Birinden ötekine atlıyoruz. Nasıl Emine’yle Türkçe Fransızca git gel yapıyorsak. 

SE: Emine, ilk senden mi bu kitap fikri çıktı, sen mi teklif ettin Serra’ya?

EU: (Gülüyor...)

SE: Neden gülüyorsun?

SY: Bir teklif gelmedi. O ortaya bir fikir attı bir gün. “şöyle birşey olsa” dedi, başına kaldım. 

EU: Bu fikir ortada kaldı, unutuldu sanıyordum ki Sera, Sırma Köksal’la sohbet ediyor, Sırma o sırada Can Yayınları'nda Yayın Yönetmeni , ne konuşuyorlarsa, yaptık işte kitabı. 

İkisi birden kahkahalarla gülmeye başlıyorlar.

SE: Neden gülüyorsunuz? Benden birşey saklıyorsunuz. 

SY: Manasız manasız gülüyoruz işte. 

SE: Emine, gelecekte ne var?

EU: Bir bilsem. Kafamda iki tane kitap projesi var, ikisi de çok zor. 

CUMHURİYET GAZETESİ GÜNLERİ

Emine Uşaklıgil, Cumhuriyet Gazetesi'nde.
Emine Uşaklıgil, Cumhuriyet Gazetesi'nde.

SE: Cumhuriyetin son geçirdiği dalgalanmalar, istifalar hakkında ne düşünüyorsun?

EUHele Türkiye’nin şu döneminde, zaten ekonomik durumu kötü ve ağır baskı altında olan bir gazetede kavga çıkartmak, bunu ilgisiz bir mahkemeye taşımak, bir anlaşmaya gidileceği yerde gazeteyi bir kez daha parçalamayı hedeflemek  son derece  sorumsuz bir davranıştır diyorum. 

SE: Serra senin önündeki projeler?   

SY: Benim bu sene önümde geçen sene de oynadığım iki oyunun tekrarı var. Bir de yepyeni bir oyun var. Aralık ayında onun provasına gidiyorum. 22 Nisan’da oyun prömiyer yapacak, Piemonte’de bir ufak şehirde. Ondan sonra da İtalya’da o oyunla dolaşıyorum. 

SE: Piemonte gibi ufak bir yerde tiyatro izleyicisi bir tiyatro oyununu veya oyuncusunu tatmin edecek kadar çok mu? 

SY: Hayır, genelde İtalya’da oyunların başlangıcı, prömiyeri ufak şehirlerde yapılır ki otursun, sonra büyük şehre gelsin diye.

TÜRKÇE AKSAN MESELESİ

SE: Emine sana son bir soru. Sen Serra’ya neden Sera diyorsun? Aksanın mı bozuk?

EU: Bak çok kızıyorum buna. Senden bunu beklemezdim. Bütün çocukluğumda çektim bu belayı.  (İkisi de kahkahaları atıyor). Annem zahmet edip bana Türkçe öğretmedi. Ben Türkiye’ye gidiyorum geliyorum, insanlar Halit Ziya’nın torununun aksanına bak, ahh zavallı Halit Ziya diye düşünüyorlar... Bir de kazara Yunus Nadi’nin de torunu olduğumu öğrendiklerinde aman Allahım, yıkılıyorlardı. Senden bunu kesinlikle beklemiyordum. Bütün ‘A’ lar benim başımın belasıdır. 

SY: Fransada bana Seğa-Sera diyorlar İtalya’da ise Serr’a. 

EU: Sırrı çözüldü Sera’nın.

Serra Yılmaz’ın anlattığı, Emine Uşaklıgil’in yazdığı, ikisinin de hem özel hem meslek yaşamlarından kesitler veren kitabın başlığı “Şimdilik Bu Kadar”. Belki devamı gelir. 

 


Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300