Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        İSTANBUL gece hayatında son dönemlerde ‘fine dining’ mutfaklar art arda açılmaya başlandı. Fine dining’i bilmeyenler için hemen özetleyeyim: Hemen hemen her mutfağın yer aldığı şık bir mekân olunca fine dining oluyor. Sunset, Ulus 29, Gaspar ve Fenix gibi mekânlar da bu kategoriye giriyor. Son dönemde inanılmaz moda oldu. Artık kafe kültüründen yavaş yavaş sıkılan gece hayatı müdavimleri şimdi böyle mekânları tercih ediyor. İşte bu mekânlardan biri tam Nişantaşı’nın göbeği olan Atiye Sokak’ta açıldı. Atiye Sokak’ı bilen insanlar bile nerede açıldığını bilmiyor. Hemen söyleyeyim; Salomanje’nin yanında çok güzel bir yer yapıldı. Daha doğrusu yıkık dökük olan bina yıkılıp yerine yeni bina yapıldı. Projenin sahibi ise The House Café ve The House otellerinin yaratıcısı Ferit Baltacıoğlu. Ferit uzun yıllar yurtdışında yaşamış. 12 sene önce yeme içme işine girmiş ve son yıllarda yaptığı atakla da bütün rakiplerini geride bıraktı. Önce House Cafe’leri bir yere getirdi. İstanbul’un en güzel yerlerinde çok iş yapan mekânlar düzene girdikten sonra otel işine el attı. Ortaköy, Nişantaşı, Beyoğlu derken şimdi de Tünel’de muhteşem bir The House Otel daha açmış. İlave olarak İstanbul’da birkaç tane daha açacağını söylüyor. Oteller çok başarılı. Bilmeyen The House otelleri yabancı bir marka zannediyor. Çünkü Ferit, ortakları Canan ve Ramazan ile çok uyumlu çalışıyor. Herkesin bir görevi var. O yüzden grup her geçen gün daha da büyüyor. Nişantaşı’nda bir apartman dairesinin içinde olan House Café en çok iş yapan mekânlar arasında. Şu an ciro olarak bir numara. Ferit, Nişantaşı’nı o kadar çok seviyor ki Nişantaşı Spor Kulübü’nü bile satın almış. “Nişantaşı benim hayatım oldu” diyor. “Evim, işimin büyük bir bölümü yaşantım hepsi burada.”

        5 MİLYON DOLARLIK MEKÂN

        Şimdi Nişantaşı’na bu kadar gönülden bağlı olan Ferit, eski bir binayı kiralayıp yeniden yapıyor. Hemen giriş katına 4 metre tavan yüksekliği ve arkada bahçesi bulunan bir mekân dizayn ediyor. Son günlerin en çok konuşulan mekânlarının başında gelen Nopa’ya ben de zar zor yer bularak gittim. Günlerden cuma, mekân ağzına kadar dolu. Sanki New York’tasınız. İnanılmaz bir ambiyans var. Atiye Sokak’ın tam ortasında yeni yapılmış binanın giriş katında yer alıyor. Birkaç basamak çıktıktan sonra mekâna giriyorsunuz. Hemen solda dizilmiş beyaz örtülü masalar. Biraz ilerledikten sonra sağ tarafta kocaman bir alan, hemen önünde 80 kişilik bir yemek alanı. Duvarlar boydan boya gerçek çiçekler ile örtülmüş. Her taraf yemyeşil. Muhteşem bir konsept. Orkideden antoryuma, hederadan acorus’a kadar 55 çeşit bitki var. Mekânın çatısı yeni bir sistem ile kapatılmış. Sistem, teleskopik dedikleri raylı ve şeffaf bir camdan oluşuyor. Saniyeler içinde açılıp saniyeler içinde kapanıyor. Son dönemlerde sigaradan dolayı üstü açık mekânlara büyük ihtiyaç olduğunu daha önce yazmıştım. Neyse masaya geçtik yanımda modacım Taji de vardı. Bizim masamıza o gece garson Aydın baktı. Çok güzel servis yaptı. Bir mekânda en önemlisi budur zaten.

        PERSONEL İŞBAŞINDA

        Zaten mekânda çok özel insanlar çalışıyor. Mesela müdür olarak işe başlayan Cankut Piyale yıllarca Amerika’da yaşamış. Şimdi Nopa’da müdürlük yapıyor. İnanılmaz hareketli ve çok kibar. Arasanız bir eşini bulamazsınız. Müdür o kadar çok önemli ki. Kapıda karşılamada Sasha var. Yarım yamalak Türkçe’sine rağmen o da aynı şekilde çok başarılı. Yüzünde güller açıyor. Mekânın değerlerinden biri. Aynı şeklide bar şefi yine Kevin adında çok başarılı bir Amerikalı barmen. Ekip Türk ve Amerikalı karışımı olmuş. Kısacası mekânın ambiyansı ile uyuşan bir ekip var. Yemeklere sıra gelince ortaya başlangıç olarak yengeç kek, buratta, ahtapot ızgara ve avokadolu pancar salatası istedik. Ana yemekte ben dil balığı, Taji de Nopa special istedi. Yemekler çok başarılı. O gece etrafa şöyle bir göz attım. İstanbul’un bütün ahalisi mekânı mesken tutmuş. Ralph Tezman, eşi ve kardeşi Selim Tezman ile Adnan Polat Yunanlı dünürleriyle, Siren Ertan arkadaş grubu ile Moris Kohen eşiyle, Akın Öngör ailesi ile Şebnem Işık eşi Erkin Ersoy‘la oradaydı, Bennu Gerede’yi de arkadaşları ile gördüm. Bu kadar tanınmış insanı bir arada görmek hakikaten çok zordur. O gece herkes soluğu Nopa’da almış. Saatler ilerledikçe tam karşınızda duran DJ, müziğin sesini biraz yükseltiyor. Oturduğunuz yerden eğleniyorsunuz. İtiş yok kakış yok. Hava muhteşem, gökyüzünde yıldızlar. İsteyen purosunu içiyor isteyen sigarasını. Duman derdi yok. Daha ne olsun. İlerleyen saatlerde masaya Ferit de geldi. Öğle yemeklerinde de çok iddialı olduklarını söyledi. Vallahi Nişantaşı’nda öğle yemeğine gidilecek mekân sayısı o kadar az ki. Şimdi Nopa ile birlikte bir hareketlilik gelir. Nopa şimdiden Nişantaşı’nın Papermoon’u olmaya aday. İstanbul’un böyle mekânlara çok ihtiyacı var.

        Diğer Yazılar