Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

BİR toplumun kendi hafızasını veya bilinçaltını bir yükten kurtarması, vicdanını temizlemesi ferahlatıcı ve özgürleştirici bir iştir. Ne var ki ister istemez insanların ve toplumların kendilerine yediremedikleri, geçmişlerine ait kusurlarla/günahlarla/suçlarla yüzleşmelerini gerektirir. O nedenle kolay gerçekleşemez. Yüzleşilmesi istenen gerçek korkutucudur, sindirilmesi zordur. Bu konularda başı çekenlerin işleri bu nedenle hiç kolay değildir. Çabaları mutlaka toplumsal ret ve inat duvarına çarpar. Çoğu modern toplumun, uluslaşma adı verilen hayli zorlu, kanlı, şiddetli süreçten geçmiş toplulukların hemen hepsinin dolaplarında bu türden hayaletler, iskeletler bulunur. Almanlarınki Yahudi soykırımı, Amerika kıtasındakilerinki kıtanın yerlilerinin yok edilişi, ABD’ninki kölelik, Fransa’nınki Cezayir diye ilanihaye örnek sıralayabilirsiniz.
Türkiye’nin ki Ermeni tehciri/kıyımı ya da dünyanın Türkiye dışında geri kalanının kabullenişiyle soykırımıdır. Bence yaşanana hangi ismin konacağı birincil mesele değildir. “Medz Yeghern” kadim bir milletin acısını büyük bir ağırbaşlılıkla tanımlar kanımca.
Yunan mübadelesi ile birlikte Anadolu’nun Müslümanlaştırılmasının en derin yaraları bırakan, vicdanların içine kâbus gibi yerleşenidir. Diğerinden faklı olarak çok kanlı gerçekleşmiş olanıdır. Osmanlı mirasını pek çok açıdan reddeden Cumhuriyet kendi kurucu seçkinleri arasında da Ermeni kıyımından ve malların gasp edilmesinden sorumlu pek çok kişi bulunduğu için konuyu deşmemiştir. Murat Bardakçı’nın son kitabının da gösterdiği gibi 1945 yılına kadar Ermeni malları, Cumhuriyet kurucularının siyasi hasımları olan önde gelen İttihatçıların ailelerine dağıtılmıştır. Jön Türklerle başlayan, Cumhuriyet ile devam eden Müslüman unsurun sermaye birikiminin sağlanmasında en önemli katkı mal-mülke el koyarak sağlanmıştır. Bu iş Cumhuriyet’in kuruluşunda da bitmemiş, Trakya olayları, Varlık Vergisi, 6-7 Eylül olayları, vakıf mallarına el koyulması ile devam etmiştir. 
Sonunda bir modernite örneği olarak kendini tanımlamak isteyen ve laik olduğunu iddia eden Cumhuriyet, İsmet Özel’in dediği gibi Anadolu’nun hemen tümüyle Müslümanlaşmasını sağlamıştır. Bu tarihtir ve bu saatten sonra geri çevrilecek değildir. Başka yerlerde benzerleri yaşanmıştır. Sürekli kara bağlamanın da gereği yoktur.
Ne var ki bu uluslaşma sürecinin kurbanlarının, daha doğrusu onların yakınlarının ve vârislerinin çektikleri acıların, uğradıkları haksızlıkların bilindiğini, bundan dolayı bir vicdan muhasebesi yapıldığını duymaya, kendi huzurları açısından ihtiyaçları vardır. Her insan gibi onlar da artık bir defteri kapamak, yenisini açmak arzusunu taşırlar. Cemaat olarak, toplum olarak, millet olarak bu arınmaya ihtiyaçları vardır. Tıpkı cürümlerden sorumlu olanlar gibi.
Osmanlı Ermenilerinin kaderi 20. yüzyılın en acı, insanlık açısından en vicdan yaralayıcı olaylarından birisidir. Bu kaderin o denli amansızca, insafsızca ve hunharca tecelli etmemesi için gayret sarf etmiş, hatta canını vermiş Anadolu Müslümanlarının, devlet sorumlularının varlığı yaşanan trajedideki en değerli insani pırıltıdır.
Başbakan Erdoğan’ın 23 Nisan günü “1915 olaylarına ilişkin mesajı” Türkiye’nin yalnızca siyasal değil toplumsal tarihinde de bir dönüm noktasıdır. Başbakan’ın bunu hangi saikle yaptığı bence önemli değildir. İsterse zaten hasmı diye gördüğü İttihatçı-Kemalist seçkinlerin bir günahını daha sergilemek istemiş olsun; isterse 1915’in 100. yılına hazırlık yapmak; isterse de iç politikada, bu mesajında dile getirdiği duyarlılıktan çok uzak söylem ve davranışını gizlemek amacıyla.
Sonuçta Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı “kadim ve eşsiz bir coğrafyanın benzer gelenek ve göreneklere sahip halklarından” bahsetmiş, onların acılarını anladığını söylemiştir. Er ya da geç Türkiye Ermeni kırımıyla yüzleşecek ve bu sayede, toplu vicdanını zincirlerinden kurtarıp kendi özgürleşmesinin de kapılarını açacaktır.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!