Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

KEMANIMLA özgün bir ilişkim var. Beni keman virtüözü olmaya zorlayan olmadı. Âşık oldum. Bu duygu zamanla büyüyerek kalıcı ve özel bir sevgiye dönüştü. Gerçek aşka... Virtüöz olmanın ötesinde kemanla yaşamak, büyük bir konsantrasyon gerektirir ve bu sadece bir meslek değil, bir yaşam biçimidir. Müziğin hizmetkârı olmak ise büyük bir lütuftur.
Kendim dışında, ükemizin değerlerini her zaman saygıyla, içtenlik ve takdirle düşünüyorum. Satırlarım yettiğince onlardan bu köşede de hayranlıkla söz etmeye çalışıyorum. Türkiye'de birçok enstrümanın değerli solistleri var. Bunların dışında, senfoni orkestralarımızın içinde yer almak üzere yetiştirilen değerli enstrümantalistler, operalarımızda sesleriyle müziğe can veren başarılı şarkıcılar ve enfes dansçılarımız var. Uzun yıllar süren meşakkatli eğitim, mücadele, özverili çalışma ve emeklerin sonucunda zorlukla yetişen ve "sanatçı" sıfatına hakkıyla ulaşabilen insanları ülkemiz Türkiye'ye kazanmak, en medeni değerdir. Çağdaş uygarlık düzeyine varabilen tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi, Türkiye'de de, Cumhuriyetimizin varlığından bu yana sanat kurumları devletimiz tarafından yaşatılmaktadır.
İlgili kurumların yapılanması ve işlevselliği konularında henüz somutlaşmayan ve uygulamaya geçilmeyen ancak "söylenti" düzeyindeki değişiklikleri içeren düşünce ve kararların, şimdiden bu değerli kurumlar ve çalışanları üzerinde baskı yaratacak şekilde yansıtılmış olması üzücüdür. Kurum ve değerlerimiz daha da yüceltilmeli, netliğe kavuşturmak adına her şey açık açık tartışılabilmeli ve değerler boş yere yıpratılmamalı diye düşünüyorum, çünkü çalışacak çok şeyimiz var.
Kültür ve sanat hayatının kurumsal işleyişi olarak, en gelişmiş ülkelerden birisi olan İngiltere'nin örnek alındığını işitiyoruz. İngiltere, Almanya ve Fransa gibi birinci dünya ülkelerinde evrensel sanatı ve müziği seven çok sayıda insan var. Dolayısıyla destekçileri de çok fazla. Örnek olarak: Konser solistlerinin empresaryoları (organizatörleri) vardır. Çeşitli konser salonlarının yanı sıra, şatolar, kiliseler ve özel malikâneler bile sanata kapılarını açmışlardır. Sanat ve hayat iç içedir ve sanat dünyası tüm bu imkânlardan maddi ve manevi olarak beslenmektedir. Farklı bir örneğe ayrıca dikkat çekmek isterim: Kendi kültürlerinden oldukça uzak sayılsa da, dünyaya ayak uydurabilmek adına "evrensel" kültürün zenginliklerini üstün başarıyla benimsemiş dünyanın ekonomik devlerinden Japonya'da, sadece başkent Tokyo'da yedi adet son derece vasıflı senfoni orkestrası vardır.
Kısacası, kurumlar kendi içlerinde yenilenebilir ve dinamikleri pek tabii değişebilir. Örneğin, konservatuvarlarımızdan yeni mezun, kalifiye genç sanatçıların önü mutlak suretle açılmalıdır. Gelişen Türkiye Cumhuriyeti'ne ve her geçen gün büyüyen ekonomisiyle daha da zenginleşen devletimize, kuruluşu hiç kolay ve yeni olmayan gelişmiş ve çağdaş kurumlarımızın kapatılması değil, sonsuza dek yüceltilerek yaşatılması yaraşır ve yakışır...

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!