Şehrin en popüler mekânı Cantinery
SON aylarda İstanbul gece hayatında birbiri ardına yeni mekânlar açılıyor. Nopa, Fume ve Fenix’ten sonra şehrin yeni trend mekânı Cantinery açıldı. Aslında mekânı açan isim hepimize çok tanıdık. Şehrin en önemli yerlerinden biri olan Bebek Lucca’nın sahibi Cem Mihrap. Öncelikle Cem Mihrap’ı takdir ediyorum. Çünkü açgözlü değil. Lucca ile başlayan eğlence serüvenine aynı şekilde devam etti. Birçok yerden teklif gelmesine, açılan yeni alışveriş merkezlerinde en iyi yerler kendisine verilmesine rağmen ikinci bir Lucca açmadı. Bugün artık İstanbul’da klasik olmuş bir mekân oldu Lucca. Ben gitmem diyenlerin bile gizliden gizliye gittiği bir mekân haline geldi. “Orası et pazarı ne işim var” diyenlerin ertesi gün kuyrukta yer kapmak için beklediğini görürsünüz. Tüm bu saydıklarımı gece hayatında yapacak kişi sayısı parmakla sayılacak kadar az.
LUCCA’DAN SONRA İKİNCİ MEKÂN
Bana Zorlu’da yeni bir yer açacağını daha önce söylemişti. Lucca benzeri mi başka bir şey mi derken ortaya çok başka bir mekân çıkmış. Geçtiğimiz cuma günü Zorlu Center PSM’de düzenlenen bir gösteriye gittim. İlk defa gittiğim mekândan gerçekten büyülendim. Zorlu’da sorunlar devam ediyor. Ancak böyle bir salon Avrupa’da bile yok. Program başlamadan önce zamanımız vardı, Cantinery’de oturmaya karar verdik. İnanılmaz kalabalık. Yer bulamayanlar ısrarla beklemeye devam ediyor. Ancak insanların yiyip kalkacak halleri yok. Zorlu Center şu anda herkesin gitmek istediği mekân durumunda. Artık böyle yerlere rezervasyon yaptırmak gerekiyor fakat bu kültür bizde yok. Ortadaki büyük masaya oturduk. Karides carpaccio, ıstakoz burger geldi. Sonrasında ragu pappardelle ve trüflü yaban mantarlı pizza aldık. Tatlı olarak ise cheesecake geldi. Yemekler çok lezzetliydi fakat servis için çok iyi diyemeyeceğim. Mekân yeni, zamanla oturacağına eminim. Cem Mihrap işin başında. Garsonundan komisine herkeste heyecan olunca aksaklıklar normal. Onun dışında her şey çok güzel.
MEKÂNDA NEW YORK HAVASI
Mekânın dekorasyonunu ABD’nin ünlü mimarlık firması Roman & Williams yapmış. Son dönemlerde açılan mekânlar New York havası var denilerek anlatılmaya çalışılıyor. “New York havası nasıl oluyor” diyen okurlar var, hemen anlatayım: Mekân rahat, dekorasyon yormuyor. Yemekler lezzetli, içeride yormayan, rahatsız etmeyen bir yoğunluk ve medeni bir ortam var. Benim için New York havası bu demek. Cantinery şehirde güzel bir mekân olmuş. Lucca’dan sonra bir mekân daha kazandırmış Cem Mihrap. Peki Lucca, Cantinery’nin işlerini etkiler mi? Bence hiç etkilemez, mönüsünden sunumlarına kadar tarzları çok farklı. Cantinery beyaz yakalıların tercih edeceği bir yer olmuş. Bence Zorlu Center için de büyük bir adım oldu. Artık bu tarz orijinal mekânlar büyük ilgi görüyor. Cem Mihrap gün geçtikçe kaliteyi yükseltmeli. Fiyatlar uygun, ne çok pahalı ne çok ucuz. Istakoz burger 25 TL, şampanya aromalı pırasa çorbası 20 TL, tagliolini ise 40 TL. Mutfağın başında ise Şef Pelin Çakar var.
