Papermoon'da yılbaşı gecesi nasıl geçti?
İstanbul'un şehir kulübü Papermoon’da her sene geleneksel olarak sadece devamlı müşterileri için bir parti yapılıyor. Dışarıdan gelen tanımadıkları birini almıyorlar, herkes rahat etsin diye. Yıllardır bu efsane konuşulur durur. Ancak Papermoon’da yeni yıla girmek şimdiye kadar hiç kısmet olmamıştı. Her sene yeni yıla şehir dışında bir yerde girerdim. Bu sene de Kartalkaya’ya niyetlendim ancak yeterli derecede kar olmayınca vazgeçtim. İstanbul’da program yapmaya çalışırken önümde birçok alternatif vardı. Yazan çizen biri olarak nerede ne olduğunu daha iyi biliyorum. Düşündüm düşündüm Papermoon’a gitmeye karar verdim. Karar vermesine verdim ancak yer yok. Papermoon’un Superman lakaplı müdürü Sezgin Yüce “Ağabey bir bekle sana haber vereceğim” dedi ve yeni yıldan üç dört gün önce “Güzel bir yer ayarladım merak etme” diye mesaj atmış. Düşünün dört gün önceden arıyorum ama yer yok. Rezervasyonları bir ay önceden kapatmışlar. Bizim gibi son dakikacılar dışında herkes yerini belirlemiş. Hatta daha önceden gelip yerine bakanlar bile varmış. Yerimiz hazır artık, nereyi ayarladın diye sormuyorum. Kapı önü bile olsa eyvallah diyeceğim. İstanbul’da kalmışken evde oturmak olmaz.
BOĞAZ’A TEPEDEN BAKMAK
Aynı şekilde çok sevdiğim, İstanbul’un en iyi otellerinden biri olan Le Meridien’in residence bölümünde de iki günlük oda rezervasyonu yaptım. Açıldığı günden beri çok sevdiğim otellerin başında geliyor. Sevmem için o kadar çok neden var ki. Bir kere otel yeni ve konumu çok güzel. Bebek’e Etiler’e 5 dakika mesafede. Boğaz bölgesine inmek isteseniz abartmıyorum 4 dakikada boğazdasın. Bunun yanında evime ofisime de yakın. Hizmet anlayışı çok iyi. Odalar Boğaz’a bakıyor. Bütün odalar çok geniş.
Oda fiyatları Boğaz’daki otellere nazaran daha uygun. Çalışan personelin artık çoğunu tanıyorum. Bunların yanında otelin içindeki restoranlar sektördeki restoranlara taş çıkarır. Yemeklerin lezzeti, sunumlar takdire şayan. Özellikle La Torre restoranı deneyin derim. Daha ne olsun. Tercih etmem için birçok neden var. Her şeyden önemlisi otelin tarzını çok beğeniyorum. Yeni yıl öncesi otele yerleştim. Önce bir sauna ve buhar odası, sonra hamamda köpüklü masaj ve odaya çıktım. Akşam için programım olduğundan iki köprüyü birden gören ve alabildiğine Boğaz manzarası olan barına gidemedim; o da bir dahaki sefere artık.
SOSYETE PAPERMOON’A AKIN ETTİ
Biraz dinlendikten sonra 5 dakika mesafedeki Papermoon’a gittim. Yıllardır gidiyorum ancak bu sefer heyecan başka. İçeriye girer girmez yapılan hazırlıklardan zaten gecenin çok iyi geçeceğini anlıyorsunuz. Sizi kapıda ellerinde masa numarası yazan defterlerle bekleyen kızlar karşılıyor. Herkesi masasına kadar götürüyorlar. Herkes çok şık, kadınlar tuvalet, erkekler çoğunluk takım elbise tercih etmiş. Nereye baksan tanıdık. Onunla selamlaş, bununla selamlaş benim masaya geçmem 20 dakikayı buldu. Benim gördüklerim sadece bahçeye kadar giden yoldaki tanıdıklar. İçeride dört yüz kişi varmış. Kafe bölümüne ilk defa yeni yıl için masa atmışlar. O tarafları görmedim bile. Masaya geçtik küçük bir mönü yapmışlar. Çok kalabalık olduğu için hem mutfakta hem lezzette sorun olsun istememişler. Ama ana yemekten 6 çeşit, ara sıcaktan yine 5-6 çeşit, salata türü veya başlangıç için 10 çeşit tercih var. Ben gittiğimde saat 22.00’yi gösteriyordu. Tabii ki hemen yemek siparişi verdim.
