Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Türk siyasi hayatında tarihsel bir yeri olan CHP’nin aktüel olarak da kendisini önemli bir siyasal aktör konumuna taşıması, hem demokrasimizin gelişmesi açısından, hem de siyasetin sorun çözme gücünü artırması bakımından gereklidir ve mühimdir.
CHP’de yaşanan lider değişimi, ülkemizde hem kamuoyunda, hem de partililerde yeni bir hamle, yeni bir hareket ümidi yaratmıştır. Özellikle Baykal’ın siyasal ve kültürel birikimine, niteliklerine rağmen doğrudan parti içinde olmasa bile, medya, iş alemi ve diğer çevrelerde çeşitli nedenlerle çok sempatik bulunmamasının, bu ümidin oluşmasında veya oluşturulmasında katkısı olduğu söylenebilir.
Kılıçdaroğlu’nun partinin liderlik koltuğuna oturmasıyla birlikte oluşan atmosfer, önce ‘CHP yükselişe geçti’ tarzında kamuoyu yoklamalarıyla desteklenmiş, arkasından referandum sonucu ortaya çıkan tabloyla birlikte yerini bazı ‘tereddütlere’ bırakmış görünmektedir.
Değişim ve CHP
CHP’nin değişiminden bahsedenlerin önce şu soruyu cevaplandırmaları gerekmez mi: CHP’nin değişimi ne anlama gelmektedir?
Sorunun asıl zor olan tarafı da bu soruda düğümlenmektedir. Çünkü bir siyasal partinin değişmesi akşamdan sabaha olacak bir şey olmadığı gibi, bir mühendislik projesi olarak da tasarlanıp ele alınamaz.
CHP’nin öncelikli sorunu bir sosyal demokrat parti olmak şeklinde ortaya konabilir. Bu durum ise CHP’nin çok fazla problemle içi içe olması anlamına gelmektedir.
Bunlardan birincisi; Türkiye gibi bir ülkede sosyal demokrat parti olmanın tarihsel şartlarıyla ilgilidir. Çok iyi bilindiği üzere sosyal demokrat ideolojiler Marksizm’e karşı işçi sınıflarının demokrasi içerisinde kapitalizmle mücadele edilebilirliği anlayışına dayanmaktadır. Hatta bu yüzden sosyal demokrat partiler, bunların önde gelen düşünürleri Marksistler tarafından ‘revizyonizm’ suçlamalarıyla muhatap olmuşlardır.
Meseleyi teorik bir tartışmaya dönüştürmemek için CHP’nin buradaki durumuna dönersek, Türkiye’de ne güçlü bir işçi, sınıfı ne de onlarla ilgili siyasal bir kültür ve gelenek bulunmaktadır.
Çıkış Yolu Var Mı?
Türk toplumunun durumu tamamen farklıdır. Türkiye’nin önünde tarihsel olarak duran ilk mesele, öncelikle hâlâ kalkınma sorunuyla ilgilidir. Diğer mesele ise; siyasal modernleşme sorunu etrafında yaşanan değişmelerle ilgilidir ki bunlardan en önemlisi demokratikleşme sürecidir.
Bu durumda CHP burada ne yapabilir? Sosyal demokrasi ideolojisi bir kalkınma modeline sahip olmaktan çok bir ‘paylaşım modeli’ sorunu üzerinde odaklanmıştır. Bunu, kalkınmanın yarattığı sosyal ve ekonomik sorunları çözme yaklaşımı diye de nitelendirebiliriz.
Burada açıkça söylenmesi gereken husus şudur: CHP hem sosyal demokrat olmak hem de sosyal demokrat ideolojiye, Türkiye’nin şartlarını da dikkate alarak yeni bir şeyler katmak durumundadır. CHP bunu başarabilir mi? Görüldüğü gibi iş yani ‘CHP’nin değişimi’ söylendiği kadar basit ve kolay değildir.
İkinci sorun, CHP’nin kendi varlığı ve tarihsel formasyonu ile ilgilidir. CHP tarihsel olarak tek parti ve şeflik geleneğinin siyasal mirasına sahiptir. Bu mirasın M. Kemal Atatürk’ün saygınlığından istifade etmek üzere ‘Kemalizm’ adıyla bir ideolojik anlayışa dönüştürmeye çalışıldığı, bilinen bir husustur. Bugün sosyal demokrat olma iddiasıyla, bu tarihsel ideolojik yaklaşım nasıl uzlaştırılacaktır ya da sosyal demokrasinin ilkeleri bu ideolojinin yerine nasıl ikame edilecektir. Bu önemli bir sorudur.
CHP’nin sahip olduğu tarihsel hassasiyetleri aşması devlet, toplum ve birey arasındaki ilişkileri yeniden tanımlamasını gerektirmektedir. Bunun dayanılan toplumsal tabakalarla olduğu kadar, toplumsal taleplerin siyasete dönüştürülmesiyle de ilişkisi bulunmaktadır. Yani sosyal demokrat bir partinin, siyaset etme biçiminin inşa edilmesi gerekmektedir.
CHP’nin nereye gidebileceğini, yukarda ele aldığımız soru ve benzerlerine verdiği cevaplar tayin edecektir.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!