Mahalle baskısı son yıllarda moda bir deyim haline geldi. Halk arasında yaygın bir deyimken birkaç yıl önce neredeyse bilimsel bir kavram gibi takdim edildi. Kısaca halk deyimiyken birdenbire sosyolojik bir kavram oldu.
Tophanede bir sanat galerisine yapılan saldırı olayıyla, mahalle baskısı kavramı yeniden tartışmaların başköşesine oturdu.
Kimin Baskısı?
Şunu belirtmek gerekir ki, her toplumda, her toplumsal yapıda yer alan gruplar kendi değerlerine ve o değerleri koruyacak bir normatif düzene sahiptirler. Bu toplumsal gruplar kendilerine dışarıdan gelen, en azından öyle algıladıkları etkilere karşı bu normatif yapıya dayanarak tepki gösterirler.
Burada sorun şudur, genellikle nispi belirli bir istikrar içerisinde yaşayan toplumlarda, toplumsal grupların "normatif düzenlerine" karşı, başka toplumsal gruplar da belli bir anlayışlı tutum gösterirler. Yani toplumsal yapıda yer alan farklı gruplar arasında, belli bir uzlaşma zemini ve belli bir anlayışlı yaklaşım tarzı oluşmuştur. Bu durumu, geleneksel toplumların yüzlerce yıllık hayat tecrübelerinden çıkarttıklar "toplumsal barış dersleri" olarak görmek de mümkündür.
O halde sorun nerededir? Neden başörtülü hanımların varlığını ya da onların temsil ettiği hayat tarzını başkaları mahalle baskısı olarak algılıyor? Bunu tersine çevirerek de sorabiliriz.
Bu sorunun cevabını Tophane'deki sanat galerisi olayı etrafında nasıl değerlendirebiliriz?
Sanırım meselenin düğümlendiği noktayı anlamaya yönelik ipuçları, Tophane'nin yaşadığı değişimden ülkenin yaşadığı toplumsal yapı değişimlerine kadar uzanmaktadır.
Türkiye'nin toplumsal olarak yaşadığı yapı değişmeleri, birincisi eski toplumsal gruplar arasındaki fiziksel mekânsal ilişkileri değiştirdiği gibi, anlam boyutunu da değiştirmektedir. İkincisi, toplumsal gruplar arasındaki geleneğin ürettiği uzlaşma anlayışları da değişmektedir. Üçüncüsü, Türkiye'nin toplumsal yapısında yaşanan kapitalistleşme sürecinin yaygınlaşması, bu sürecin farklı konumlarında yer alan insanların birbirlerine karşı tutumlarını da değiştirmektedir. Burada rekabet, mücadele veya çatışma gibi her biri farklı sorunlara yol açacak davranış biçimleri ortaya çıkmaktadır.

Uzlaşma Noktası Yok Mu?
Kısaca çatışma varsa henüz uzlaşma üretecek bir kültür oluşmamış demektir. Bu, bir anlamda değişim o kadar hız kazanmıştır ki eski hayat tarzları içinde yer alanlarla, farklılaşarak ortaya çıkan yeni hayat tarzları içinde yer alanlar arasında henüz bir uzlaşma dilinin ve kavramlarının gelişmemesi demektir.
Yani değişme ve istikrar arasındaki çelişkiler Türkiye'de mahalle baskısı diye tartışılmaya çalışılan meselelerin daha bir süre daha tartışılacağını göstermektedir. Burada yapılacak bir şey yok mudur? Bu süreci anlamak ve bunun yarattığı sorunları belli bir çatışma dilinin dışında, başka bir dille okumak sanırım süreci yönetmenin ilk şartıdır.
Değişen toplumların mekân ilişkilerinin değişmesi Tophane'de yaşanan olayın anlaşılması bakımından önemlidir. Kapitalistleşme süreci kentin rant alanlarının farklılaşmasını sürekli olarak üreten bir ilişki yaratmaktadır. Bir anlamda diferansiyel rant denilen süreç toplumsal farklılıkların, toplumsal statülerin hareketliliği ile ilgilidir. Toplumsal gruplar sınıf ilişkileri içerisinde mekânı dönüştürdükçe, o mekânların eski yapıları içerisinde yer alan hayat tarzlarıyla karşı karşıya gelirler. Bu süreç bugün Türkiye'de kentleşme dinamiğini yaratan unsurlardan birisidir.
Bütün bunlar bize toplumsal dinamiklerin ürettiği hayat tarzları arasında yeni uzlaşma kültürleri yaratacak ortak değer ve ilkelere duyulan ihtiyacı göstermektedir. Bu ihtiyacı karşılayacak kaynak ise gelenekselle modernin sentezinde yatmaktadır.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!