Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bu yazı yayınlandığında anayasa referandumu sonuçları üzerinde tartışmalar devam ediyor olacak. Her seçim, her referandum bir başka söyleyişle her oylamada açılan sandıklar bir şeyi ifade eder. Önemli olan bunun neyi anlattığını, neyi ifade ettiğini birçok faktörü dikkate alarak anlamaya çalışmaktır. Bu faktörler toplumun değişme eğilimlerinden, sivil toplum, devlet ve birey arasında yaşanan sorunlara kadar uzanmaktadır. Yoksa herkesin, sonuçların kendisine göre bir yorumunu yaparak, kendisini haklılaştıracak gerekçeler ortaya koyarak durumunu mazur göstermeye çalışması gibi bir tavırla karşılaşırız ki bunda şaşılacak bir şey olmaz.

        Yaşadığımız referandumun ‘evet veya hayır’ın ötesinde taşıdığı bir anlam var mıdır? Daha açıkça söylemek gerekirse sonuçlar ‘evet’ değil de ‘hayır’ olsaydı ne olabilirdi veya ne değişirdi buna bakmak gerekir.

        Her seçim bir şey söyler

        Hemen ifade etmek gerekir ki referandumun sonucu ne olursa olsun Türkiye’nin ana yönelimini çok fazla etkilemeyecektir. Çünkü Türkiye’de toplumun değişimini, kazandığı ivmeyi, onun ortaya çıkardığı aktörleri, kısaca toplumsal enerjiyi hiçbir ‘politik karar’ veya bu karara bağlı süreçler tersine çeviremez.

        Her toplumsal değişim sürecinin yeni sorunlar yarattığı bilinen bir husustur. Ortaya çıkan bu sorunları çözmeye yönelik bir siyaset ortaya konmadığı müddetçe, toplumun değişme dinamiği kavranarak yeni siyasetler üretilmediği sürece referandum sonuçlarının evet veya hayır olması neyi değiştirecektir? Tersini söylemek belki daha doğrudur: Evet ya da hayır’ı bizatihi toplumdaki değişme talepleri belirlemektedir. Bunu anlamamak bir anlamda ‘siyasetin tabiatı’nı kavramada sorun yaşamak demektir.

        Toplumsal sorunların yasal ve anayasal düzenlemelerle çözüleceği iddiası esas itibariyle çok geçerli bir fikir değildir. Eğer anayasalar ve yasalarla sorun çözmek mümkün olsaydı inanın insanların işi çok daha kolay olurdu. O zaman bütün mesele dünyanın en iyi işleyen normatif düzenlerini ya nasıl tercüme ve transfer ederiz ya da nasıl yaparız sorusuna cevap aramakla hallolunabilirdi.

        Toplumların karşılaştığı sorunları hukukî düzenlemelerle çözme iddiası bir anlamda toplumu hukukla yönetilebilir, bir mühendislik alanı olarak görme yanlışına dayanmaktadır.

        Bu tür anlayışlar bizde daha çok darbelerden sonra ortaya çıkan militarist uygulamaların yarattığı sonuçlar olarak görülebilir. Derin temelinde ise, bürokratik zihniyet ve devletçi geleneğin tortuları bulunmaktadır. Bürokratik düşünce tarzı her türlü toplumsal, ekonomik ve siyasal sorunu bir ‘yasal düzenleme’ meselesi olarak gören ve ‘idari’ bir meseleye dönüştüren zihniyete dayanır.

        12 Eylül’den Sonra

        O zaman şunu tespit etmek gerekir ki, Türkiye’nin sorunu sadece anayasalarda değişiklik yapmakla çözülemez. Sorun Türkiye’nin değişme dinamiklerini kapsayan devlet ve toplum ilişkilerini tam anlamıyla sivilleştirecek bir anayasanın yanında, devleti daha çok siyasete açan, toplumu devlete karşı daha fazla özgürleştiren bir zihniyet değişimini gerçekleştirmekle ilgilidir.

        Anayasaların meclisin ürettiği diğer yasaların sorunların çözümüne katkı yaptığını söylemeye bile gerek yoktur. Ancak bunların katkısı veya etkisi toplumun, siyaset kurumunun ve kültürün yapısal unsurların dinamiklerine bağlı olarak inşa edilmeleri önemlidir.

        Artık Türkiye son 20 yılda birincisi; toplumsal gelişme hızıyla, ikincisi; kültürel eğilimleriyle, üçüncüsü ise; bunlara ayak uydurmakta sorun yaşasa da demokratik sürecinin kazandırdığı ivmeyle siyaset kurumu karşılaştığı sorunları çözecek bir anlayışa, yeni bir zihniyet yapısına doğru ilerlemektedir.

        Baştaki soruya dönersek, Türkiye bugün anayasa değişikliğine evet demiştir. Tersi de olsaydı ülkenin yaşadığı toplumsal değişim devam edecekti ve kendi yolunu açacaktı. Bu değişimin devam etmesi Türkiye’nin gücüdür ve geleceğini inşa eden de budur. Onun için hiç kimse bunu dikkate almadan sonuçları değerlendiremez. Aksi, ‘millet yanlış, ben doğruyum’ demek olur ki bunun nasıl bir anlayış olduğunu söylemeye bile gerek yoktur.

        Diğer Yazılar