Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        OLDUM olası yol üstü lezzet duraklarını keşfetmeye bayılırım. Çocukluğumda Adıyaman-İstanbul arası durulan her yerde mutlaka yemek yerdim. Uyumuyordum yollarda verilen molayı kaçırırım diye. Çocukluğumdan kalma bir alışkanlık olduğu için kısa mesafeleri arabayla gitmeyi tercih ediyorum. Yolda mola verip güzel bir yemek yemek, güzel bir kahvaltı yapmak için... Ama son yıllarda bu alışkanlığımdan vazgeçmek üzereyim. Yolda nerede durursam durayım, artık o eski lezzetleri göremiyorum. Bu işi yapan yerel halkın biraz kafasını kumdan çıkarıp İstanbul’da neler oluyor bakması gerekiyor. İstanbul-Ankara arası tüneli geçtikten sonra, Köfteci Sabahattin diye bir yerde mola verip kahvaltı yapalım dedim. “Kahvaltı var mı?” dedik, “Var” dediler. “O zaman güzel bir kahvaltı istiyorum” dedim. Ortaya tabakta bir kahvaltı geldi ki akıllara ziyan! Her şey bozulmuş, garip bir kahvaltı tabağı... Baktım baktım yenilecek gibi olmadığını görünce de “Bari ev yemeklerinden bir şeyler yiyeyim” dedim. Tavuk haşlama istedim. Masaya geldi. Tavuğu parçalamak mesele. Çünkü daha tavuk pişmemiş. En son sahanda yumurtayla günü tamamladım. Allah’- tan sahanda yumurtada sürpriz olmadı ama onun dışındaki her şey çok kötüydü. Halbuki binlerce insanın geçtiği bir yol orası... Bir de birçok tesis var o yolun üzerinde. Kalkarken neler olması gerektiğini tek tek anlattım. Garson bana, “Haklısınız, bütün müşteriler bu durumdan şikâyet ediyor ama düzeltemiyoruz” deyince, benim de yapacak bir şeyimin olmadığını gördüm. Artık yol üstü lezzet durakları, lezzetsiz duraklar olmuş. Ama dönüşte yöresel ürünler almak için girdiğim Berceste muhteşem bir konsept, ne ararsan var... Hepsi taptaze, tüm ürünler “Beni al” diye bağırıyor. Bu arada ortada kocaman kocaman çuvallar içinde aklınıza ne geliyorsa var. Ceviz, fındık, fıstık leblebi, kayısı... Anlayacağınız yok yok! İnsanlar ellerini batırıp avuç avuç alıp yiyor bunları. Müessese de “Göz hakkı” deyip kimseye bir şey söylemiyor. Vallahi helal olsun! Herhalde yarım saatlik alışverişte yarım kilo ceviz ve fındık gibi şeyler tüketmişimdir...

        Sess ve Biber şimdi Uludağ’da

        İSTANBUL gece hayatına Türkçe müzikle muhteşem bir giriş yapan Sess, yine adından söz ettiriyor. Geçtiğimiz günlerde gittiğim mekân ağzına kadar doluydu. İşletmeci Nedim Binler her zaman olduğu gibi yine işinin başındaydı. Türkçe müzik olarak birçok yer açıldı ama son surat en çok iş yapan yer olarak Sess kaldı. Açılan diğer mekânlar zamanla popülerliğini kaybetti sanırım. Sess gerek konumu gerekse rahat ulaşımından dolayı hâlâ en iyi Türkçe müzik yapan mekânlar arasında. Zaten bir Türkçe furyası vardı ama sanki yavaş yavaş geçiyor gibi. Birçok mekan açıldı, arada 1-2 tanesi kalır diğerleri yakın zamanda değişir. Çünkü bizde bir şey tutarsa herkes aynı şeyi yapıyor. Yaratıcılık olmadığı için tüm mekânlar bire bir aynı oluyor. Emre Ergani, Sess’in yeni şubesini Uludağ’a taşıyor. Uludağ Mandıra’da açılacak olan mekân için son hazırlıklar bitmek üzereymiş. Aynı zamanda Emre Ergani Nişantaşı’nın en çok iş yapan yerlerinden biri olan Biber’i de Uludağ’da açmak için kolları sıvamış. Her iki mekânın da Uludağ’da iyi iş yapacağını umuyorum. Çünkü açıldığı yere ulaşmak biraz zaman alıyor. Ama Emre’nin buna bir çözüm bulacağından eminim. Son yıllarda Uludağ’a nedense kimse yatırım yapmak istemiyor. Bir sürü otel var ama ağız tadıyla gidip eğleneceğiniz yer yok. En son gittiğimde lobide oturup sohbet etmiştik. Kervasaray Otel’in altında bir yer var fakat ben gitmek istemedim. Hep duyarım gideni kazıkladıkları için “Bir daha gidersem” diyorlar. İsmini hatırlamadığım mekân için bu lafları çok duyuyorum. O yüzden yeni açılacak mekânların 3 ay da olsa çok iyi iş yapacağını biliyorum. Hele hele ikinci bölge artık çok gelişti. Sess de Biber de ikinci bölgede olduğu için rahat rahat iş yapar.

        Romantik yemeklerin yeni mekânı

        ÇOK özel günler oluyor, insan gidecek bir yer bulamıyor. Benim özel günlerde aklıma en büyük tercihlerimden biri olan Lacivert geliyor. Onun dışında çok mekân var. Ama neredeyse sürekli kullandığımız için belki bize çok özel gelmiyordur. Artık İstanbul’da çok daha yeni mekânlara ihtiyaç var. Aklımıza gelen mekânlar artık eskidi ya da çok kullandık. Sunset’e neredeyse bin kere gitmişim. Ulus 29 keza aynı imajla aynı şekilde. Özel yemek yenilecek yeni bir yeri tesadüfen keşfettim. Geçtiğimiz günlerde özel bir yemek için “Nereye gidiceğim?” diye düşünürken ilk açıldığında bir kere gittiğim ama adını hep duyduğum İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın tam tersinde bulunan X Restaurant aklıma geldi. Beyoğlu’nda yaşadığım en büyük sıkıntı çoğu yere yürüyerek gidebiliyorsunuz. Ama X Restaurant’ın araçla önüne kadar gidip sonra asansörle en üst kata yani terasa çıkıyorsunuz.

        AYASOFYA’YA KARŞI YEMEK KEYFİ

        Hemen girişte bekleme yeri ve bar var. Yemek saati gelene kadar barda içkinizi yudumlayıp karşınızdaki muhteşem Ayasofya ve Haliç manzarası eşliğinde zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Zaten müşterilerin çoğu yabancı, Türk müşteri daha burayı keşfetmemiş. Tüketmekte üstümüze olmadığı için bize mekân dayanmıyor. Bardan nedense kalkmak istemedim. Daha sonra yemeğe geçip oturduktan sonra ilk olarak iki çesit başlangıç daha sonra da ana yemek ve bir şise şarapla birlikte gelen hesap 240 TL. Hesap çok uygun, yemekler çok lezzetli. Sunumlar da aynı şekilde; personel çok kibar, seni mutlu etmek için elinden geleni yapıyor. Böyle mekânların çoğalması gerekiyor. Ben nasıl gittim diye soracak olursanız Develi Kebap’ın genç veliahtı Nuri Develi mekânı anlata anlata bitiremeyince benim için de gitmek farz oldu. Daha önce bir öğle yemeği için gittiğim mekân hem daha yeni açılmıştı hem de ögle yemeği olduğu için keşfetmemiştim.

        Diğer Yazılar