O gece porcino mantarlı safranlı risotto tercih ettim. Masadakiler ıstakozlu linguini tercih etti. O kadar kalabalık olmasına rağmen bütün yemekler çok lezzetliydi. Böyle gecelerde kimse memnun kalmaz hele hele ben hiç kalmam. Çünkü kalabalıktan dolayı servis aksar çoğu yerde. Ancak Papermoon normal zamanda nasıl hizmet verdiyse yılbaşı gecesinin de hakkını verdi. Fiyat olarak belli bir şey yoktu. Ne kadar tüketirsen o kadar ödüyorsun. Gecenin sonunda gelen hesaba baktığımda gayet normaldi, hiç abartılmamıştı. Böyle gecelerde kişi başı bilmem kaç yüz TL deyip işin içinden çıkanlar var. Ne kadar tüketim yapabilirsin ki? Altı üstü bir ana yemek, bir başlangıç bir iki şişe de içki içersin. Papermoon bunu bilerek ne kadar yersen o kadar ödersin kardeşim diye yola çıkmış. Vallahi helal olsun. İsterlerse ciro rekoru kırabilirlerdi.
MUHTEŞEM BİR GECE
Ancak müşterileri hep tanıdık ve hep Papermoon’u tercih edenler olduğu için böyle bir uygulama yapılmış. Dediğim gibi kimi ararsan o gece Papermoon’daydı. Yan masamızda Dinçkök Ailesi’nin en çalışkan kadını Alize Dinçkök Eyüpoğlu vardı. Bütün aile aynı masada eğleniyorlardı. Alize Hanım o gece ne kadar samimi bir patron olduğunu gösterdi. Gecenin sonunda bütün personelle dans etti, hepsiyle eğlendi. Tebrik etmek gerekiyor. Bazı patronlar bırak eğlenmeyi tokalaşmaz bile. Bunu çok gördüm. Çevremde öyle kibirli adam da çok var o yüzden çoğu ile görüşmüyorum. İstanbul’un elit tabakası olarak nitelendireceğimiz herkes oradaydı. Şimdi buradan kimler vardı diyerek tek tek yazmak istemiyorum. Unuttuğum oluyor sonra bana gönül koyuyorlar. Milyar dolarlık zenginlerin hepsinin yurtdışında yeni yıla girdiğini düşünürüz. O gece gördüklerimden sonra öyle olmadığını anladım. Herkes Papermoon’da eğleniyordu. Şampanyalar havada uçuşuyordu. Ama ne rahatsızlık duyan vardı ne de kavga gürültü. Gecede sanki bir aile yemeği yeniyor havası hâkimdi, sıcak ve samimi. Gece boyunca bir dakika yerinde durmayan personeli, komisi her şeyi hak ediyor.
Başta Sezgin Yüce olmak üzere Turan Çetinkaya, Reşat Önat, Türkay Cansız hepsi başarılı bir sınavdan geçtiler. Bir de böyle özel geceler çok tehlikeli olur. Maazallah eğer iyi hizmet veremezseniz yandınız, ertesi gün dedikodular alır başını gider. Ne olduğunu bile anlamadan İstanbul’un en kötü mekânı olursunuz. Çünkü oraya gelenlerin çoğu evinde hizmetçisi, aşçısı, şoförü olan insanlar. Yani her şekilde hizmet alan bir kesimden söz ediyoruz. O gece bize hizmet eden garson Cengiz Dilber ve yardımcısı Hasan Komza harikalar yarattılar. Elimizi havaya kaldırmamıza fırsat vermediler. Tebrikler...