Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Türkiye’de son yıllarda toplumun çoğulculaşması kadar, topluma sunulan hizmetleri üreten aygıtların da çeşitlendiğine tanık oluyoruz.

        Kamusal ya da özel nitelikli hizmet üretiminin bu bağlamda en fazla dikkat çektiği alanlardan biri de eğitim ve bilim.

        Kamu üniversitelerinin yıllardan beri sırtlarını dayadıkları devletten aldıkları iktidar gücü ve meşruiyetin, söz konusu kurumların ürettikleri dışsallıklara toplumun çok fazla itibar etmemesi gibi bir sonuca yol açtığı malum.

        Daha doğrusu, üniversitelerin dışsallıklarının toplumsal faydasının, üniversitelerin asli işlevleriyle çok fazla uğraşmaması nedeniyle düşük kaldığını görüyoruz.

        Bunda üniversitelerdeki makro iktidar odaklarından mikro karar verici odaklara kadar tüm unsurların bilime atfettiği anlam ve önem kadar, üniversitelerin idari, mali alanlarındaki özerk olmayan halleri ile kurumsallaşmış biat kültürünün etkili olduğunu söyleyebiliriz.

        Durum böyle olunca, kamu üniversiteleri dışında, mali, teknik altyapılarıyla, donanımlarıyla eğitim ve bilim alanına dahil olan vakıf üniversitelerinin kurulduktan kısa bir süre sonra, ürettikleri dışsallıkların toplumsal faydaları kamuya ait olanlarla ciddi rekabete girdi.

        Bugün gelinen noktada, bazı vakıf üniversitelerinin ürettikleri değerlerin kamu üniversitelerinin önünde oluşuna şaşmamak gerekir.

        +

        Bu saptamayı özellikle sosyal bilimlerin alt disiplin alanlarıyla ilgili olarak yapıyoruz.

        “Anayasa değişikliğiyle ilgili referandum tartışmasının sürdüğü bugünlerde, kamuoyunda üniversitelerin bu konuda niye sesi çıkmıyor?” şeklinde eleştiriler ve değerlendirmeler dikkat çekici boyutlarda.

        Eleştiriyi yapanlar haksız değiller.

        Kamu üniversitelerindeki öğretim elemanlarının çoğu ve neredeyse her üniversitede kurulu stratejik araştırma merkezleri bu konuda suskun.

        Konuya ilişkin bilimsel eylemsizlik, 12 Eylül askeri cuntasından başlayarak, bugüne kadar akademisyenliğin biçim ve içerik olarak devlet memurluğuna indirgenmiş olmasıyla ilintili.

        +

        Sonuçta, sosyal bilimlerin ilgi alanına giren çoğu konuda toplumsal olana dair fikir geliştirme, eleştirme, sorgulama, yeri geldiğinde muhalif olma kamunun dışındaki vakıf üniversitelerine ve son yıllarda sayıları süratle artan stratejik düşünce kuruluşlarına nasip oluyor.

        Üniversiteler dışında strateji ve politika geliştirme amacıyla yakın zamanlarda kurulan stratejik düşünce kuruluşlarına bakalım.

        İlk anda sayabileceğimiz sayısız kuruluş adı var:

        Turksam, Orsam, Usak, Eraren, SDE, Tasam, Setav...

        Saydığımız bu merkezlerin hiçbirinin bir kamu ya da vakıf üniversitesiyle organik bağı bulunmuyor.

        Vakıf üniversitelerinin düşünce ve araştırma merkezleri de dikkate değer:

        Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi, Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi gibi...

        +

        Sosyal bilimlerin gelişimi, toplumsal fayda olarak çıktıya dönüşmesi anlamında önemli fonksiyon icra eden ve merkezi Ankara’da olan Stratejik Düşünce Enstitüsü (SDE) bunlardan biri.

        Türk dış ve iç politikasına dair gelişmeleri çok yakından takip edip, strateji geliştiren bu merkezin kısa bir süre önce, “Türkiye’de Ortak Bir Kimlik Olarak Ötekilik” isimli çalışması yayınlandı.

        Bugün bir başka etkinlik için İzmir’deler.

        Tepekule Kongre Merkezi’nde saat 14’te “Referandum 2010-12 Eylül: Bu Sefer Demokrasi” konulu panel düzenliyorlar.

        “Bu Anayasa değişiklikleriyle demokrasi gelir mi?” diyebilirsiniz. Fakat, İzmir’deki üniversitelerin bilimsel eylemsizliği karşısında, önemli bir etkinlik olacağını düşünüyorum.

        Diğer Yazılar