Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

BAZI sahne insanlarına piyanist, kemancı veya dansçı denilmesini pek doğru bulmam ve bundan çekinirim. Çünkü onlar bu unvanlardan daha fazlasına sahiptirler. Yorumculuk, her notanın, her saniyenin ve salisenin bir anlam ve değer kazanarak müziğin gereklerinin gün yüzüne kavuşmasıdır. Müzisyen ise, düşüncenin, bilginin, kültürün, duygusal potansiyelin ve tabii ki emekçiliğin sonucu olarak, hayatının değerli bir kısmını sanatına adayabilen kişidir. Yaşamın bu sonsuz maratonu içinde yer alabilen olağanüstü kişilere, "sanatçı" denir. Hiç kuşku yok ki yaşama hizmet konusunda sanatın varlığı reddedilemez ve eksikliği düşünülemez çünkü "sanat" hayatın kendisidir bence. İşte bu yüzden, müzisyen sanatçının yorumlarındaki her bir nota değerlidir. Tıpkı yaşamdaki her anın değeri gibi. Müthiş bir matematik süzgecinden geçirilerek, ölçülerek, özenle biçilerek, zevkle, kültürle, bilinçle, duyguyla ve deneyimle tasarlanarak ortaya çıkarılan yorumlar, kesinlikle virtüözlük (ustalık) gerektirir. Bu derinlik ve zenginliğe sahip ustalara, "müzisyen yorumcu ve sanatçı" denir.
Her zaman her şey tartışılabilir ve eleştirilebilir. Bu özelliğin, gerektiği zaman ve platformda, -kazanılan ve yaşayan değerlerin- daha da yüceltilerek yaşamdaki en doğru yerlerini bulabilmesi için, önemli bir katkı sağladığına inanıyorum. Ancak o değerlere dokunabilmek ve üzerlerinde konuşabilmek, hiç öyle basit bir iş değildir ve olamaz da. Çünkü bu gerçek bir donanım gerektirir. Başarılması kolay olmayan işçilik ve ortadaki işten, seçilmiş bir misyoner ve onun sahnedeki somut gerçeğinden ve aslında kelimenin tam anlamıyla "kutsallıktan" söz ediyoruz. Bu gerçeklikle uzaktan yakından ilgisi olmayan düşünce ve yorumların değeri ve manası yoktur.

EMRE ELİVAR
Geçtiğimiz hafta değerli piyano sanatçımız Emre Elivar'ın İstanbul konserleri etkileyiciydi ve büyük mutluluk yarattı. Virtüözitesi, derin müzikalitesi, müthiş çalışkanlığı ve son derece alçakgönüllü karakteriyle, her konseriyle gerçek müzikseverlerin gönüllerini fetheden sanatçı ve sevgili dostumun başarısını öncelikle kutluyor ve içtenlikle alkışlıyorum.
Emre Elivar'dan solist olarak, 3 Mayıs Cuma akşamı Marek Pijarowski yönetimindeki İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası eşliğinde Mozart'ın 23 Numaralı La Majör Piyano Konçertosu'nu dinlemek büyük bir keyifti. Caddebostan Kültür Merkezi'nde gerçekleşen konserde Emre, her notanın hayat bulduğu olgunlukta ve Mozart müziğinin özümsenerek yaşandığı bir dantel işçiliği kadar somut ve doyurucu bir yorum sundu. Kendisine eşlik eden değerli orkestracı arkadaşlardan bazıları, "Öyle güzel çalıyor ki büyüsüne kapılıyor, değerli eşliğine özen gösteriyoruz!.. " diye kendilerini ifade ediyorlardı. Daha sonra 5 Mayıs günü, Borusan Kültür Evi'ndeki modern müzik resitalinde ise, "Emre Elivar ustalığı"nın bambaşka bir yüzünü hep birlikte yaşadık. Kendisini, George Benjamin, Kamran İnce, Thomas Ades, Mehmet Can Özer ve Mahir Çetiz gibi değerli çağdaş bestecilerin eserlerinden oluşan çok ilginç bir programla dinledik. Eserlerin her birini çok severek dinledim. Modern müzikten anlamıyorum diye sıkılarak söz eden dinleyicinin bile, hiçbir notası boş olmayan sanatçının etkileyici yorumlarıyla kendisini mutlu hissetmesi, mesajın netlikle yerine ulaştığının göstergesidir. Bu sıra dışı konserdeki dinleyici sayısının yetersizliği bile (ki kaçırılmış bir fırsat olarak değerlendiriyorum) ilgili konser atmosferinin etkisini ve gücünü azaltmadı. Tam tersine, o akşam Emre'yi adeta tüm dünyanın dinlediği ve dinleyeceği hissediliyordu...

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!