Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Alsancak’ta çocukluğu geçmiş bir İzmirli olarak Enis Berki’yi tanışıklığım 1960’lı yıllara dayanır. Bizler ortaokul sıralarında iken o hayatının delikanlı çağlarını yaşıyordu.

        Giydiği her bir giysinin aynı rengin tonlarını taşıması, özellikle dikkatimizi çekerdi.

        Saçının şekli, İspanyol paça pantolonları ve spor otomobilleri ile o zamanki özgür ve başkaldırıcı düşünceyi savunan gençliğin vücut bulmuş bir şekliydi adeta...

        Bizler de yeni yetme gençler olarak hayranlıkla izlerdik kendisini.

        Her genç gibi bir siyasi görüşü de vardı elbet.

        O kadar ki savunduğu fikir ve görüşü temsil eden siyasi partinin isminin baş harflerini çok sevdiği Corvette marka otomobilinin plakasına koydurtmuştu.

        Hayatı boyunca da ne otomobilini ne de siyasi çizgisini hiçbir zaman terk etmedi.

        Aynen sevdiği ve inandığı dostlarını terk etmediği gibi...

        Enis Berki ile bizzat tanışmam 1989 yılında Kültürpark Tenis Kulübü’nde olmuştur.

        Yaklaşık 20 yıllık sevgi ve saygı duyguları çerçevesinde bir dostluğumuz oldu.

        Bunca geçen zaman içerisinde ne şahsıma ne de başkasına bilerek yapmış olduğu en ufak bir saygısız hareketini görmedim.

        Hayatı maddi olarak hep bolluk içerisinde geçmiş olmasına rağmen hiçbir şeyi abartılı ve göze batacak şekilde yaşamamaya özen gösterdi.

        İnandığı davayı ve sevdiği dostunu karşısında kim olursa olsun sonuna kadar cesurca savunurdu.

        Gururluydu...

        Siyaset ve sanat çevresinden oldukça çok dostları vardı.

        Her zaman sonsuz saygı duyduğu ve sevdiği sayın Süleyman Demirel’in en yakın dostlarından biri olmasına rağmen kendisi için hayatı boyunca en ufak bir ricada dahi bulunmamıştı.

        Belki de iyi dostluğun sebebi buydu. İyi yada kötü günde çıkarsız sevgi...

        Kültürpark Tenis Kulübü içinde her zamanki oturduğu masasında o ciddi görüntüsünün ardında, hep muzip ve tatlı yaramaz bir çocuk yatardı.

        Sevdiği arkadaşı tenis oynarken kortun kapısını açıp saha içerisine canlı bir kuzuyu sokacak kadar şakayı severdi.

        Sıcak yaz akşamlarında kulüp bahçesindeki masası günlük olayların, şakaların ya da ciddi siyasetin konuşulduğu, fikir alışverişlerinin yapıldığı bir dergah gibiydi adeta...

        Yaşamış olduğu hızlı gençlik yıllarına rağmen muhafazakar yanı her zaman ağır basardı.

        Gece gündüz boynundan çıkarmadan taşıdığı kolye içindeki Kuran -ı Kerim onun tek uğuruydu.

        Din ile ilgili sohbetleri severdi. Bu konuda da oldukça bilgi sahibiydi.

        Ne evini, ne otomobilini, ne de sevdiği dostlarını hiçbir şey uğruna terk etmedi.

        Aynen kalbinde ve evinin duvarlarında hep özenle taşımış olduğu biricik aşkı gibi...

        Güle güle benim mert ve cesur dostum.

        Bizi terk edişin bile sana yakışır şekilde oldu.

        Eminim, yıllardır çektiğin hasret sona ermiştir....

        Diğer Yazılar