Her şeyi bilen müşteri sendromu
SON günlerde bana acayip şikâyetler geliyor. Mekân sahipleri işletmecileri “Hep bizi yazıyorsun bir de müşterinin yaptıklarını yazsan” demeye başladılar. Müşteri ne yapıyor diye sorduğumda gerçekten ağzım açık kaldı. Yer beğenmeme filan artık eskide kalmış, yeni nesil müşteri her şeyi ben bilirim edasında dolaşmaya başlamış. Artık neredeyse mönüye karışacak kadar, işletmenin kurallarını çiğneyecek kadar.
Ben de şöyle bir gözetleyince hakikaten mekânlar çoğalınca bizim gezen tayfa çığırından çıkmış. Eskiden iyi yer olsun, biraz da iyi servis, lezzet iyi olursa süper, hesap da uygun geldi miydi ballı kaymaktı. Şimdi bunların hepsini bir arada isteyen hatta bununla yetinmeyen bile var. Geçtiğimiz günlerde bir mekânda müşteri “Mönünüzden sıkıldım artık değiştirseniz” demiş. “Buraya geliyorum yiyecek bir şey bulamıyorum” diye de eklemiş. Mönüye baktığında başlangıç, ara sıcak, ana yemek derken tam tamına 80 çeşit var. Allah akıl fikir versin. Bir başkası da artık sınırı aşarak masaya gelen yemeği beğenmeyip aşçıyı çağırıp nasıl yapması gerektiğini anlatmış. Artık bizde herkes aşçı, herkes işletmeci, herkes 50 TL hesap verdiği mekânda kendisini oranın sahibi zannediyor. Gece hayatında hakikaten böyle garip tipler var. Kardeşim aşçının bir reçetesi var. Beğenmiyorsan git evinde kendin yap, istediğin şeyi içine koy. Aşçıya akıl vermek sana mı kaldı? Sanki 50 TL hesap verince herkes ona kul köle olmak zorunda. Burada bunu yapanlar yurtdışında kuyrukta bekler gıkları çıkmaz. İşte mekân çoğalınca herkes kendini bir şey zannediyor. Ne diyelim işletmecilere Allah kolaylık versin.
Sofa Otel bence düğün yapmasın
BUGÜNLERDE davetten davete, düğünden düğüne koşar oldum. Hepsini yazmak tabii ki mümkün değil. Neyse asıl konuya gelelim. Geçtiğimiz günlerde yine bir arkadaşım evleniyor. Biz de yollara düşüp düğüne gittik. Düğünde kimi ararsanız var. Tuncay Özilhan, oğlu ve gelini, Hande Subaşı, eski Fenerbahçeli oyuncu Pierre van Hooijdonk say say bitmez. Davetliler güzel ve seçkin, bizim Tolga ve Esma’nın düğünü muhteşem ancak servis sunum rezalet. Sofa Otel eski Long Table olan yeri bozmuş, davet alanı olarak küçük bir balo salonu yapmış. Buraya kadar her şey çok güzel. Ama gel gelelim ikram edilen yemeklerden tutun servise kadar her şey çok kötü. Personelin zaten Sofa Otel çalışanı olmadığı her halinden belli. O gün davet olduğu için dışarıdan part time olarak çağrılmışlar. Taşıma suyla değirmen döner mi? Koskoca Sofa Otel bir aktivitede daha fazla para kazanacağım diye potansiyel müşteriyi bile kaçırıyor.
Eğer düğün davet işlerini Sofa Otel yapacaksa önce kalifiye eleman kadrosunu tam oturtmalı. Dışarıdan günlük gelen adam ile hizmet vermek olur mu? Ya da başka yerlerde nasıl hizmet veriliyor gidip bir baksınlar, bu işi yapıp yapamayacaklarına öyle karar versinler. Geceden sadece ben değil herkes çok mutsuz ayrıldı. Ertesi gün yapılan düğün kritiğinde herkes Sofa’nın ne kadar başarısız olduğunu konuştu. Umarım gerekeni yaparlar.